İnsanlar Tanrı İnancına Nasıl Ulaştı?

İnsanlar Tanrı İnancına Nasıl Ulaştı?

Messeneli Euchmeros (MÖ 4.-3. yüzyıl)

İnsanlar Tanrı İnancına Nasıl Ulaştı?

Aslında İbn Tufeyl bize, “Tanrı fikrine ulaşmak için ne bir aracıya (Peygambere) ne de tanrısal tebliğe ihtiyacımız var” demektedir…
Bundan bir önceki yazımızda (bkz. Müslüman Toplumlar Neden Yeni İbn Tufeyl’ler Çıkaramıyor, 21 Ocak 2017) hakkında bazı bilgiler verdiğimiz İbn Tufeyl, Müslümanların büyük düşünürlerinden biridir. Onun günümüze kadar gelen ve dünya çapında bir etki yaratan eseri (eğer birkaç şiirini saymazsak) Hayy İbn Yakzan’dan alıntı yaparak Müslüman toplumların ahlaken bozulmalarının nedenine dikkat çekmiştik.
 
Hayy İbn Yakzan’ın Tanrı Fikrine Ulaşması
Yazar kitabında, bir adada tek başına yaşamak durumunda kalan bir insanın nasıl adım adım, zaman içinde, basitten karmaşığa, cansızdan canlı varlıklara doğru bir hat izleyerek çevresini, doğayı, gökyüzünü ve gezegenleri incelediğini, deneysel gözlemlere başvurarak bilgiye kavuştuğunu ve en sonunda da “akıl” yoluyla Tanrı fikrine ulaştığını anlatmaktadır. Hayy İbn Yakzan’ın tanrısı öyle bir tanrıdır ki onu kavramak için kutsal kitapların bol örnekli betimlemelerine ve sıfatlarına da ihtiyaç yoktur.
Aslında İbn Tufeyl bize, “Tanrı fikrine ulaşmak için ne bir aracıya (Peygambere) ne de tanrısal tebliğe ihtiyacımız var” demektedir.
Kitabın birçok sayfasında bu fikir işlenmektedir. Hayy İbn Yakzan’ın tanrı fikrine ulaştığı anı şöyle anlatır İbn Tufeyl: “Cisim olmayan; ne cisme bitişik, ne cisimden ayrı, ne cismin içinde, ne cismin dışında olan bir Failin varlığının zorunluluğu, zihninde kesinlik kazandı, kökleşti. Çünkü bitişiklik, ayrılık, bir şeyin içinde ya da dışında oluş hali, hep cisimlere özgü özelliklerdendir. Söz konusu Fail ise bütün bu cismani özelliklerden münezzehtir… Bu sebeple zatına (Tanrı) özgü olan üstün sıfatların, [Onun] yaratıklarına [insanlara] özgü olanlardan daha mükemmel, daha tam, daha güzel, daha değerli ve devamlı olduğunu, yaratıklarına ait sıfatların zatına ait sıfatlarla hiçbir şekilde kıyas kabul etmeyeceğini kavradı…”(İbn Tufeyl, Hayy İbn Yakzan, İnsan Yay., s.53-55. Eserin başka yayınevlerinden çıkmış baskıları da mevcuttur).
Yüzyıllardan bu yana bilcümle düşünür, tanrı fikrinin kökenine ilişkin kafa yormaktadır. Tanrı kavramının ilk kez ne zaman ve nasıl ortaya çıktığına dair birçok görüş ileri sürülmektedir.
Örneğin MÖ 4. yüzyılda yaşamış Euhemeros’un antropolojik tanrı fikrini ilk ortaya atan düşünür olduğu ve böylece tanrının kutsallığını ortadan kaldırdığı belirtilir. (Daha fazla bilgi için bkz. İlkçağ Ütopyaları). Onu sonra başka düşünürler (özellikle de materyalist filozoflar) takip etmiş.
Bu konudaki en ilginç açıklamaları ise kuşkusuz önce ünlü Roma filozofu Lucretius ve sonra da ondan etkilenen radikal Fransız Aydınlanmacıları yapmışlardır.(Bilim ve Gelecek dergisi Şubat 2017 sayısını bu konuya ayırmış)
 
Tanrı Fikri Neden Zihinsel Bir Devrimdir?
Peki insanoğlunun tapınma ihtiyacının ve tanrı fikrine ulaşmanın nedeni neydi?
Veya ilahi güç arayışı ve en sonunda tek tanrı fikri nasıl oluştu?…
Çok ilginç bir konudur bu ve tanrı fikrinin nasıl ve neden ortaya çıktığına ilişkin tartışmaların yoğunluğu bugün bile azalmadan devam etmektedir. İnsan merkezli, din ve tanrı odaklı kitapların son yıllarda rağbet görmesi de buna bağlanabilir.
Kısaca şunu vurgulayalım: Tanrı fikri, İbn Tufeyl’in de ifade ettiği gibi insanoğlunun zihinsel etkinliğinin, bir bakıma bilgide yoğunlaşmanın ve soyutlamanın bir icadıdır ve amacı da toplumsal yaşama belli bir nizam vermektir.
Çok açık bir ifadeyle söylemek gerekirse: Tanrı fikri, düşünce dünyamızda en büyük zihinsel atılımdır bu ve bu açıdan bir devrimdir…
Neyin devrimidir bu?
İnsanoğlunun soyutlama yeteneğindeki devrim. Bir bakıma insanoğlunun kendisini içinde bulduğu çaresizliğinden, sığındığı mağarasından, saklandığı ve avlandığı ormanından, kısacası çevresinden, doğasından ve hatta kendi bedeninin cenderesinden kurtularak doğa ve evreni yüksek bir noktadan algılamasıdır. Hatta daha da ileriye giderek belirtelim, insanoğlunun doğayı ve evreni tanrı katından izlemesidir.
İnsanoğlunun saf akla (spekülatif akla) erişmesi, zihinsel anlamda kendi bedeninin dışına çıkmasıyla mümkündü.
Doğa üstü bir varlık kavramına ulaşmak, insanın bir bakıma düşünsel atılımla hayvanlar aleminden kesin kopuşudur.
Tanrı fikri insanoğlunun kendisine örnek aldığı, ona benzemek için her çareye başvurduğu ama hiçbir zaman ulaşamayacağı en gelişmiş varlığın tasavvurudur; düşünülebilecek somut olguların da ötesine geçen saf idealdir; maddi dünyanın ufkundan da öte mutlak ruhun ve dolayısıyla hiçbir zaman ulaşılamayacak, ama insanoğluna varlık bilinci veren, yaşam enerjisi sağlayan, varlığını anlamlandıran, ancak kavuşulması kesinlikle mümkün olmayan ütopik bilinçteki imgesidir.
İnsanoğlu, hayvanlar aleminden tanrı fikrini keşfederek kurtuldu! Daha doğrusu insanoğlu, kendisine tanrı yaratarak insanlaştı. Tanrı fikri bir bakıma, insanın insan olmasının en güçlü ifadesi olarak ortaya çıktı. Çünkü tanrı fikri, insanoğlunun zihinsel yaratıcılığının en uç, en sanatsal ve en düşsel tasarımlarından biridir. İnsanoğlu tanrı fikriyle, sadece sırrına eremediği doğa olaylarını ve bundan kaynaklanan korkularını ve endişelerini denetim altına almadı, aynı zamanda bilme merakının ve zihinsel yeteneklerinin de dizginlenemeyeceğini keşfetti.
Tanrısal tebliğin ve inancın, sara nöbetlerinde veya zikir anlarında ortaya çıkmasının bir nedeni de bu olmalıdır.
 
Homo Sapiensten Homo Religiosusa
Tanrı fikri, insanın soyutlama yeteneğinde, kültürel ve sanatsal etkinliğinde bir zirvedir. Her yeni tanrı kavramı, insanoğlunun spekülatif düşüncesinin doruğudur da. Bu keşif, Kopernik’in evren tasarımı kadar radikal ve devrimcidir.
Tanrının keşfi, insanoğlunun düşsel açıdan kendisini aşmasıdır. İnsan-hayvan zıtlığının en uç noktasıdır ve dolayısıyla insanoğlunun bugüne kadar yaptığı en büyük zihinsel keşiftir.
Saygın bilim adamlarının da saptadıkları gibi insanoğlu, “homo sapiens” olduğu andan itibaren “homo religiosus”tur. Kanımızca da Tanrı fikri, sadece “zavallı ve çaresiz” insanın “tesellisi” değildir; ya da bu fikir topluma sadece bir düzen ve ahlaksal norm dayatma ihtiyacından değil, aynı zamanda insanoğlunun kendisini var etme ve şahsi olarak örnek alacağı ideal bir kimlik ihtiyacından, yeteneklerini ve yaratıcılığını geliştirme ve yaşamına bir nizam verme ihtiyacından kaynaklanmıştır. Bu fikir insanlık tarihinde, tekerleğin keşfinden, enerjinin sakınım yasasının bulunuşundan daha etkilidir. Çünkü insanlaşan insanoğlu, kendi tanrısını yaratarak bir bakıma kendisinin de ne olması gerektiğine karar verdi. Tanrı fikri, insanoğlunun varmak istediği menzilin de ufuk ötesidir.
Çok uç bir fikirle belirtelim: Eğer insanoğlu, mevcut tanrı fikrine varmasaydı bugün hala kuzenlerimiz olan maymunlarla halvet ediyor olacaktık. Eğer insanoğlunun insanlaşması, bir tesadüf sonucu gerçekleşseydi, ama bugünkü mevcut tanrı fikrine ulaşmasaydı, iddia ediyoruz ki insan mutlaka yine bir başka tanrı fikrine ulaşacaktı. Tanrı imgesi, insanoğlunun ulaşmayı arzuladığı ideal örnek varlıktır.
Tanrı fikri düşünsel yeteneklerimizde alternatifsizdir, onun bir başka eşi ve benzeri yoktur. Nitekim her kavmin, her uygar insan topluluğunun kendine has bir tanrı imgesi yaratması boşuna değildir.
Tanrıyı keşfetmeden uygarlaşan bir “insan” türüne rastlanmamıştır.
Toplumsal sınıfları, çekirdek aileleri, devletleri olmayan kavimlere hep rastlanmaktadır, ama antropologlar bugüne keder tanrısız bir kavmi keşfedilememişlerdir.
İnsanın insanlaşması sadece DNA’larımızın ya da evrimin bir icadı değildir, en başta bu, zihinsel gelişimimizdeki sıçramaların ve dolayısıyla tanrı fikrinin bulunuşunun da bir sonucudur.
Sanırız toplumlarda ideal bir kimlik ihtiyacı var olduğu sürece de tanrı fikri yok olmayacaktır. En fazlası, eski tanrı gidecek, onun yerine bir başka tanrı imgesi gelecektir. Bu süreç, ancak insanoğlunun olağanüstü (bunu bile tam olarak tasavvur etmem mümkün değilse de) geliştiği ve bizim de bugünden öngöremeyeceğimiz bir özgürlükler dünyasında son bulabilecektir.
Son olarak şunu da not edelim: İbn Tufeyl eserinin ilerleyen sayfalarında tanrıya ulaşmanın yol ve yöntemini de ayrıntısıyla anlatmaktadır…
Ne yazık ki İslamcı düşünürlerin ezici çoğunluğu ve günümüzün siyasi iktidarları, tanrı kavramının toplumsal anlamını hiçbir zaman anlayamadılar. O’nda idealize edilen sıfatlara ulaşmaktansa, O’nu dünyevi çıkarlarına alet etmeyi akıl ettiler ve dolayısıyla insan aklının en büyük keşfini de sorumsuzca boşa çıkardılar.

3 Replies to “İnsanlar Tanrı İnancına Nasıl Ulaştı?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir