Diyojen: Fıçılarda Yaşamak-1

Felsefe, Haz ve Mutluluk Üzerine
Kasım 1, 2021
Diyojen’in Sinop’tan Atina’ya Kaçışı-2
Kasım 5, 2021

MÖ. 336

Makedonya kralı İskender, henüz “Büyük” değildi…

O henüz, onu “Büyük İskender” yapacak olan tarihsel taarruza girişmemişti.

Ancak, babasından ona gerçekleştirmesi gereken bir vasiyet kalmıştı. Batı Anadolu topraklarına yerleşmiş olan Pers İmparatorluğu’nu söküp atma ve mümkünse Doğu-Batı kavimlerini bir çatı altında birleştirme hayali…

İskender’in Yükselişi

Eskiden hükümdarlar tek bir gaye güderdi; fetihlerle topraklarını büyütmek, yabancı kavimlerin varını yoğunu yağmalamak, haraç ve vergi toplamak.

Bu yüzden İskender, Pers taarruzuna girişmeden önce bağımsız Yunan kentlerini hükümranlığı altında birleştirmeliydi. Bu sayede hem arkasını sağlama almış olacak hem de ihtiyaç duyduğu paralı askerleri toplayabilecekti.

Babası Philipp, özgürlüğüne düşkün olan Yunan kentlerini bir türlü dize getirememişti. Güneydekileri dize getirse kuzeydekiler isyan ediyordu; kuzeyli asileri bastırdığındaysa bu kez de güneydeki kavimler çoktan ayaklanmış oluyordu. En sonunda, MÖ. 338’deki Karoneia Savaşı’nda, baba-oğul birlikte onları dize getirmişlerdi. Ki bu kez de önce Trakya ayaklanmış ve sonra bundan cesaret alan diğer Yunan kentleri yeniden ayaklanmışlardı.

Makedonya Kralı Philipp’in MÖ. 336’da bir komployla öldürülmesinin ardından yerine oğul İskender geçmişti. İskender henüz 20 yaşındaydı; zeki, hırslı ve enerjikti.[1] Geçmişte babasının yokluğunda, Pers kralının elçilerini sarayda o ağırlardı. Onlardan Doğulu kavimler ve şark diyarı hakkında bilgiler edinir, Makedonya’ya hangi yolları takip ederek geldiklerini sorar ve öğrenirdi. Babası ise onun bir prensin ihtiyaç duyacağı bütün bilgi ve yetenekleri kazanması için çok çabalamıştı. Hatta dönemin en ünlü filozoflarından biri olan Aristoteles’i onun eğitimiyle görevlendirmişti. İskender’in felsefeye olan ilgisi, Aristoteles’le arasının bozulmasından sonra da devam etmişti. On yıl sonra Hindistan’ı fethedecek; ülkenin “çıplak” filozoflarıyla sohbetler edecek ve hatta onlardan bazılarını (bilge Dandamis, Kalanos vb.) savaş süresince yanında alıkoyacaktı.[2]

İskender, babasının ölümünden sonra saraydaki muhaliflerini ve ona rakip aile efradını tasfiye etmekle kalmamış aynı zamanda ordusunu da yeni taktiklere göre yeniden düzenlemişti. Sonraki yüzyıllarda Roma ordusunu güçlü kılan savaş tekniğini, yani Khort (tabur) düzeniyle savaşma yöntemini İskender geliştirmişti.[3]

İskender’in yönetme ve savaş yeteneklerini küçümseyen Trakyalı yöneticiler, İskender tahta çıkar çıkmaz yeniden isyan etmişlerdi. İskender, Trakya ayaklanmalarını hızla bastırmış ve  aynı zamanda bu ayaklanmadan cesaret alan güneydeki Yunan kentlerine de hücum etmişti.

Politikacı Domesthenes[4] önderliğinde hareket eden kentleri birbiri ardına yendiği gibi onlara kuşaklar boyu unutamayacakları cezalar da yağdırmıştı. Bağımsızlıkçı her çaba, ağır bir cezalandırmaya tabi tutuluyordu. Teslim olmayan Thebai kenti, Korinthos Birliği üyelerinin kararıyla ağır bir şekilde cezalandırılmıştı. Kent hakkında hüküm verecek olan yargıçlar birliği, Plataiailar, Orkhomenoslılar, Phokaialılar ve Thespiaialılar tarafından oluşturulmuştu. Bu kavimler uzun bir süre önce Thebaililerin baskısı altında ağır yaşam koşullarına katlamış, kentlerinin yerle bir edilmesine, çocuklarının, kızlarının tecavüze uğramasına ve köleleştirilerek satılmalarına ses çıkaramamışlardı. Nitekim kısasa kısas uygulanmıştı. Kentte taş üstünde taş bırakılmayacak, yenilenlerin verimli arazileri paylaşılacak ve nüfusu 30 bini bulan kavim, ilelebet köleleştirilecekti. Sadece bir tapınak, Yunanların ünlü ozanı Pindar’ın evine ve bir de geçmişte onlara yardım eden ailelerin konutlarına ve haklarına dokunulmayacaktı.[5] Bu ağır ceza, diğer asi kentlerin gözlerini öylesine korkutmuştu ki onlara pes etmekten başka çare kalmamıştı.

Yunanistan’ın Birleşmesi

Yunan müttefik kentlerinin liderleri MÖ. 336 yılında Korinthos meclisinde (Synedrion) toplanarak İskender’e biat etmekle kalmamış onu Pers savaşında başkomutan ilan etmişlerdi. Aynı meclis, Yunan kentleri arasındaki anlaşmazlıkları ve kavgaları da dindirme kararı almıştı.

Korinthos kenti, Yunan diyarının nezih ve gelişmiş kentlerinden biriydi. Ticari olanakların sağladığı maddi zenginlik; kültürel gelişmişlik, siyasi ve toplumsal özgürlüklerin ferahlatıcı iklimi, kentte demokratik bir ortam yaratmıştı. Kentte filozofların yönettiği okullar barış içinde birbiriyle yarışırlardı… Sıklıkla kentin Agorasında politik toplantılar ve şölenler düzenlenirdi.

İskender, uzun süredir peşinden koştuğu ülküsünü nihayet gerçekleştirmiş, Trakya’yı, Balkanları, Yunan kavimlerini bir çatı altında birleştirmeyi başarmıştı. Artık Pers Savaşı’na girişilebilirdi.

Korinthos buluşması, İskender açısından çok önemliydi, çünkü sağlanmış olan başarının verdiği güvenle, hem dinlenebilecek hem de orada askeri hazırlıklara girişebilecekti.

İskender, yetkin bir lider ve komutan olduğunu daha ilk anda kanıtlamıştı. O, savaş stratejisini her zaman tecrübeli komutanlarına danışarak belirler, kararlarını hızlı alır ve vakit kaybetmeden planlarını gerçekleştirirdi. Aksiliklerden hoşlanmadığı için Pers Seferi’nden önce Delphi kahinine de başvurmuştu. Görünürde talih yüzüne gülüyordu…

İskender’in gelişiyle birlikte Korinthos hareketlenmiş; toplantının ardından tertiplenen şölen günlerce sürmüştü. Krallar, senatörler, filozoflar Synedrion (Korinthos Meclisi)’da toplanmış, İskender’e başarı dileklerini sunmuşlardı.

Kalabalığı keskin gözleriyle süzen İskender, etkili bir konuşma yapmıştı. Konuşmasını kendine örnek aldığı yarı tanrı Akhilleus’un kahramanlıklarını dile getiren Homeros’un İlyada’sından dizelerle süslenmişti. İskender gibi bir başkomutana da Akhilleus’u örnek almak yakışırdı. Herkes onu dinlemeye gelmişti.

Diyojen’le Karşılaşma

Toplantıda herkes olmalıydı fakat bir tek o eksikti… İskender onun da diğerleri gibi kendisini karşılamaya geleceğini, kutlayıp ona saygısını ifade edeceğini ummuştu. Ama o yoktu…

Canı sıkılmasına sıkılmıştı fakat “madem o gelmedi, o zaman biz ona gidelim” diyerek Agora’nın hemen biraz ilerisindeki bir korunun girişindeki eski bir okula, Kraneion lisesine, doğru ilerledi. Kalabalık maiyeti de peşi sıra onu takip ediyordu.

Okulun sundurmasındaki bir zahire fıçısında yaşayan kabak kafalı çıplak bir adam, uğultular çıkaran bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini görünce hafiften doğrulup oturmuş, gelenlerin kim olduğunu merak etmişti. İskender’i fark etmemek mümkün değildi, onun bir kral olduğu her halinden belliydi. Pahalı tuniklere sarınmış maiyetin ise üst tabakadan olduğu anlaşılıyordu…

Karşı karşıya geldiklerinde İskender yerinden kımıldamadan oturan çıplak adama doğru eğilerek “Merhaba, ben İskender, Makedonya kralı” demiş, çıplak adam da istifini bozmadan “ben de Diyojen, köpek lakaplı”[6] diyerek yanıt vermişti. İskender “var mı benden bir isteğin” diye sorduğunda da hafifçe yüzünü buruşturup gözlerini kısmış ve “güneşimi kapatıyorsun, biraz çekilsene yana” demişti. Kuşkusuz bu çok cüretkâr bir yanıttı. Ortalık bir anda buz kesmişti. Kralın maiyeti, ortamı yumuşatmak için gülüşmüş ve Diyojen’le alay ederek durumu geçiştirmeye çalışmıştı. İskender ise onun sözleriyle duygulanmış, hızla arkasına dönerek maiyetini sert bir el hareketiyle susturmuştu. Sonra yeniden Diyojen’e dönmüş, onu biraz süzdükten sonra da ona iyilikler dilemişti.

Yolda İskender’in, “İskender olmasaydım mutlaka Diyojen olurdum” dediği rivayet edilir.[7]

Bu bilgileri bize istisnasız bütün antikçağ yazarları bazı küçük farklılıklarla süsleyerek aktarırlar. Yani olayın cereyan edişine ilişkin kayıtlarda hiçbir abartı yoktur.

Peki hakikaten kimdi bu, Anadolu’dan Pers İmparatorluğu’na; Hindistan’dan Orta Asya’ya; Mısır’dan İtalya’ya kadar olan bölgeleri hâkimiyeti altında birleştiren Büyük İskender’i umursamayan kabak kafalı çıplak adam?

Bu adam, Atina’nın sokaklarında gündüz gözüyle elinde kandille dolaşan ve “insan arıyorum” diyerek toplumdaki ikiyüzlülüğü eleştiren bir filozof; bir çocuğu avucuyla su içerken gördüğünde “bak, bu çocuk benden daha sade yaşıyor” deyip yanında taşıdığı tasından vazgeçen bir bilge; insanların aç gözlülüğünü, başkasının emeğine el koymasını, özgür yurttaşların köleleştirilmesini, filozofların yanlış bilgilere yurttaşları cahilleştirmesini, halkların ahlaki düşkünlüğünü, batıl inançları ve hurafeleri eleştiren ve ortaya koyan bir eski aydınlanmacıydı?

Fakat Diyojen’i gerçek anlamda tanımak için önce Sinop’a uzanmamız ve Sinop’un binlerce yıl önceki toplumsal koşullarını göz önüne getirmemiz gerekiyor.

Yazının devamı için lütfen bağlantıya gidiniz…

LÜTFEN SAYFAYA ABONE OLMAYI UNUTMAYINIZ


[1] Plutarkhos, Büyük İskender, Hayatı ve Savaşları, Kastaş Yayınları, İstanbul, 2001, s.15.

[2] Plutarkhos, Age, s.23.

[3] Khort düzeni, askeri alanda ilk kez Büyük İskender tarafından başarıyla uygulanan ve savaşta çok etkili olduğu saptanan piyadenin tabur sistemi. Birbirine yakın akraba ve arkadaşların bir taburda (tahminen 400 askerden oluşmaktaydı) toplanması, savaşma yeteneğini ve motivasyonunu artırdığı görülmüştür. Bu sistem sonradan geliştirilerek Roma ordusunda düzenli olarak uygulamaya sokulmuştur.

[4] Domesthenes (MÖ. 384-322), Yunan kent devletlerinin, özellikle de Atina’nın bağımsızlığını savunan ve etkili konuşmalarıyla tarihe geçen siyaset ve devlet adamı.

[5] Johann Gustav Droysen, Büyük İskender Tarihi, Bekir Sıtkı Baykal, Dharma Yayınları, İstanbul, 2007, s.149.

[6] Diyojen hakkındaki “köpek” ya da “köpeksi” lakabının onun yaşam tarzını aşağılamak için verildiği belirtilmektedir. O da bundan rahatsızlık duymamış, aksine hem kendini “köpek lakaplı” diye tanıtmış hem de öğretisini bu adla anmıştır.

[7] Plutarkhos, Age, s.34.

Sadık Usta
Sadık Usta
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla