• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Faşist Diktatörlükler Çocuk Oyuncaklarıyla İnşa Edildi!

    Oyuncaklar sadece çocukların eğlence ve eğitim aracı değildir, daha ötesi de var…

    Oyuncak deyip geçmeyin.

    Nazi propaganda bakasın Goebbels çocuk ve oyuncaklarla

    Oyuncaklar sadece çocukların eğlence ve eğitim aracı değildir, daha ötesi de var… Daha baştan söyleyelim; faşist diktatörlükler de oyuncak sanayisi ve kültürü sayesinde kurulmuş.

    Ama önce işin hikayesine bakalım…

    Oyuncakların, tarihin derinliğinden gelen izini sürdüğümüzde onların aynı zamanda siyasetin başka araçlarla devamı olduklarını da görürüz.

    Nereden çıkarıyoruz bunu?

    İstanbul Oyuncak Müzesi’nden.

    Sevgili Sunay Akın bundan birkaç ay önce bizi, İstanbul Oyuncak Müzesi’nde ağırlamıştı. Ekipte fotoğrafta da görüldüğü gibi Frankfurt’ta yaşayan kardeşlerim Gülşah ve Utku Külahçı çiftinin yanı sıra değerli mimar ve büyüğümüz Doğan Hasol, gazeteci dostumuz Orhan Bursalı ve Can Ersal Kardeşimiz de vardı.

    Tarih ve kültür içerikli genel sohbetten sonra Sunay Akın dostumuz bize müzeyi gezdirirken aynı zamanda muhteşem bir sunum da yaptı.

    Doğan Hasol, Utku Külahçı, Sunay Akın, Gülşah Külahçı, Orhan Bursalı, Can Ersal’la İstanbul Çocuk Oyuncakları Müzesi’nde

    Aile yadigârı olan hoş bir İstanbul köşkünde, beş kata yayılmış İstanbul Oyuncak Müzesi’nin her kuşaktan insanın katılabileceği atölyeleri, konferans salonu ve doğum günü partilerinin bile düzenlenebileceği geniş bir kafeterya salonu da var.

    Müze her şeyiyle insanı büyülüyor. Adıyla da, yani Yunanca’dan gelen “muse=esin perisi” ile de uyumlu.

    Yunan mitolojisinde kültür ve sanatın koruyucusu olan dokuz esin perisi bulunur. Muse, aynı zamanda yaratıcılığı teşvik etmek ve geliştirmek demektir. Tıpkı İstanbul Oyuncak Müzesi’n de olduğu gibi.

    Sunay Akın’ın sıklıkla vurguladığı gibi “oyuncak deyip geçmemek lazım.” Oyuncaklar aynı zamanda insanlığın kültür belleği ve tarihidir. Bunu oyuncakların tarihinden de birebir görmek mümkündür, sadece kültür tarihi değil, aynı zamanda toplumların siyasi tarihidir de.

    Ne yazık ki Türkiye hem oyuncak hem de oyuncak müzesi açısından çok yoksuldur. Türkiye’de bulunan oyuncak müzelerinin sayısı bir elin parmakları kadardır. Bunların ilki Ankara Üniversitesi’nde 1980’de kurulmuş. Sonra onu Sunay Akın’ın kurduğu müze takip etmiş. Diğerlerinin kurulmasına da aslında Sunay Akın önderlik etmiş. Bunlar Antalya, Gazi Antep ve İzmir-Konak müzeleridir.

    Oyuncak üretiminde ise Türkiye çok çok gerilerde. Çocuklarımıza verilen veya bizim onlara hediye ettiğimiz oyuncakların yüzde doksanı ithal malı. Eskiden var olan ve İstanbul-Eyüp’te yoğunlaşmış oyuncak fabrikalarımız da 1980’den sonra kapanmışlar. Tek tük oyuncak fabrikalarımız var ama onlar da esas olarak taklit oyuncak üretimiyle meşgul.

    Almanya’nın Öncülüğü

    Fakat dünyada oyuncak denince akla ilk Almanya geliyor. Almanlar bu konuda öncü konumdalar. Almanya’nın Nürnberg kentinde yoğunlaşmış oyuncak fabrikalarının geçmişi 19. yüzyılın başlarına kadar gitmektedir. Ayrıca dünyanın ilk ve en büyük oyuncak müzesi de orada kurulmuş. Yetmedi, dünyanın en iyi oyuncak fuarı da her yıl Ocak-Şubat aylarında orada düzenleniyor.

    Birinci Dünya Savaşı’ının tam ortasında Amerika ve Japonya’da da oyuncak sanayi canlanmış ve ardından da oyuncak müzeleri kurulmuş.

    Bunun bir nedeni var.

    Almanya daha I. Dünya Savaşı’ndan önce çocuk oyuncakları üzerinden toplumu biçimlendirmeye başlamış. Sonra toplumu oyuncaklar üzerinden biçimlendirmenin önemini Fransa da görmüş ve bu alanda Almanya’yı takip etmiş.

    Hatta bu, sadece oyuncakla da kalmamış; iş boyama resim kitaplarına, masallara, fıkra ve hikayelere, kurşun asker ve askeri araçlara, yap-boz ve soru-cevaplı savaş oyunlarına ve tabii ki marş ve şarkılara kadar yayılmış.

    Oyuncaklar, müzelerde sergilendiklerinde daha iyi anlaşılıyor ki sadece kültürel iklim yaratmıyor aynı zamanda bunlarla oynayanlarda belli bir kültürel alışkanlık da yaratıyor. Bunu da uzmanlar söylüyor.

    Çocuklar oyuncaklarla hem günlük yaşamlarını taklit ediyorlar hem de oyuncaklar üzerinden belli bir kültürel iklime uygun fanteziler üretiyorlar.

    Bu nedenledir ki Hollywood dünyası, belli bir filmi gösterime sokmadan önce onun oyuncaklarını, giysilerini ve kitaplarını üreterek piyasaya sürüyor.

    Bütün bunlar şu anda Avrupa’da önemli araştırma alanlarının başında gelmektedir. Çocuk, oyuncak ve oyun üzerinden siyasetin toplumu nasıl biçimlendirdiğine dair yüzlerce araştırma var.

    Türkiye’de? Neredeyse sıfıra yakın.

    Ama iş öylesine ihmal edilecek türden bir iş değildir.

    Çünkü AKP hükümeti, 2013 yılından bu yana “dindar ve kindar” bir toplum yaratmak için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kullanarak çok tehlikeli bir program hayata geçirdi. Ama bu konuya sonra yine döneceğiz.

    Oyuncağın Tarihi ve İşlevi

    Roma döneminden oyuncak

    Önce bazı kavramları netleştirelim. Oyuncak nedir?

    Oyuncak, oynamaya yarayan her türden araçtır. Sadece çocuklar değil, yetişkinler ve hayvanlar da oyuncaklarla oynarlar.

    Oyuncak, sadece oynayanı eğlendirmekle kalmaz, aynı zamanda oynayana bilinç de kazandırır. Oyuncak, insanın oyun dürtüsünü giderir; ama aynı zamanda onu toplumsal konumu hakkında bilinçlendirir de; onun toplumsallaşmasını sağlar, yaratıcılığını geliştirir, hayal dünyasının genişlemesini sağlar ve ayrıca tabii ki belli bazı oyuncaklarla belli bir kültür ve siyasi atmosfere adaptasyonunu da sağlar.

    Oyuncakların tarihi insanlık tarihi kadar eskidir.

    Arkeologlar ilk oyuncağı 150 bin sene öncesine tarihlendiriyorlar.

    Sonra yontma taş devrine ait oyuncaklar geliyor; ardından ilkçağlara ait olanlar, antik Yunanistan, Mısır ve Roma…

    Anadolu’da bulunmuş oyuncakların tarihi ise 5000 sene öncesine kadar gitmektedir. Bunlar, ki çoğunlukla da çocuk mezarlarında bulunan oyuncaklardır, basit bebek figürleri, araba, misket, çıngırak, üzerine binilen at ve başka hayvan figürleridir. İlk oyuncaklar tek parça halindeyken, teknolojinin gelişmesiyle bunlar iki ve daha çok parçalı oyuncaklara evrilmişler. Hatta Mısır’da bulunan bir timsahta olduğu gibi oynak çene gibi daha ince düşünülmüş oyuncaklar da mevcut.

    Oyuncağını Göster Sınıfını Söyleyelim!

    Oyuncaklar, sosyal sınıfa göre de düzenlenmişler. Bu işin doğası gereğidir. Varlıklı aileler çocuklarına muazzam el işçiliği ürünü olan sanat eserleri armağan ederken, yoksulların çocukları ise ya tarlada ya hayvan otlatma işinde ya da fabrikalarda çalışmaktaydılar. Tabii ki zaman bulunca onlar da oyun oynamaktadırlar ancak onların oyuncakları daha çok doğaçlama üretilmiş ve kullanımı sürekli olmayan basit araçlardır.

    İlk oyuncak endüstrisi, 1800’lerin başında Almanya’da kurulmuş. Bugün hâlâ Nürnberg, Almanya’daki oyuncak fabrikalarının yoğunlaştığı kenttir.

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi Almanya, oyuncakların toplumu ve özellikle de çocukları biçimlendiren işlevini keşfettikten sonra bunu 1. Dünya Savaşı’ndan önce kullanmaya başlamıştı.

    İstanbul Çocuk Müzesi’nde Hitlerin selamladığı bir askeri geçit töreni var. Sunay Akın’ın verdiği bilgiye göre Hitler, asker ve savaş unsurlarından oluşan oyuncakları henüz iktidara gelmeden önce keşfetmiş ve bunların üretilerek pazara sürülmesini sağlamış. İktidara gelince de tencere üreten fabrikalara Nazi iktidarını kutsallaştıran oyuncaklar üretmelerini emretmiş. Yani işe kreşlerde ve ilkokullarda başlamış ve semeresini de almış.

    Almanya’nın bir yılda oyuncaklara ne kadar para harcadığını biliyor muyuz?

    Tam 12 milyar TL.

    Bir çocuk başına düşen miktar 1200 TL.

    Peki, her yıl oyuncak piyasasına ne kadar oyuncağın katıldığını biliyor muyuz? Tam 100 bin çeşit.

    Almanya’da 20’nin üzerinde oyuncak müzesi var, ayrıca birçok kentte çocuk müzesi de var ki bunlar birbirinden farklı şeylerdir.

    Çocuklar hayatı ilk önce oyuncaklar üzerinden taklit ederler. Oyuncaklar, çocukların gelişimini destekleyen, onları geleceğe hazırlayan ve onlara deneyimler kazandırarak gerçek hayatı algılamalarını sağlayan araçlardır. Oyuncak, bir çocuk açısından gerçek hayatla, hayal dünyasını birbirine bağlayan kapıdır. O kapı, hayal dünyasını gerçek dünyaya açtığı gibi, gerçek hayatı da hayal dünyasına bağlayabilir.

    Muazzam bir işlev.

    Oyuncaklarını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

    Ya da hangi toplum hangi oyuncağı üretiyorsa, geleceği de öyle biçimlenecek demektir. Çünkü oyuncaklar “zamanın ruhunu” yansıtan kültür elçileridir.

    Aslında insanoğlu, oynayarak insanlaşmıştır da denebilir. Oyunlar üzerinden sosyalleşiriz, alışkanlıklar ediniz, geleneklerimizi ve kurallarımızı yeni kuşaklara aktarırız.

    Şimdi yeniden AKP iktidarının Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle 2013 yılından bu yana başlattığı uygulamaya gelirsek.

    AKP iktidarı, çıkardığı yeni bir yasayla Kur’an kurslarına belli bir yaşın altındaki çocukların katılımı sınırlayan yaş engelini ortadan kaldırdı. Artık 7 yaşından küçük çocuklar da Kur’an kurslarının açtığı ve esas olarak din eğitiminin verildiği kreşlere gönderilebilecek.

    Bir pilot proje olarak başlatılan ve beş büyük kentte uygulanan bir program çoktan hayata geçirildi bile. Kur’an kurslarında oyun ve oyuncaklar eşliğinde körpe beyinlere din eğitimi verilmektedir. Çocuklar burada sözüm ona eğitmenlerin gözetimi altında, çeşitli dini içerikli figür ve oyuncakların yanı sıra yap-boz ve soru-cevap oyunları eşliğinde dualar okuyor, ilahiler söylüyorlar. Sözüm ona din ve Allah sevgisini de böyle öğreniyorlar.

    Şu anda deneme aşamasında bulunduğu belirtilen bu proje, önümüzdeki yıllarda daha geniş ve kapsamlı bir şekilde hayata geçirilecekmiş.

    Şimdi anladınız mı Diyanet’in bütçesinin neden Milli Eğitim Bakanlığı’na göre daha kabarık olduğunu.

    İstanbul Oyuncak Müzesi salt oyuncak müzesi değildir, muazzam bir kültür tarihidir.

    Gidin ve görün lütfen.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,148BeğenenlerBeğen
    4,781TakipçilerTakip Et
    43,449TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Turkuaz TV Toronto Söyleşi

    Gazeteci Hüsna Sarı, Sadık Usta ile COVID döneminde nelerin değiştiğini, ve sonrasında Dünyayı nelerin beklediğini oldukça farklı bir noktadan ele alarak...

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Etkinliğinde Felsefe Gözünden Hayata Bakış Söyleşisi. Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Bölüm 1

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler