Kimi Gençlerde ve Aydınlarda Bezginlik Halleri ve Toplumsal Devrimler…

İsmail Gaspıralı, Türkçü, Sosyalist ve Endülüs’te Bir Ütopya
Ekim 15, 2019
Tarihte Eşitlik Arayışı ve Kapitalizm…
Ekim 15, 2019

Kriz dönemlerinde ortaya çıkan karamsarlık ve bezginlik halleri, aynı zamanda büyük devrimci atılımların habercisi de olabilir…

Bir süredir sanat, bilim ve düşün dünyamızın bazı isimlerinin yanı sıra özellikle genç akademisyenlerin Türkiye’yi terk etmeye eğilimli olduklarına dair haberlerle sıklıkla karşılaşmaktayız. Aynı şekilde ülkeden değil ama büyük kentleri terk ederek kıyı kasabalara ve köylere yerleşme eğiliminin artığının da tanığıyız.

Bu eğilimin, Gezi Ayaklanmasıyla doruğa çıkan ve gelecek güzel günlere olan ümidin genel seçimlerin ertesinde yerle bir olmasından bu yana daha da arttığına bizzat şahitlik de edebiliriz.

Kuşkusuz yurtdışına göç etmek ile büyük kentlerden uzaklaşma eğilimi, faklı kategoride değerlendirilmelidir. Ancak yine de her iki eğilimin ortak siyasi, toplumsal ve kültürel nedenleri vardır.

Bu eğilimin nedeninin kısaca siyasi, toplumsal ve kültürel kriz; bunun neden olduğu bezginlik ve yılgınlık durumu olduğunu söyleyebiliriz…

Caspar David Friedrich

Son yıllarda ülkemizin ve toplumumuzun kontrol edilemeyecek boyutta derin bir krize girdiği; istikametimizin tehlikeli olduğu apaçık görülen azgın dalgalara doğru yöneltilmiş olduğu; buna bağlı olarak günlük hayatta toplumsal gerginliğin, şiddetin, terörün, baskının, kültürel yozlaşmanın, doğa katliamının ve ahlaki çöküntünün birçok insanda haklı nedenlerle önce gelecek kaygısına ve endişeye, sonrasındaysa hiçbir şey yapamama duygusundan kaynaklanan derin bir yılgınlığa, bezginliğe ve kayıtsızlığa yol açtığı herkesin malumudur.

Söz konusu gelecek kaygısı ve endişe, ciddi bir toplumsal kriz içinde bulunduğumuzun kuvvetli işaretleri olmaktan öte, derin bir kriz içinde debelenen ve yolunu alacakaranlıkta arayan toplumlarda sıklıkla görülen hastalıklı bir durumun belirtileridir.

Amacımız bu türden eğilimleri kınamak değil, bunu yapan çok sayıda “çok bilmiş” insan var; ancak içinde bulunduğumuz toplumsal krizi, aynı zamanda olumlu bir gelişmenin işareti olarak düşünmek ve buradan dersler çıkarmak herkesin (siyasetçinin, yazarın, düşün insanının, devlet erkânının ve sorumlu şahsiyetlerin) de görevidir.

Aslında kaçış eğiliminin gözle görülür bir şekilde artığı toplumlar, aynı zamanda siyasi ve kültürel devrimlerin arifesinde bulunduklarının da işaretlerini verirler.

Bezginlik, yılgınlık ve kaçış eğilimi, sadece Türkiye’ye has bir fenomen de değildir, bütün toplumlar bundan mustariptir. Karamsarlık ve yılgınlık emareleri bir salgın hastalık gibi her yere yayılıyor.

Karamsarlığın ve hayal kırıklıklarının nasıl aşılacağına dair birçok görüş ve öneriler mevcuttur. Ancak biz kısa bir yazı çerçevesinde sadece bazı tarihsel örneklere dikkat çekerek toplumların yeniden ileriye doğru hamle yaptıklarını hatırlatmak istiyoruz.

Caspar David Friedrich

ATİNA KENT DEVLETİ

MÖ 404

Sparta’ya yenilen Atina’da 30 ailenin denetiminde bir 30’lar Oligarşisi tesis edilir. Yönetim ülkeyi baskı ve zorbalıkla yönetir… Filozof Platon’u saflarına kazanmak için ona görev bile teklif edilir;  fakat o, bu teklifi elinin tersiyle iter.

5 Yıl Sonra

Platon ve Ksenofon gibi ünlü filozofları yetiştirmiş Sokrates, gençleri itaatsizliğe teşvik ettiği gerekçesiyle idama mahkûm edilir. Sokrates baldıran zehrini içmek durumunda kalır…

MÖ 388

Toplumdan ve siyasetten sıdkı sıyrılan Platon, “en iyi devlet” tasarısını hayata geçirmek için Sicilya adasına, Siraküza’ya göç eder. Ancak hayal kırıklıklarından sonra geri döner ve Akademi’sini kurar. Böylece klasik idealist felsefenin temelleri de atılmış olur.

Sonrasında sık sık ülke dışına çıkar ve toplumsal krize çareler düşünür…

YENİÇAĞ

Güney Almanya, 1806

Avrupa Bezginleri Gizli Cemiyeti bir manifesto ilan eder:

“Bütün zincirlerden kurtulmak ve özgür olmak istiyoruz…

Doğayla uyum içinde; sanatın, ılıman iklimin, doğal bereketin, özgür düşüncenin, diğerkâmlığın olduğu; ama düşünceyi de süngü zoruyla baskı altına almayan bir yerde olmak istiyoruz…

İtaatkârlığı, sahtekârlığı ve ikiyüzlü ahlak anlayışını ilke edinmiş Avrupa’yı terk etmek istiyoruz!”

Londra, 1828

Heinrich Heine…

Marx’ın sonradan en yakın dostu olan büyük Alman şairi şunları not eder:

“Batı toplumlarının bunaltıcı doğasından yıldım!…

Avrupa’dan bezdim!…

Doğu kültürünün […] bir damlasına sahip olmak için çok şey vermeye hazırım…”

Paris-Londra, 1867

Genç Osmanlılardan Ziya Paşa ve Namık Kemal ülke içinde sürgüne gitmektense Paris ve Londra’ya kaçarlar. Orada Avrupalı aydınlarla tanışır, yeni ve ilerici fikirler edinirler…

Özgür yurttaşların yaşadığı bağımsız bir vatan için hayaller kurarlar…

Rüyalarını ve düşlerindeki ütopyaları kaleme alırlar…

İstanbul, 1891

Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit gibi genç yazarlar, Servet-i Fünun dergisiyle II. Abdülhamid’in baskıcı rejimine karşı aydınlanmacı bir edebiyat akımı yaratırlar.

30 yıllık istibdat rejimi, içinde bulundukları karamsarlığı ve bezginliği körükler: “Sanki her şey daha da kötüye gitmektedir.”

“Bir peygamber gibi gördüğümüz Tevfik Fikret’in önderliğinde rejimin boğucu havasından kurtulmak için her şeyi arkada bırakıp, hep birlikte Yeni Zelanda’ya göç etmeyi planladık” der Hüseyin Cahit anılarında.

Amaçları aileleriyle birlikte “sosyalist” bir komün kurmaktır…

Aksilikler birbirini takip eder ve proje gerçekleşmez.

Ama bu deneyim, Hüseyin Cahit’e, muhteşem bir Türk ütopyası yazmasına esin kaynağı olur: “Hayat-ı Muhayyel, müşterek bir hayat hikayesidir, bir sosyalistlik tecrübesidir” diye not eder…

Yeniden Atina…

Bir İmparatorluğun Doğuşu

MÖ 382… Makedonyalı Filip doğar…

II. Filip, Yunan kavimlerini birleştirerek, kent devletlerinin toplumsal ve siyasi krizine son verir…

Tarihsel tıkanmışlık giderilir…

MÖ 330’lu yıllar…

Büyük İskender, Makedonya İmparatorluğu’nun sınırlarını Hindistan’a kadar genişletir. Bu arada kendi içinde çürümekte olan Pers İmparatorluğu’nu da ortadan kaldırır.

Batı ile Doğu dünyasının birliği ilk kez sağlanmış olur…

Ekonomik, bilimsel ve felsefe atılımlarının önü yeniden açılır.

Yeniden Avrupa

1830-1848 Devrimleri

İki dalga halinde Paris, Berlin ve Brüksel’de başlayan halkçı devrimler, Avrupa’yı toplumsal temellerine kadar sarsar…

Tarihin en radikal devrimleri ardı ardına patlak verir…

Bütün bezginlik ve yılgınlık emareleri son bulmuştur.

Heinrich Heine en devrimci dizelerini kaleme alır.

Herkes Paris, Berlin, Brüksel, Viyana, Budapeşte, Varşova barikatlarında hayatını ortaya koyar…

Bunlardan biri de ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in dedesi Polonyalı devrimci Konstanty Borzecki’dir…

Yeniden İstanbul

1908-1938

Kadim İstanbul şehri, önce 1908 Jön Türk Devrimine; ardından Ankara’da 1919 Kurtuluş Savaşı’yla başlayan ve Atatürk’ün ölümüne kadar aralıksız devam eden toplumsal bir dönüşümün önemli bir merkezi olur…

20. yüzyılın en radikal devrimlerinden biri, yılgınlığın ve bezginliğin merkezinde hayat bulur…

Tevfik Fikret 1915 yılında vefat eder, ama onunla birlikte Yeni Zelanda’ya göç etmek isteyen genç aydınların önemli bir kısmı Kurtuluş Savaşı’na canla başla katılır. Sonra bunların ezici bir çoğunluğu Atatürk’le birlikte Cumhuriyet’in kuruluşunda görev alırlar…

Kıssadan Hisse

Demek ki kriz dönemlerinde ortaya çıkan karamsarlık ve bezginlik halleri, aynı zamanda büyük devrimci atılımların da habercisiymiş.

Tarih henüz son sözünü söylemedi…

Sadık USTA
Sadık USTA
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

2 Comments

  1. Bahir Oltulu dedi ki:

    İyi akşamlar hocam. Önce fikrinize sonra elinize sağlık. Sizin yazılarınızı okudukça zihnim açılıyor. Yazınızı okuyup bitirdikten sonra aklıma geliverdi, size sorayım dedim. Yazınızda sözünü ettiğiniz Osmanlı sosyalist aydınlarının Yeni Zelanda’ya Tevfik Fikret’in öncülüğünde gidiş işi suya düşünce; büyük şairin ölümüne dek sürecek olan Aşiyan’a kapanışı da bir tür kaçış değil midir? Sağlıcakla kalınız.

    • Sadık Usta dedi ki:

      Çok mutlu oldum Bahir Bey. Evet, Tevfik Fikret’in Aşiyan’a kapanması da bir tür kaçıştır. Tevfik Fikret zehir gibi beyin, muazzam bir birikimmiş fakat şahsi olarak geçimsiz ve bunalımlar içinde olan bir yapıya sahipmiş. Aydınlarımızın bir kısmında bu bunalım sıklıkla görülmektedir.

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi:
Araç çubuğuna atla