• Kitaplarım
  • Söyleşiler
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Endülüs: Kaderleri Kesişen Kavimler

    Kaderleri Kesişen Kavimler:

    Araplar ve Vizigotlar

    Savaşçı Araplar…

    Kavimler göçü döneminde İskandinavya’nın Gotland bölgesinden adeta denizden taşarak güneye doğru akan Gotlar, Roma’nın sınır kentlerini ardı ardına yağmalayarak Trakya topraklarına kadar inmişlerdi. 3. yüzyılın ortalarında ikiye bölünen Gotların bir kolu doğuya yönelerek Ostrogotları oluştururken, güney ve batıya yönelen Vizigotlar ise Balkanlara ve İtalya’ya yönelmişti. Ostrogotlar doğuya yönelerek Hunlarla karşılaşmış ve savaşta ağır bir yenilgi alarak neredeyse tarihten silinmişlerdi.

    Vizigotlarsa başka kavimlerle de (Alaniler, Hunlar vb) birleşerek Konstantinopolis üzerine yürümeye karar vermişti. Aslında amaçları önce Roma İmparatoru’nun hazinesinin bulunduğu Edirne’yi ele geçirmek ve sonra da Konstantinopolis’i yağmalamaktı.

    Roma ordusu ise saldırılara direnemediği için sürekli geri çekilerek daha geri bir mevzide direnmeyi sürdürmekteydi. Nihayet Roma ordusu artık direnemeyeceği bir noktaya ulaşarak Edirne surlarının ardına kadar çekilecektir. Bu arada savaşta Romalıların önemli komutanları ve imparatorları Valens de hayatlarını kaybetmişlerdir.

    Tam da bu sırada Arabistan’dan getirtilmiş olan yeni bir Arap birliği ise saldırıların püskürtülmesinde tayin edici roller üstlenmektedir. Savaş artık kentin ana kapısının önüne gelip dayanmıştır ve tam da bu esnada Arap savaşçılar, tarihin zorlu bir anında savaş yeteneklerini konuşturacaklardır.

    Roma ordusunun birçok savaşına bizzat katılarak gözlemlerde bulunan Romalı komutan ve tarihçi Ammianus Marcellinus, anı ve gözlemlerini 4 ciltlik Roma Tarihi adlı eserinde anlatır. Marcellinus kitabında Arapların katıldığı dramatik bir savaş sahnesini şöyle özetler: “[Vizigotlar] tam da dizginsiz bir şekilde kente saldırmak ve hatta neredeyse kentin kapısına varmak üzerelerdi ki Tanrının mucizevi yardımıyla düşmanlar geriye püskürtülmüşlerdi. Haklarında başka yerde bilgiler verdiğim Arapların bir birliği ki bunlar düzenli bir ordu oluşturmazlar daha çok cesaretlerine güvenerek savaşırlardı ve bu bölgeye de henüz yeni getirilmişlerdi. Dehşet içinde kalan barbarların gözlerinin önünde bir [Arap] birliği kent surunun dışına çıkmış ve savaşın uzamasını sağlamıştı. Başlamış olan çatışmanın herhangi bir galibi olmayınca her iki taraf da yeniden eski konumuna çekilmişti. Fakat sonra Arap süvarileri, o güne kadar hiç kimsenin görmediği yeni bir gelişmeyle üstünlüğü sağlamışlardı. [Bekleyiş sürerken] bir anda içlerinden uzun saçlı ve beline kadar çıplak bir Arap, elinde kamasıyla insanın yüreğine korku salan bir çığlık atarak Gotların arasına dalmıştı ki herkes bir anda donup kalmıştı. O anda [Arap savaşçı] öldürdüğü bir düşmanının kanlar içindeki boğazına ağzını dayayarak kanını içti ki bu garip ve korkunç olay, barbarları şaşkınlık içinde bırakmıştı. Bu olaydan sonra onlar [Gotlar] her attıkları adımda o eski pervasız tavırlarını göstermiyor daha temkinli davranıyorlardı.”

    Vizigotlar…

    Romalılar açısından tarihin en kritik anında Araplar, Vizigotların doğuya yönelik saldırılarına böylece son vermişlerdi. Bunun üzerine onlar da sonradan şef olarak seçtikleri Alarich‘in komutasında yönlerini batıya çevirmiş, önlerine gelen kentleri (Yunanistan, Roma) birbiri ardına yağmalayarak İtalya’nın güneyine Kalabriya’ya kadar varmışlardı. 

    Aslında amaçları Batı’nın tahıl ambarı olan Afrika’ya geçmek ve ünlü Kartaca kentine ulaşarak orada kalıcı olarak yerleşmekti. Fakat gemileri şiddetli bir fırtınada batınca bu teşebbüsleri sonuçsuz kalmış onlar da bunun üzerene yüzlerini yeniden Avrupa’ya dönmüş; İspanya’ya hakim olan Vandalları yenilgiye uğratmış ve Arapların ifadesiyle Endülüs’te 300 yıl sürecek bir devlet kurmuşlardı.

    Bu arada tarihin tekerleği de hızlanmış ve kader, Araplarla Vizigotları 300 yıl sonra yeniden fakat bu kez kesin bir hüküm vermek üzere karşı karşıya getirmişti.

    Sene 711…

    Arabistan çöllerinde filizlenen İslam devleti, 70 yıl gibi kısa bir süre içinde sadece Arabistan’da kökleşmekle kalmamış aynı zamanda Çin seddinden Atlantik kıyılarına kadar uzanan Asya ve Afrika’nın büyük bir kısmını egemenliği altına almıştı.

    Bu arada 670’de bir Berberi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Tarık bin Ziyad, yetenekleri sayesinde hızla orduda yükselerek üst düzey bir komutan olmuştu.

    Río Guadalete Savaşı

    Tarık bin Ziyad yağma işlerinde ustalaşmıştı. 711 senesinin Temmuz ayındaki esas niyeti de Vizigotların kentlerini yağmalamak ve sonra Afrika’ya geri dönmekti. Ne o ne de bir başkası 711’de, onun Jerez ve Tarifa arasındaki bir ovada insanlık tarihini değiştirecek bir hamlede bulunacağını bilmiyordu. Ziyad, söz konusu kritik hamleyle sadece adını tarihe kalıcı bir şekilde kazımamıştı aynı zamanda Vizigotların kaderini de kesin olarak belirlemişti.

    Cebeli Tarık Boğazı…

    Bin Ziyad, aralarında süvari birliklerinin de bulunduğu 7 bin kişilik bir kuvvetle bugün onun adıyla anılan kayalıkların oradan İspanya’ya ayak basmıştı.

    Tarık, sağına yazın suyu çekilen “de la Janda” gölünü, soluna da dik bir yamaca sahip bir tepeyi alarak mevzilenmişti. Henüz savaşa hazır değildi çünkü Afrika’dan birkaç bin kişilik bir takviye kuvvet bekliyordu.

    Arapların olası saldırısını bekleyen Vizigotların kralı Rodrigo, (Roderich)  ise İspanya’dan topladığı 100 bin kişilik ordusuyla kaderinin çizileceği noktaya doğru ilerliyordu…

    Tarih tekerrür mü ediyordu?

    300 yıl önce Edirne önlerinde berabere kalan savaş, bu kez sonuca mı götürülecekti?

    Tarihin en kritik ve en eski randevusu nasıl sonuçlanacaktı?

    Kral Rodrigo, Tarık ibn Ziyad’ın stratejik mevzisini küçümseyerek ilk can alıcı hatasını yapmıştı. Savaşın kaderini belirleyen kuşkusuz sadece bu avantajlı mevzi değildi.

    Vizigotlar 300 yıldır hükmettikleri İspanya’yı zalimlikleriyle yönetiyorlardı. Bu yüzden yerli halka yabancılaşmışlardı. Öte yandan MS 70 yılında Kudüs’ün Romalılar tarafından dağıtılması üzerine dünyaya saçılan Yahudi diyasporasının önemli bir kısmı İspanya’ya yerleşmişti. Vizigotlar İspanya’ya geldiklerinde bir Hıristiyan mezhebi olan Arianusçuluğa bağlıydılar. İspanya’nın yerli halkı olan İberyalılar ise Katolikti. Ülkede önemli miktarda Germen kavmine mensup Vandallar da yaşıyordu. Bunun yanı sıra Roma döneminden kalan başka topluluklar da bulunuyordu.

    Kuşkusuz Vizigot hanedanının geçmişte yaptığı en önemli hatalardan biri, Yahudileri din değiştirmeye zorlamış olmasıdır. Her hatanın bir faturası vardır. Her zulmün hesabı, gün gelir fatura edilirdi. Gerçi sonradan Vizigotlar da Katolikliği benimsemişlerdi fakat bu arada yerli halka da etmediğini bırakmamışlardı. Yıllar önce Saray, bir ferman yayınlayarak Yahudilerden ya Katolikliğe geçmelerini ya da bütün mallarını bırakarak ülkeyi terk etmelerini istemişti. Yahudilerin bir kısmı ülkeden göç ederken çoğunluk “din değiştirerek” ülkede kalmayı tercih etmişti. Bu arada saraydaki iktidar kavgası da Vizigotların aleyhine puanlar yazdırıyordu.

    711’de yazın kavurucu sıcağında, 19 Temmuz’da, yani bugün patlak veren savaş, birkaç gün içinde, 26 Temmuz’da sonuçlanmıştı. Kral Rodrigo’nun yanı sıra birçok önemli Vizigot komutan savaşta hayatını kaybetmişti. Vizigot savunması adeta çökmüş, ordu tam bir bozgun yaşayarak dağılmıştı.

    Tarıq bin Ziyad, Vizigotları bozguna uğratıyor…

    Gerisi çok kolay olmuştu…

    Bugünkü sınırlarıyla bilinen İspanya’yı fethetmek Tarik bin Ziyad açısından bir gezintiye dönüşmüştü. Üç ayda bütün kaleler birbiri peşi sıra düşmüştü…

    Tarık bin Ziyad, İfrika (Afrika) valisi Musa ibn Nusayr’in emirlerine uymayarak kuzeyde yer alan kentleri de ele geçirmişti. Bu yüzden ağır bir şekilde cezalandırılacaktı. Ancak Vali Musa’nın durumu daha da kötü sonlanacaktır. Halife el Velid, onu ve Tarık bin Ziyad’ı emirlerine itaat etmemekten, yani Halifeyi sadece fetihlerden haberdar etmekten dolayı hem görevden alacak hem de Valiyi hayatının sonuna kadar Arabistan’a sürgüne gönderecekti. Sonraki yıllarda Musa ibn Nusayr, bazı ayaklanmalara katılan oğullarının kendisine gönderilen kesin başlarını da görerek kahrolacaktır.

    Tarık bin Ziyad ise 720’de, henüz 50 yaşındayken hayata gözlerini kapatacaktır.

    Endülüs’ün Arapların eline geçmesinden sonra insanlık tarihi yeni bir döneme girecek, Kurtuba, Toledo, Sevilla gibi kentleriyle, 9.-11 yüzyıl arasında İslam uygarlığının kültür ve bilim merkezleri olarak kendinden bahsettirecektir. Endülüs’te yetişecek olan birçok düşünür, bilim adamı ve filozof, sonraki yüzyıllarda, örneğin Rönesans döneminde buluşları ve fikirleriyle insanlık tarihine eşsiz katkıda bulunacaklardı.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Çinli Filozoflar Öğretilerini Neden Sayılara İndirgiyorlar?

    Ütopya’ya Giden Yol… Çin felsefe ve siyaset geleneğinde program ve hedeflerin hep sayılara indirgendiğini görürüz. Örneğin Çin’in ilk Cumhurbaşkanı Sun Yatsen’in “Üç...

    Konfüçyüs’ten Siyaset Dersleri

    Konfüçyüs’e toplumsal sorunlara kafa yoran ve toplumları değiştirmeyi amaçlayan politik insanlara ne yapmaları gerektiği sorulduğunda şöyle buyurmuş. 1. Eğer bir...

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler