1000 Yıl Önce Farabi’de “Öz-Biçim Mücadelesi” ve Diyalektik Kavrayış

Derin Aldatmanın Felsefesi
Ekim 6, 2019
Farabi, Kelam ve Felsefenin Farkı
Ekim 6, 2019

1000 Yıl Önce Farabi’de “Öz-Biçim Mücadelesi” ve Diyalektik Kavrayış

Öz-Biçim Mücadelesi ve Diyalektik Kavrayış…

Farabi bundan 1000 yıl önce felsefeyi, bir köy veya kasabada yaşayan sıradan bir insanı aydınlatır gibi tane tane ve halkın kendi dilinde anlatıyor.

Maddenin temel özelliği, kesintisiz hareket halinde olması ve bunu da sürekli yeni bir biçim alarak ortaya koymasıdır. Öz daima yeni bir biçime evrilirken, biçim ise sahip olduğu varlığını korumak ve yok olmamak için direnç gösterir. Kazanansa daima yeni bir biçimle eski biçimi tarihin bilinmezliğine gönderen öz olur.

Nesne (sandalye, yatak, tabak, çatal gibi) atomlardan oluşan maddenin (öz) somutta var olmasının, yani bir şekil, form ve biçimde ortaya çıkmasının ifadesidir. Öz-biçim çatışması, aslında biçimlerin birbiriyle çatışması şeklinde ortaya çıkar. Yani diyalektik yasa, özün suretleri olan niteliklerin-kavramların birbiriyle çatışmasıdır. Her nesne veya her biçim maddenin varlık göstermesinin ifadesi olduğu için bu durum zihnimize, bir öz-biçim karşıtlığı olarak da yansır.

Maddenin, daha doğrusu nesne ve olguların tarihsel süreçte değişime uğraması ve bunun da kendi iç çatışmasının (diyalektik) bir sonucu olduğu gerçeğini, her ne kadar kısmen Herakleitos’a borçluysak da bu yasayı gerçek anlamda ilk kez bütün yönleriyle Hegel, Tinin Görüngübilimi adlı eserinde açıklığa kavuşturmuştu. Bkz. Dünyayı Değiştiren Düşünürler, c.4, s.185 vd. Herakleitos için bkz. Dünyayı Değiştiren Düşünürler c.1, s.131 vd.

Şimdi Farabi’nin bu mücadeleyi nasıl anlattığına bakalım:

“Maddenin Ardından Suretin (Biçim) Gelmesi Hakkında…

Şeyler varlığa geldikten sonra [maddenin biçime kavuşması] onların özellikleri, varlıklarını korumak ve devam ettirmektir. Ne var ki, bu tür varlıklar madde (öz) ve suretten (biçim) meydana geldiklerinden, suretler ise birbirine zıt olduklarından ve her maddenin özelliği, bir sureti ve onun zıddını kabul etmek olduğundan, bu cisimlerin her biri gerek maddesi gerekse sureti bakımından bir hak ve liyakata [işe yararlılık] sahiptir.

Sureti bakımından onun hakkı, sahip olduğu varlığını devam ettirmektir (Bekâ; muhafazarkarlığın temeli burada yatar). Maddesi bakımından hakkı ise, olduğu varlığına zıt olan bir varlığı gerçekleştirmektir. Ancak bu iki varlık tarzını aynı anda gerçekleştirmesi mümkün olmadığı için, bundan, diğerini ise başka bir zamanda gerçekleştirmek durumunda olduğu sonucu ortaya çıkar; öyle ki, o varlığa gelir ve bu varlığını koruyarak bir müddet bu varlıkta devam eder. Ondan sonra ortadan kalkar ve onun zıttı varlığa gelir ve bu böylece ebediyen devam eder. Çünkü o ikisinden hiçbirinin varlığa diğerinden daha çok hakkı yoktur ve yine onlardan birinin varlığını koruması ve devam ettirmesi, diğerinin bunu yapmasından evla değildir. Zira onların her birinin varlık ve devamlılıktan belli bir hissesi vardır… Sonuç şudur ki, sanki onlardan her birinin diğerinde hakkı vardır; onda diğerine ait olan bir şey, diğerinde de kendisine ait olan bir şey vardır. Böylece onların her birinde diğerine geçmesi gereken bir hak vardır. Demek ki burada adalet, maddenin onların birinden alınması, diğerine verilmesi veya diğerinden alınması, ona verilmesi ve bunun sırayla yapılmasıdır…”

Farabi, İdeal Devlet (Medinetü’l-Fazıla), çev. A. Arslan, s.59/60.

Farabi hakkında geniş bilgi ve eserlerinden seçmeler, Ekim ayında yayımlanacak olan Dünyayı Değiştiren Düşünürler c.5’te yer alacaktır.

Sadık USTA
Sadık USTA
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla