• Kitaplarım
  • Söyleşiler
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Gramsci: Aklın Kötümserliğine Karşı İradenin İyimserliği

    Aklın Kötümserliğine Karşı İradenin İyimserliği

    Antonio Gramsci: Hapishane Defterleri

    Batı’da, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra hiçbir Marksist teorisyen, Gramsci gibi geniş bir çevre tarafından bu kadar yoğun bir ilgiyle tartışılmadı. Onun bin bir zorlukla kaleme aldığı Hapishane Defterleri, sadece ABD ve Batı’da yoğun bir değerlendirmeye tabi tutulmadı, aynı zamanda bu yazılar Asya ve Latin Amerika’da da keşfedildi, yabancı dillere çevrildi ve incelendi.

    Siyaset Teorisinin Yeni Kavramları

    Gramsci’nin ortaya attığı Sivil Toplum, Hegemonya, Eklemlenme, Tarihsel Blok, İdeoloji ve Kültür kavramları, sadece Marksist saflarda değil, aynı zamanda akademik çevrelerde de geniş bir yankı yarattı. Onun siyaset teorisi ve özellikle de kavramları, birçok üniversitenin farklı fakültelerinde ders ve seminerlerde işlenmiş, tartışılmış ve bunlar üzerinden yeni teoriler inşa edilmiştir. Bu kavramlar bir yandan siyaset teorisine yeni bir soluk kazandırırken aynı zamanda sosyalist saflarda yoğun bir zihinsel bulanıklığın da zeminini oluşturdular.

    Gramsci dünya çapında, Marx ve Lenin’den sonra en çok itibar gören Marksist teorisyenlerden biri sayılmaktadır. Dünya çapındaki ününe rağmen o ülkemizde ne yazık ki yeterince bilinmemekte ve teorik saptamaları etraflıca tartışılamamaktadır. Bunu en önemli nedenlerinde biri kuşkusuz Gramsci’nin yazılarının Türkiye’de geniş çevrelerce okunmamış olmasıdır. Bugüne kadar ülkemizde Gramsci’nin yazılarının yanı sıra bu yazılar üzerine yayımlanan eserlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ayrıca onun eserleri ülkemizde birkaç ufak girişimin dışında önem verilerek tartışılmamıştır da.

    Gramsci’nin kavramları 1980’lerden sonra ve özellikle de Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra yeniden keşfedilmiş ve Avrupa solunun siyasi açılımlarının bir aracı haline dönüştürülmüştür. Hatta bu kavramlar sadece siyaset teorisinin değil, aynı zamanda felsefe, eğitim, toplum bilim, sosyal psikoloji, edebiyat teorisi ve hatta dil biliminin sorunsalı olarak da incelenmişlerdir.

    1980’lerden itibaren, Neo-liberalizmin başta ABD’de olmak üzere Batı’daki yükselişinden sonra toplumsal-siyaset alanlarında görülen daralma, özellikle Sivil Toplum ve Hegemonya kavramlarının yeniden yorumlanmasına neden olmuş ve bu kavramlar, Neo-liberal solun iktidarsızlık teorisinin dayanağı haline getirilmişti.

    Hegemonya Kavramının Sihirli Gücü

    Halbuki Gramsci’nin bütün amacı, Marx’ın “felsefe, kitleleri sardığı anda devrimci bir güce dönüşür” mealindeki teorisinin izinden giderek, devrimin Avrupa’da 1920’lerde boğulmasından sonra yeni bir devrimci yükselişin olanaklarını aramak ve bu arayışıyla devrimci mücadelenin araçlarını yaratmaktı. Bu kapsamda Gramsci, Rus devrimcilerinin 19. yüzyılın sonlarından itibaren geliştirdikleri “hegemonya” kavramını derinlemesine incelemiştir.

    Gramsci yazılarında özellikle ideolojinin, kitleleri nasıl etkilediğini merak eder ve ideolojinin kitlelerin genel bir inancına nasıl dönüştüğünü tarihsel örneklerle analiz eder.

    Ona göre kitlelerin bilinci, çerçevesi iktidar odaklarınca belirlenen kültürel bir iklim içinde belirlenir. Büyük Fransız Devrimi’nin başat ideallerinden biri olan “özgürlük” kavramının gelişme seyrini inceleyen Gramsci, burjuvazinin yığınları, kendi özgürlük talebini ve ideolojisini, kitlelerin genel bir talebi haline getirerek örgütlediğini ve bunu yaparken de kendi ideolojisini onların siyasi ideolojisi haline getirdiğini belirtmektedir. Burjuvazi “özgürlük” kavramı aracılığıyla sadece kitleler üzerinde etkin bir hegemonya kurmakla kalmıyor, aynı zamanda kendi siyasi talebini kitlelerin genel siyasi talebi haline getirerek onu toplumsal mücadelenin pratik bir aracına da dönüştürüyordu.

    Buna göre her siyasi kavram, iktidar mücadelesinin siyasi bir aracına dönüşmeden önce kültürel bir iklimden yararlanmaktadır. Bu kültürel iklim esas olarak toplumda önemli bir işlev gören aydınların etkin çabasıyla gerçekleşmektedir. Onlar kültürel etkinlikleriyle, kitleler üzerinde kültürel bir hegemonya kurmakta ve buradan hareketle de siyasi iktidarın kitleleri yönlendirmesini olanaklı hale getirmektedirler.

    Kültürel İklimin Devrimci Rolü

    Ancak Gramsci hegemonya kavramını sadece siyasi etkinin, yani kültürel iklimi oluşturmanın bir aracı olarak kavramamakta, aynı zamanda onu siyasi mücadelenin önemli bir yöntemi olarak da değerlendirmektedir. Buna göre hegemonya, birçok şeyin yanı sıra devrimci kimliğin oluşumunda da önemli bir rol oynamaktadır. Gramsci’ye göre tarihte kendinden menkul hiçbir devrimci kuvvet olamaz. Devrimcilik somuttur ve her devrimci kuvvet, ancak toplumda yarattığı ideolojik-kültürel hegemonya sayesinde devrimci bir kimlik kazanmaktadır.

    Aynı şekilde hegemonya kavramı, siyasi çalışma süresince kullanılan devrimci yöntemleri de belirler. Hiçbir siyasi kuvvet toplumda tek başına var olamaz. Her siyasi kuvvet, bir başka toplumsal kuvvet üzerindeki kültürel ve ideolojik etkisiyle güçlenir veya zayıflar. Dolayısıyla ideolojik hegemonyaya sahip olmak, siyasi mücadelenin de esasını belirler. Bu kavram, ittifak politikalarının örülmesinde de tayin edici bir rol oynar. İttifakları oluşturmak ve oluşturulan cepheleri istikrarlı hale getirmek ve bu güçleri iktidara taşımak da devrimci kuvvetlerin kültürel hegemonyaları sayesinde olmaktadır. İttifak oluşumunun zeminini güçlendiren her politika, doğruluğunu ve yanlışlığını oluşturduğu kültürel hegemonyayla ortaya koyar.

    Gramsci, toplum üzerinde henüz etkin olamayan küçük kuvvetlerin, yani geneli belirleyemeyen parça ve fragmanların, kendi hedef ve amaçlarını ancak genelin hedef ve amaçları haline getirmeleriyle iktidar olabileceklerini belirtmektedir. Gramsci’ye göre tikel olan özgünlüktür. Kendine özgü olan devrimcidir. Devrimse, kendine özgü olanın farklılıklar yaratarak, geneli ele geçirmesidir. Burjuvazi bunu geçmişte başarıyla gerçekleştirmiş, kendi dar amaç ve hedeflerini kültürel hegemonya yoluyla kitlelerin genel talepleri haline getirmişti. İdeoloji, kültürel hegemonyayı, iktidar mücadelesinin bir yöntemi haline getirirken, aslında kendisini, yani ideolojiyi hegemonyanın bir aracına dönüştürmektedir.

    Kültürel hegemonya üzerinden aydın kavramına de değinen Gramsci, aydınların toplumsal mücadelede vazgeçilemeyecek kesimleri oluşturduklarına dikkat çeker. Gramsci sosyalist hareketlerin enerjilerinin büyük bir çoğunluğunu pratik mücadeleyi örgütlemeye harcadığını, ancak kültürel örgütlenmeyi ihmal ettiklerini ve bu alanı gerici sınıf ve partilere bıraktıklarını belirtir. Gerici ve faşist partilerin kolayca iktidara gelmesinin en önemli nedenlerin başındaysa hazır buldukları ideolojik-kültürel iklim sayesinde olduğunu ileri sürer. Lorianizm akımı olarak bahsettiği sol akımlarınsa siyasi tutum ve davranışlarıyla bu ideolojik-kültürel iklime her yönüyle destek olduklarını söyler.

    Gramsci Kimdir?

    1891 yılında Arnavut kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Gramsci, zayıf ve hastalıklı bir bedene sahipti. O, küçük yaştan itibaren devrimci mücadele içinde yer almış ve 20’li yaşlardan itibaren de sosyalist hareket içinde öne çıkmıştı. Sosyalist hareketin bölünerek içinden faşist bir parti çıkarmasından sonra Gramsci, Komünist Parti’nin kuruluş çalışmalarına hız vermiş ve kuruluşundan sonra da onun ilk genel sekreteri olmuştu.

    Fabrikalarda örgütlenmeye ve özellikle de işçi sınıfının eğitilmesi ve örgütlenmesi üzerine kafa yoran Gramsci, işçi derneklerinin kuruluşunun yanı sıra, emekçilerin aydınlanmasını sağlayacak derslere ve eğitimlere de önem veriyordu. Bir dönem parlamentoya milletvekili de seçilen Gramsci, siyasi baskıların ve kovuşturmaların artması üzerine önce tutuklanmış ve sonra da hapishane hapishane dolaştırılarak, hayatının geri kalanını zindanlarda geçirmişti.

    Hapishaneden yazdığı mektuplarının yanı sıra onun, siyasi ve edebiyat notlarından oluşan 33 defteri de bulunmaktadır. Bu defterlerin 29’u, Gramsci’nin siyasi, kültürel, felsefi, tarihsel ve edebi araştırmalarını içerir. Kalan 4 defterse onun Almancadan yaptığı çevirilerdir.

    Defterlerin İçerdiği Teorik Hazine

    Defterler kronolojik bir sistemle yazılmadığı gibi düzenli bir konu başlıkları da içermezler. Bunlar çoğunlukla yazarının yüzeysel ve sonradan derinleştirmeyi umduğu görüş ve düşüncelerini içerirler. Fakat buna rağmen bu defterler büyük bir teorik hazine oluştururlar.

    Gramsci 20. yüzyıl sosyalist hareketinin yetiştirdiği ve o dönemde en özgün fikirlere sahip seçkin liderlerden biridir. Onun sınıf mücadelesinin yöntemleri ve parti örgütlenmesinin sorunlarına ilişkin ortaya attığı görüşleri, bir bakıma Marx’ın ve Lenin’in sunduğu teorik analizlerin daha mikro düzeyde ifade edilmesidir. Lenin’in “Ne Yapmalı” başlıklı eserinde ortaya koyduğu parti teorisi, Gramsci’nin “Modern Prens” başlıklı makalesiyle daha ince detaylarla devam ettirilmektedir. O, kitlelerin bilincinin nasıl oluştuğuna kafayı yorar. Bilinç, sınıf mücadelesi süreçlerinde hangi araç ve yöntemlerle oluşur ve devrimci sınıflar bu bilincin oluşmasını nasıl belirler? Gramsci bir bakıma insan bilincinin oluşma sürecini mikro düzeyde incelemiş, kültürün, ideolojinin ve siyasi iklimin sınıf mücadelesindeki rolüne ilişkin teorik önermelerde bulunmuş ve zihinlerimizi ateşlemiştir.

    Bu kapsamda o, aydınların toplumsal devrimlerdeki rolünü de inceler. Ona göre aydın, sınıf bilincinin oluşumunu sağlayan ya da bu bilincin oluşmasının kültürel iklimini yaratan kesimden bir bireydir. Aydın toplumun sinir uçlarıdır bu nedenle de sınıfların en diri kesimidir. O hem çürürken böyledir hem de canlanırken böyle. Devrim Gramsci’ye göre yapıldıktan sonra duvara asılan eski bir tüfek değildir. Devrim insanlık tarihinin ebediyete kadar sürecek toplumsal atılımlarının toplamıdır. Bu yönüyle Gramsci, Mao’nun “sosyalizm döneminde sınıf mücadelesinin devam ettiği” teorisini çok erken bir zamanda felsefi açıdan ortaya koymuş derin bir filozoftur. Gramsci’nin teorik saptamaları sosyalistler tarafından döne döne derinlemesine incelenmesi gereken büyük bir hazinedir.

    Gramsci’nin Hapishane Defterleri’ni yazmasında, bunların korunmasında ve yeniden yayınlanmasında en önemli rolü kuşkusuz baldızı Tatiana Schucht oynamıştı. Bu 33 defterin değerini en iyi o anlamıştı. Defterleri, yazıldıkları 1926 yılından sonra teker teker hapishaneden kurtaran Tatiana, onları Gramsci’nin 27 Nisan 1937 yılında ölümünün ardından önce Moskova’ya götürmüş ve Komintern arşivine teslim etmiş, sonra da bunları yeniden İtalya’da Mussoli’nin yıkılmasından sonra yayımlanmak üzere geri getirmişti.

    Bu defterler Gramsci’nin entelektüel derinliğini, bilimsel çalışmalardaki titizliğini, disiplinini ve çalışkanlığını gösterirler. O doymak bilmez bir entelektüel meraka, tükenmez bir eleştirel enerjiye ve sınırsız bir inceleme tutkusuna sahipti. Bu özellikler onu 10 yıl boyunca kaldığı faşist zindanlarda umutsuzluğa kapılmasını engelledi. Gramsci bu defterlere kaydettiği notlarla “für ewig”, yani sonsuza kadar sürecek ve yaşayacak bir çalışmaya girişmek istiyordu. Dinsel düşünüşün, kültürün, dilin, ideolojinin ve tarihsel bilincin nasıl oluştuğu, onun belli başlı araştırmalarının başında geliyordu.

    Gramsci’nin Hapishane Defterleri nihayet bütünlüklü bir şekilde Türkçeye kazandırılmaktadır. Ne yazık ki bu çeviri özgün dilinden değil, İngilizcesinden yapılmaktadır. Bu zorlu işi ise Ekrem Ekici üstlenmiş.

    Gramsci hapishane koşullarında bir bakıma kodların içine gizlediği düşüncelerini alışık olmadığımız kavramlarla ifade etmektedir. Bu kavramları bırakalım bir başka dile çevirmeyi, kendi özgün dilinde bile anlamak kolay değildir ve yoruma açıktır.

    Editör Joseph A. Buttiegieg bu defterlerin İngilizce edisyonlarından birine girişmiştir. Ancak o bile eserin tamamını henüz çevirememiştir. Türkçeye kazandıran yayınevi de önce Buttiegieg’in bu eseri tamamlamasını beklemek zorundadır. Halbuki Gramsci’nin defterlerinin tamamı başka dillere, örneğin Almanca’ya kazandırılmıştır. Keşke çeviri İtalyancadan ya da en azından tamamlanmış olan bir başka dilden yapılsaydı

    Bu arada İngilizce edisyonunu yayımlayan Buttiegieg’in Gramsci üzerine kaleme aldığı uzun sunuşunun bir yerinde, hiç de gerekli olmadığı halde “defterler Stalin’in güvenlik güçlerinin sansürcü gözlerinden kaçırıldı” gibi “psikolojik harekat” eğilimle bir yorumda bulunması bu edisyonu lekelemektedir. Bu defterler uzun bir süre boyunca Sovyetler Birliği’nde, hem de Komintern arşivinde tutulmaktaydı. Bunları yayımlama ihtiyacı doğduğunda ise Tatiana onları İtalya’ya götürmüş ve orada yayımlamıştır. Gözü Stalin düşmanlığıyla kararan editör, bir çırpıda Stalin’le Mussolini’yi özdeşleştirmektedir. Bu yorumların sunuşta yer alması ne yazık ki eserin bilimselliğine de gölge düşürmektedir.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Çinli Filozoflar Öğretilerini Neden Sayılara İndirgiyorlar?

    Ütopya’ya Giden Yol… Çin felsefe ve siyaset geleneğinde program ve hedeflerin hep sayılara indirgendiğini görürüz. Örneğin Çin’in ilk Cumhurbaşkanı Sun Yatsen’in “Üç...

    Konfüçyüs’ten Siyaset Dersleri

    Konfüçyüs’e toplumsal sorunlara kafa yoran ve toplumları değiştirmeyi amaçlayan politik insanlara ne yapmaları gerektiği sorulduğunda şöyle buyurmuş. 1. Eğer bir...

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler