• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Das Kapital ve Sol Partilerde “Fire” Sorunu

    Söyleyeceklerim Kendini Solcu Görenlere… 

    Herkes Marx’ın başyapıtı olan Kapital’den bahseder, onu satın da alır ama okumaya cesaret edemez, çünkü onun kuru bir iktisat teorisi olduğunu düşünür. Ne yazık ki bu anlayış, kalın kitap okumaktan çekinen insanların gereksiz endişesidir. 

    Marx’ın Kapital’i meta üretiminden ve artı değer teorisinden hareketle kapitalizmin (sermayenin ve onun yarattığı toplumsal düzen) oluşum sürecini anlatır. Kapital bir iktisat tarihidir ama aynı zamanda sermaye birikimine kaynaklık eden artı değerin ve sömürünün hangi süreçlerden geçerek oluştuğunu da anlatır.

    Kanımca Kapital, biraz fazla ayrıntıya boğulmuş bir eser fakat Marx’ın Hegel diyalektiğine dayanan müthiş analiz yöntemi ve yeteneği, “birin ikiye bölünmesi” olarak da bilinen çelişkiler kuramını kullanış tarzı ve sorunlara köktenci ve açıklayıcı yaklaşımı insanın zihninin birçok konuda açılmasını sağlıyor.

    Marx’ın Kapital’de kullandığı birçok kavram ona ait değil ki kendi de bunu özellikle belirtir. Fakat kendisinin de belirttiği gibi o bunları kullanırken onlara özel anlamlar yüklemektedir. Bu konuya da sonra değinme fırsatımız olacak… Ama bugün esas olarak “FİRE” üzerine konuşacağız.

    Üretim Sürecinde Oluşan Fire’nin İşlevi Nedir?

    Marx, üretim sürecini, yani herhangi bir hammaddenin işlenme sürecini anlatırken, ana malzemeden oluşan “fire”den özellikle bahseder. Her malzemenin üretim sürecinde belli miktarda bir fire oluşur. Sakın ha yanlış anlaşılmasın fire “işe yaramaz şey” değildir. Aksine firenin oluşumu hem doğaldır hem de zorunludur, çünkü bu sayede malzemenin kendisi döküntülerinden kurtarılarak kolayca işlenebilmektedir. Fireyi bir bakıma malzemenin zayıf halkası olarak da görebiliriz. Kopan zayıf halkalar aynı zamanda zincirin daha da sağlamlaşmasını sağlamaktadır.

    Örneğin pamuk… Pamuk iplik haline getirilirken biraz fire de verir. Ya da ipliği kumaşa dönüştürürken sık sık kopan iplikten fire oluşur. Bu zorunludur, çünkü her malzemenin dokusunda kırılgan, yıpranmış, kimyası tam oluşmamış kısımlar vardır. Bu nedenle bazı kısımlar işlevsiz kalır, dökülür, kırılır, yıpranır, çünkü dokusu işlenmeye müsait değildir vs. Dökümcü, demir tozunu döküm haline getirdikten sonra üretilen nesneyi çekiçle döver çünkü böylece onu hem tortusundan kurtarır hem de kırık dökük kısmın ortaya çıkmasını sağlar.

    Bütün dünyevi-maddi işlemler böyledir, ama aynı zamanda üretim tarihi, “fire”nin azaltılmasının tarihidir de. Eğer üretim sürecinde çok fazla “fire” veriyorsanız, burada iki ders çıkarılmalıdır ve üretimde iyileştirmeye gidilmelidir. Bunlardan birincisi ya makineniz veya kullandığınız aletleriniz işlem sürecinde yıpranmış veya işlevini gittikçe kaybetmektir (çağın üretim yöntemine uygun değildir); ya da ikincisi, üreticinin, çalışanın kendisi işin ehli değildir; sakardır, işi bilmemektedir veya işe tam yoğunlaşamamaktadır. Belki yeteneksizdir, belki de yeni alet ve makineyi daha iyi kullanabilmesi için, yani işini gerektiği gibi yapabilmesi için eğitime alınmalıdır vs. Dolayısıyla herkes yaptığı ve yönettiği üretim sürecinde fireyi azaltmak için ya makine ve aletlerini değiştirir (iyileştirir) ya da işi eğitimli, meslekten işi bilen ve başarılı olan elemanlara devreder.

    Şimdi gelelim ne demek istediğimize…

    Siyaset kuramında “sağ-sol” kavramlarının geçmişi eskilere dayanır. Bugün bu kavramlar, emperyalizm çağında da geçerliliğini korumaktadır, ancak “bu kavramlar günümüzde geçerli değildir” diyenlere diyecek bir şeyimiz yok. Ya da birazdan değineceğimiz gibi “ne yani şunlarla mı birleşelim” diyenlere sözümüz yok. Onlar zaten analarından doğarken bütün doğruları ve gerçekleri ana sütüyle birlikte emmişlerdir…

    Fakat kendisini samimi olarak solcu gören insanların içinde bulunduğumuz duruma biraz kafa yormalarını rica ediyoruz.

    Sol Partilerde Fire Sorunu

    Konumuz “fire”, ama aslında sözü içinde bulunduğumuz acınası duruma getirmek istiyoruz.

    Neredeyse şu anda kendisini solcu gören (sol, sosyalist, Kemalist, ulusalcı vb.) partilerde örgütlenmiş aydın, yazar, bilim adamı, gazeteci, sanatçı, sendikacı, işçi ve köylü önderi, kadın ve hayvan hakları savunucundan daha fazlası hiçbir partiye üye olmuyor. Hatta söz konusu partilerin eylemlerine de katılmıyor. Yani aydınlarımızın, toplumdaki saygın şahsiyetlerin, kültür ve sanat insanlarımızın, Türkiye’nin sevdiği ve saydığı bilim insanlarımızın, yazarlarımızın neredeyse yüzde 90’ı bu partilerin hiçbirine üye değil, olmuyor da.

    Şimdi samimi bir solcu bunun neden böyle olduğuna kafa yormaz mı?

    İçinde bulunduğumuz çıkmazı aşabilmek için yeni ve başka şeylerin yapılması, mevcut durumun değişmesi ve artık olaylara ve sorunlara farklı yaklaşmanın zamanının geldiğini düşünmez mi?

    Tamam kabulümdür… Hiçbir partide örgütlenmeyen bazı insanların “malzemesi”, dokusu, şahsiyeti vb. örgütlenmeye uygun olmayabilir ama hepsinin durumu da mı böyle be kardeşim!

    Bu kadar samimi devrimci, solcu, sosyalist ve yurtseverin dışında kaldığı, kısacası bu kadar çok “fire”nin oluştuğu durumda hiç mi kullanılan makinenin (Partinin) veya makinenin başındaki “çalışanın” (Kadro ve yöneticilerin) kabahati yok!

    Artık ya makinenin ya da “çalışanın” değişmesi gerekmez mi

    Ya da “çalışanların” işin ehli haline getirilmesi gerekmez mi?

    1962’de bütün solcu sendikacılar, aydınlar, köylü ve işçi önderleri, yazar, öğretim görevlisi, öğrenci, kültür ve sanat insanı TİP (Türkiye İşçi Partisi)’e üyeydi. Eğer biri TİP’e üye değilse demek ki o solcu değildir. Bu böyle bilinirde ve herkes de orada örgütlüydü…

    Fakat ne zamanki “aman bunlar gelirse başıma bela olurlar, işimi yapamaz hale getirirler”; “aman bunlar uzak dursun, böylesi daha iyi” dendi ve “seni istemem” “öbürünü hiç istemem” diyen yöneticiler işin başına geçtiler, işte o zaman İşçi Partisi de dağıldı…

    O gün bugündür hâlâ dağınığız…

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,156BeğenenlerBeğen
    4,791TakipçilerTakip Et
    45,014TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler