• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Malthus’un Nüfus Teorisi ve Kapitalizmin Çıkmazı Bölüm 3

    Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, geçen Mart ayının sonlarında bir televizyon programında “Allah veya doğa artık ne derseniz, Korona virüsünü, insan neslinin aşırı çoğalmasına karşı bir tedbir olarak gönderdi” dedi. Aşırı tepkiler üzerine de bu kez sırtını Malthus’a dayayarak, “Malthus da nüfus teorisinde bunun böyle olduğunu söylemişti” diyerek sözlerinin sorumluluğunu üzerinden atmaya çalışmıştı.

    Bu söylemin her ikisi de yanlıştı.

    Bir biliminsanı inançlı olabilir fakat bir virüs salgınını götürüp Allah’ın iradesine ve takdirine bağlaması biliminsanı sorumluluğuyla bağdaşmaz. Tepkiler üzerine de konuyu götürüp hiç bilmediği belli olan bir teoriye bağlaması en az birinci açıklaması kadar sorunluydu. Ne yazık ki ülkemizde böylesi gaflar mümkündür.

    Üç bölümden oluşan bu makalenin birinci bölümünde Mahlthus’un hedef aldığı W. Godwin’in hayatından ve kuramından bahsetmiştik. İkinci bölümde ise Malthus’un hayatına ve özellikle de onun hangi ortamda büyüdüğüne ve babasının aydınlanmacı filozoflarla ilişkilerine, İngiltere’nin düşünsel atmosferine ilişkin bilgiler vermiştik. Bu bölümde Malthus’un çok tartışılan tezini özetleyecek; söz konusu tezlere yönelik tepkileri ve sonra da kendi görüşlerimizi açıklayacağız.

    Markiz Condorcet ve Hümanizm

    William Godwin’in eserinin (Political Justice) yayımlanmasından birkaç yıl önce Fransa’da Markiz Condorcet’nin en az Godwin’in eseri kadar ses getiren İnsan Ruhunun Gelecekteki İlerlemesi (1795) adlı eseri yayımlanmıştı. Her iki eser Avrupa’da muazzam bir devrimci dalgalanma yaratmıştı.

    upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/...
    Marie Jean Antoine Nicolas Caritat, Marquis de Condorcet
    (1743-1794)

    Markiz Condorcet (1743-1794), gelecekte insanlığın baskı ve sömürünün olmadığı, bilim ve teknoloji sayesinde toplumların mutlu ve refah içinde bir düzende yaşayacağını öngörmüştü kitabında. Condorcet hümanist bir matematikçiydi. Özgürlük idealine aşkla bağlıydı ve insanlık açısından muazzam iyimserlik dolu bir gelecek öngörmekteydi. Ona göre iki yüz yıl içinde tarım ve sanayi alanında öylesine bir gelişme kaydedilecekti ki insanların ne konut ne de beslenme sorunları kalacaktı. Tıp alanındaki gelişmeler, insan ömrünü uzatmakla kalmayacak, hastalık ve rahatsızlıkları da ortadan kaldıracaktı.[1]

    O, toplumların sağlıklı bir gelişme kaydedebilmeleri için iki temel alanda reforma ihtiyaç duyulduğunu belirtiyordu: toplumları sınıflara bölen bölüşüm ilişkileri bir anda ortadan kaldırılamazdı fakat babalarını veya kocalarını kaybetmiş kadın ve yetimlerin yanı sıra yaşlıların bakımlarını ve geçimlerini üstlenecek bir fon, sefaleti ortadan kaldırabilirdi. Öte yandan zenginlerin mevcut servetlerine dokunmamakla birlikte onların insanları ezmelerine ve sömürmelerine engel olacak ve ayrıca onların hükümet ve yasama organı üzerindeki etkilerini ortadan kaldıracak özel bir kredi sistemi kurulabilirdi. Zenginlerin kredi olanaklarının kısıtlandığı buna karşılık yoksulların ve iş kurmayı planlayan girişimcilerin kapitalden bağımsızlaşmasını sağlayacak bir kredi sistemi işletilebilirdi. Böylece toplumsal eşitlik, zaman içinde ve barışçıl yollardan gerçekleşebilirdi. Markiz Condorcet’e göre nüfusun ve özellikle de genç nüfusun varlığı, üretimin güvence altına alınması için gerekliydi. Her kuşak, ihtiyaç duyduğu gıda maddelerini rahatlıkla üretebilirdi. Nüfus demek üretim demekti ve bu her zaman ikisi arasındaki denge optimum seviyede olacaktı.[2]

    Aristokratların Gladyatörü Malthus

    İngiltere’de hem Godwin’in hem de Markiz Condorcet’nin kitabı toplumda öylesine iyimser bir atmosfer ve coşku yaratmıştı ki zaten Fransız Devriminin etkisiyle kabarmış olan homurdanmaların tehlikeli bir boyut kazanmasından korkulmuştu ve bunun bir şekilde kırılması gerekmişti. Tam da o günlerde aristokratların ve büyük burjuvazinin imdadına Malthus’un eseri yetişmişti. İngiltere’de saray ve parlamentonun yanı sıra aristokratlar ve büyük burjuvazi, söz konusu kitaba ve kitabın yazarına ihtiyaç duydukları gladyatörü bulmuşçasına dört elle sarılmışlardı.

    Malthus’un etkisi çok yönlü olmuştu ve düşünsel alanda birçok tartışmanın başlamasına yol açmıştı. Nasıl ki Adam Smith siyasal iktisat, David Ricardo para ve piyasa kuramında çığır açmışsa Robert Malthus da nüfus teorisiyle düşünce tarihini derinden etkilemiştir.[3]

    Kuşkusuz Malthus, nüfus konusunu gündeme getiren ilk düşünür değildi. Ondan önce bu konuya değinen birçok düşünür olmuştu. Ancak onlar, az önce Condorcet’nin görüşlerinden de anlaşıldığı gibi, nüfus çokluğunu sağlıklı bir gelişmenin işareti olarak görüyorlardı. Onlara göre “nüfus demek üretim demekti ve bu ne kadar çoksa toplumsal koşullar da o kadar olgunlaşmış ve halkın refah düzeyi o kadar çok gelişmiş” olacaktı.

    Sömürgeciliğin gemi azıya aldığı 18. yüzyılın sonlarından itibaren nüfus patlamasının toplumsal koşulların bir sonucu olduğu yönündeki görüşlerden uzaklaşılmaya başlanmış ve bunun doğal yaşamın (Wallace’ın bitki ve hayvanlar dünyasından esinlenerek ortaya attığı görüşler) zorunlu bir ürünü olduğu kuramına yaklaşılmıştı. Malthus, tam da böylesi düşünsel iklimde söz konusu kuramları hem uç noktaya götürmüş[4] hem de korkunç bir tablo çizerek nüfus fazlalığından kaynaklanan sorunları, bu sorunların sorumlusu ilan ettiği emekçi sınıfların sırtına yıkmayı gerekli görmüştür.

    Demografi Biliminin Gelişimi

    Malthus’un tezleri sorunluydu fakat kitabında (Nüfus İlkesi) dile getirdiği fikirlerin olumlu etkileri de olmuştu. Eserin yayımlanmasından birkaç yıl sonra başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa devletleri, nüfus sayımının önemini kavrayacaktı.[5] Maltuhus’un eseri,bugün demografi olarak andığımız bilim dalının yanı sıra sosyal bilimlerin birçok alanında da (felsefe, siyaset bilimi, eğitim, etik) yeni inceleme ve tartışma alanlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır.[6] Ayrıca yanlış bir varsayımdan hareket etmekle birlikte, evrim kuramının babaları A. Russell Wallace ve Charles Darwin de anılarında kuramlarının temel tezlerini Malthus’un kitabını okuduktan sonra oluşturduklarını söyleyeceklerdir.[7] Çok ilginçtir ki Charles Darwin’in, bitkiler ve hayvanlar üzerinde çalışan ve deneyler yapan dedesi doğa bilimci Erasmus Darwin de “bitki ve hayvanlar dünyasındaki türler arası savaşın besin kıtlığından kaynaklandığı” tezine değinmesiyle Malthus’u etkilemişti. Bu sayede Wallace ve Darwin de ünlü “doğanın acımasız koşullarına en iyi uyum sağlayan türler ayakta kalır” tezlerini oluşturabilmişlerdir.

    Freaking out Darwin | Charles darwin, Linguistic theory
    Russel Wallace ve Charles Darwin

    Nüfus ve Besin Kaynakları Dengesi

    Peki Malthus’un iki yüz yıldır tartışılmakta olan tezleri nelerdi?

    Malthus, sağlam kanıtlar sunamamakla birlikte iki alanda tezler ileri sürmüştü.

    Bunlardan biri, insan nüfusunun besin kaynaklarından katbekat daha hızlı büyüdüğü tezidir. Malhtus’a göre nüfus geometrik sırayla artarken, besin kaynakları aritmetik sırayla artmaktır.

    İkincisi ise bu gelişmenin sonucunda besin kaynaklarının yetmezliğinden hareketle bir kıtlık meydana gelecek ve bu nedenle de ancak varlıklı olanlar ve geçimlerini sağlayabilecek bir iş imkânı bulunanlar ayakta kalabileceklerdi.

    Doğ,a tıpkı bitkiler ve hayvanlar dünyasında olduğu gibi, herkese yeterli besin kaynağı sunamadığı için bu koşullara dayanamayacak olan zayıfları savaş, salgın vb. felaketlerle ortadan kaldıracaktı.

    Kıtlık, savaşlar ve hastalıklar, doğal olarak mevcut koşullara uyum sağlayamayan çok çocuklu yoksul aileleri ve geçimini sağlayamayan işsiz güçsüz takımını ortadan kaldıracaktı.

    Bu, doğanın acımasız yasası olmakla birlikte kıtlığı ortaya çıkaran esas sebep, yoksulların eğitimsizlikten kaynaklanan akılsızlığı, erken evlilikleri, sınırsız çoğalmaları ve ahlaki yozluklarıdır.

    Yapılması gereken şey: kontrolsüz bir şekilde önü alınamayan aşırı doğumları önlemek için erken evliliklerin önüne geçmek, yoksullara yapılan devlet ve kilise yardımlarını kesmek ve onların hızla doğal yoldan yok olmalarının önünü açacak düzenlemelere yardımcı olmaktır.

    Malthus, söz konusu tezlerine sağlam kanıtlar sunamaz. Nüfus fazlalığını önlemek için önerdiği tedbirler ve vicdansız üslubu ise halkın tepkisini çeker.

    Şimdi tezlerinin ayrıntılarına bakabiliriz:

    Nüfus Geometrik Sırayla mı Çoğalıyor?

    Malthus’a göre insan nüfusunun aşırı ve kontrolsüz bir şekilde büyümesi, Adam Smith’in, W. Godwin’in, M. Condorcet’nin ve başka düşünürlerin ileri sürdükleri gibi olumlu bir gelişme değildir aksine, 100 yıl gibi kısa bir süre içinde büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açacaktır. İnsanlık girdiği bu çıkmaz sokakta daha fazla ilerleyemez. 

    Malthus’a göre insan evladı, yaşamını belirleyen iki unsurdan hiçbir şekilde vazgeçemez. Bunlardan birincisi beslenmedir ve bu, “insanın var olabilmesi için zorunludur.” İkincisiyse “cinsiyetler arası tutku[dur]… ve gelecekte de neredeyse şimdikiyle aynı şekilde kalmayı sürdürecektir.”[8] Bu durumda bir değişiklik olmayacağına göre, her bir çiftin ortalama dört çocuk yapmasını bekleyebiliriz (doğumların ölümlere oranla yüksek olması). Böylece toplumların nüfusu geometrik bir sırayla artacak, mevcut nüfusu doyurmak için gerekli olan besin kaynakları ise aynı hızda büyümediği için (aritmetik bir sırayla büyüdüğü için) kıtlıklar, salgınlar vb. felaketler baş gösterecektir.

    “Doğa, hayvan ve bitki krallıkları vasıtasıyla hayatın tohumlarını cömertçe ve özgürce etrafa saçmıştır… Dünyada şu an itibarıyla bulunan tohumlar, yeterli besin ve büyüyecek yeterli alan olduğunda birkaç bin yıl içinde milyonlarca insanı doldurmaya yetecektir… Bitkiler ve hayvanlar arasındaki etkisi tohum israfı, hastalık ve zamanından önce ölüm [şeklinde olmaktadır]. İnsanlar arasında ise bu ,sefalet ve ahlaksızlık [olarak ortaya çıkmaktadır]. Ahlaksızlık ise son derece muhtemel bir sonuçtur ve dolayısıyla bunun ziyadesiyle üstün geldiğini görürüz.”[9]

    “Denetim altına alınmadığında nüfusun geometrik oranda, besin olanaklarının ise aritmetik oranda arttığını söylemiştim” diyen Malthus, nüfusun dört kuşak sonra (her bir kuşak 25 yıl olarak düşünüldüğünde 100 yıl sonra) 8 kat, sekiz kuşak sonraysa (200 yıl sonra) 64 kat artacağını ileri sürmüştü. Bunu da 1+2+4+8+16+32+64+128 => sıra rakamlarıyla ifade etmişti.

    Bilimsel ve teknolojik gelişmeyi dikkate almayan, sanayi ve işletmelerin ekonomiye yaptıkları katkıları ise küçümseyen, ticareti sadece vergi getiren bir kaynak ancak besin teminine yararı olmayan bir alan olarak gören Malthus, besin kaynaklarının esas olarak toprağın işlenmesiyle sağlandığını düşünmüş ve dolayısıyla buradan sağlanan ürünlerin de ancak aritmetik sırayla, yani 1+2+3+4+5+6+7+8 => sayı sırasıyla artacağını varsaymıştı.

    Nüfus Gerçekten Nasıl Çoğalıyor?

    Malthus, tezlerini kanıtlamak için Büyük Britanya ve Amerika Birleşik Devletleri’ni örnek göstermiştir. 1800’ün başında nüfusu 5 milyon olan ABD, 1900’ün başlarında 80 milyon’a ulaşmıştı. Büyük Britanya’nın nüfusu ise 1800’ün başında10 milyonken, 1900’ün başlarında 40 milyon olmuştu. İlk anda ABD’nin nüfus artışının Malthus’un varsaydığı rakama uygun düştüğü görülse de bu durum da Malthus’u doğrulamıyordu. ABD’nin nüfusu geometrik sırayla artmıştı fakat bu artış, doğum yoluyla değil, dışardan alınan göçler sayesinde gerçekleşmişti. Büyük Britanya ise 100 yılda ancak 4 kat büyümüştü. Dolayısıyla bu öngörü ne Büyük Britanya ne ABD ne de Avrupa’nın diğer ülkeleri açısından doğrulanabilmişti. Hatta Fransa’nın nüfusunda az bir gerileme bile söz konusuydu.

    Şimdi kısaca Avrupa ülkeleri bazında gerçekleşen nüfus artışına bakalım:

    Gerçekleşen nüfus Artışı:[10]

    Britanya   :1750 => 10 mil.      1850 => 27 mil.        1901 => 39 mil.       2001 => 59 mil.

    Fransa.    : 1750 => 24 mil.      1850 => 36 mil.        1911 => 41 mil.       2001 => 59 mil.

    Pru./Alm.: 1750 => 18 mil.     1850 => 35 mil.        1911 => 65 mil        2001 => 82 mil.

    ABD       :  1800 => 5 mil.       1861=> 32 mil.        1911 => 93 mil.       2001 => 285 mil.                     

    Ekonomik büyüme oranlarına bakılırsa:[11]

           1873            1914

    Britanya  :  1,8 %             0.9 %

    Fransa     :  1,6 %             1,2 %

    Almanya :  2,8 %             1,4 %

    ABD       :  4,5 :                1.8 %       

    İstatistik bilgilerinin de gösterdiği gibi Avrupa ve ABD’nin durumu ne nüfus artışı ne de besin ürünleri darboğazı açısından Malthus’un öngörülerini doğrulamamıştı. ABD’nin büyümesinde dışardan aldığı göçler önemli bir rol oynamış, Avrupa ülkelerinin nüfusu en iyi ihtimalle aritmetik sırayla büyümüş; besin kaynakları açısındansa Avrupa (emperyalist tahakkümün artması, Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın doğal kaynaklarının talan edilmesinin sonucunda) olağanüstü bir büyüme kaydetmişti.

    Fakat nüfus fazlalığının yanı sıra besin kaynaklarına yönelik kıtlık, açık bir şekilde sömürülen ve ezilen ülkelerde ortaya çıkmıştı. Bu gelişme de Malthus’u doğrudan doğrulamamaktadır. Çünkü nüfus fazlalığı ve sonrasında görülen kıtlık, sefalet, salgınlar vb. felaketler emperyalist talan ve sömürünün sonucunda ortaya çıkmıştı. Örneğin Çin, 1800’lerin başına kadar her açıdan kendine yeterli bir ülke iken (Adam Smith Ulusların Zenginliği kitabında Çin’i dünyanın en sağlıklı gelişen ülkesi olarak gösterir) 1840’tan sonra, yani İngiltere’nin Çin’e dayattığı Afyon Savaşları sonrasında; zorla ülkeye mal ihraç ettiği andan itibaren, tam bir yıkımla karşı karşıya kalmıştır. Çin’in bu durumu düzeltmesi için önce 1911 Cumhuriyet Devrimi, sonra da 1949’da Demokratik Devrim gerekli olmuştur.[12]

    Şimdi de Malthus’un besin kaynaklarının kıtlığı tezini ele alalım.

    Malthus’a göre bitkiler ve hayvanlar aleminde “türler arasındaki mücadelenin esas nedeni besin kıtlığıdır. Kıtlıktan kaynaklanan olumsuz koşullar, dezavantajlı olanların veya koşullara uyum sağlayamayanların yok olup gitmesini sağlar.” Bitkiler ve hayvanlar aleminde gözlemlenen bu tabloyu insan topluluklarına bire bir yansıtan Malthus, benzer bir durumun insan topluluklarında da görüldüğünü; kontrolsüz bir şekilde çoğalmanın nüfus-besin dengesini bozduğunu ifade etmektedir. Nüfus çoğaldıkça kişi başına düşen besin miktarının da küçüldüğünü ve bunun zorunlu olarak bir toplumsal çatışmaya ve rekabete yol açtığını vurgular:

    “Bitkiler ve hayvanlar söz konusu olduğunda mesele basittir. Hepsi türlerini artırmak şeklindeki kuvvetli bir içgüdüyle hareket ederler… En kötü toplumlarda bile işlediği görülen daimi nüfus artırma çabası, insanların sayısını besin kaynakları artmaksızın yükseltir. Dolayısıyla önceden yedi milyona yeten besinin şimdi yedi buçuk milyon veya sekiz milyona bölünmesi gerekir.”[13]

    Herkese çalışacak kadar iş olanaklarının bulunmadığı ortamlarda işçi ücretlerinin de azalacağını (alım gücünün düşmesi) vurgulayan Malthus, böylece “alt tabakanın içinde bulunduğu durumun günden güne kötüleşeceğini” söyler. Malthus’a göre hiçbir eşitlik programı, “besin kaynaklarının kıtlığından kaynaklanan sefaleti ortadan kaldıramaz.”

    “Nüfus fazlalığı, emeğiyle geçinen kesimler arasında iki insani zaafa: sefalete ve ahlaki çöküşe neden olur, ki bundan da bu kesimin bizzat kendisi [emekçi sınıflar] sorumludur.”[14]

    Malthus’a göre nüfus fazlalığının yarattığı tehlikeli ortam, eğer önüne geçilmezse büyük toplumsal yıkımlara neden olacaktır.

    Bu tehlikenin önüne birincisi erken evliliklerin önlenmesiyle; ikincisi ise devletin yoksullara yaptığı yardımların kesilmesiyle geçilebilir. Malthus’a göre devletin yaptığı maddi yardımlar, yoksulların erken evlenmelerine ve geçindiremeyecekleri kadar çok çocuk yapmalarına imkân vermektedir. Bu ise toplumda “işsizliği ve ahlaksızlığı” teşvik etmektedir.[15]

    Görüldüğü gibi Malthus, bir nüfus fazlalığından, bir nüfus-besin dengesizliğinden bahsetmektedir fakat bu sorunların kaynağı olarak sadece yoksul emekçileri görmekte ve önerdiği tedbirlerle de sadece yoksulları hedef almaktadır. Bir bakıma o, insanların sınıf ve gelir farklarından kaynaklanan önyargılarını körüklemektedir. Bir yandan iş sahibi işçilerle işsizleri karşı karşıya getirmekte diğer yandan da varlıklı kesimleri, “eldeki mevcut konutların ileriki dönemde paylaşılmak zorunda kalınacağını söyleyerek”[16] yoksullara karşı kışkırtmaktadır.

    Örneğin başbakan W. Pitt, 1796’da, Kraliçe Elisabeth’in 43. Yasası olarak bilinen Yoksullar Yasası’nın güncellenmesini savunurken Malthus’un eserini okuduktan sonra bu düşüncesinden vazgeçmiş ve 1800’de yasanın önemli oranda budanmasını önermiştir. Bunu da “görüşlerinin doğruluğuna saygı duyduğum bazı insanların isteklerini yerine getirme zorunluluğundan yaptığını” belirtmiştir.[17]

    Gücü Gücü Yetene mi?

    Malthus, “nüfus fazlalığına sahip toplumların” gelecekte karşılaşacakları toplumsal sorunları sıraladıktan sonra alınması gereken tedbiri basit bir kurguyla açıklamaktadır:

    “Doğa, tohum ve canlıları bolca üreterek bunların bir kısmını diğer bir kısmına ya yem yapar ya da önemli bir kısmının çürüyerek yok olmasına göz yumar. Böylece fazla üremenin bir sorun haline gelmesinin önüne geçmiş olur.”

    İnsanlar açısındansa durumu şöyle özetler: “Bu dünyaya mülksüz olarak gelenler veya güç ve yeteneklerine ihtiyaç duyulmayanlar, güneşin sofrasında yer bulamayacaklardır, çünkü hiç kimse elindeki payın küçülmesini istemeyeceği için besin kaynaklarını onlarla paylaşmayacaktır ve bu durumda onların defolup gitmeleri gerekir. Eğer bunu gönüllü yapmazlarsa da doğa bunu savaşlar, hastalıklar veya başka yollarla bizzat sağlayacaktır.”[18]

    Yine bir başka yerde, “Nüfusu azaltan diğer nedenler olmasaydı, her ülke kuşkusuz dönemsel salgın hastalıklara veya kıtlığa maruz kalırdı”[19] demektedir. Sonra şu sözler: “İnsanın yozluğu, nüfus azalmasının faal ve becerikli idarecileridir. Bunlar, büyük yıkım ordusunun habercileridir ve bu korkunç işi çoğunlukla kendileri baştan hallederler. Fakat bu imha savaşında başarısız olmaları halinde hastalıklı dönemler, salgın hastalıklar, kıranlar ve veba dehşet verici bir dizilimle harekete geçer ve binlerce on binlerce insanı yeryüzünden süpürür. Hâlhâ tam bir başarı söz konusu değilse, arkadan devasa, kaçınılmaz kıtlık belirir ve tek bir büyük hamleyle nüfusu, dünyadaki besinle aynı seviyeye getirir.”[20]

    Godwin’in  ileri sürdüğü“herkesin eşit olduğu bir toplum düzeninin” gerçekleşmesini imkânsız bir hayal ürünü olarak nitelendiren Malthus’a göre insanlar arası eşitsizlik, adeta kaçınılmaz bir kaderdir. Ona göre toplumun iki temel yasası vardır: “mülk güvenliği ve evlilik kurumu.” Bunların ikisi tesis edildi mi eşitsizlik de kendiliğinden gelecektir. Mülk ayrımından sonra doğanlar, eğer varlıklı bir aileye doğmamışlarsa zorunlu olarak acı çekeceklerdir.

    “Bay Godwin’in Political Justice adlı çalışmasının temel eğilimi, insanoğlunun yozluk ve zayıflıklarının büyük bölümünün siyasi ve toplumsal kurumların adaletsizliğinden kaynaklandığını ve bunların ortadan kaldırılması ve insanların idraklerinin daha da aydınlatılması halinde dünyada ya hiçbir kötülük ayartısı olmayacağı veya bunun çok az olacağını göstermektir. Fakat açıkça kanıtlandığı gibi (en azından ben öyle olduğunu düşünmüyorum) bu tamamen hatalı bir görüştür…”[21]

    Malthus tezlerini şu sözlerle muştular: “Doğamızın kaçınılmaz yasaları, bize bazı insanların istekleri nedeniyle açı çekmek zorunda olduğunu göstermiştir. Bunlar büyük hayat ikramiyesinde boş çeken mutsuz insanlardır.”[22]

    Malthus’un öne sürdüğü tezler, ne rakamsal olgularla ne de toplumsal davranış normlarla kanıtlanabilmektedir. Fakat kitabının geniş bir kesimde yankı bulmasının esas nedeni, hem onun akıcı bir dil kullanması hem basit ve günlük yaşamdan seçilmiş örneklerle süslenmiş hikayeler anlatması hem de orta kesimin Fransız Devrimi’nin çaktığı kıvılcımın İngiltere’ye sıçrama tehlikesinden korkmasıdır. Bu kitap, bütün bu korku ve endişelere derman olmuştur.

    Görüldüğü gibi Malthus, bize hayvanlar ve bitkiler dünyasından bildiğimiz bir davranış normunu (gücü gücü yetene) dayatmaktadır.

    Gerçekten Kıtlık Var mı?

    Bilindiği gibi gelişme yeteneğine sahip olmayan civcivler, anne leylekler tarafından yuvadan acımasızca aşağıya atılırlar. Malthus, bizim de aynı davranışı toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan yoksullara ve sefalet içinde yaşayanlara karşı göstermemizi istemektedir. Bu davranış tarzı, hayvanlar ve bitkiler dünyası için zorunlu olabilir fakat akıl ve zekaya sahip insanlar açısından gereksiz ve yanlış bir yoldur. 18. yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıkan bu türden anlayışlar, doğa yasalarını tartışmasız bir şekilde toplumlara da uygulamayı zorunlu gören, insanlar arası ilişkileri sadece rekabet ve çatışmadan ibaret sanan, indirgemeci sosyal Darwinci anlayışlardır. Bu anlayışlar her zaman güçlülerin ve egemenlerin kazanacağından hareketle, mevcut durumları ilelebet kutsayan teorilere destek olmuştur. Doğa yasaları, belli koşulların zorunlu sonuçlarını ifade ederler. Fakat şu anda eşit olmayan üretim ve bölüşüm ilişkilerini bütün insanlık tarihi için geçerli kılacak hiçbir doğa yasası bulunmamaktadır. Toplumlarda nüfus, üretim, bölüşüm, çalışma vb. kavram ve oranlar tarihseldir, yani bunlar belli bazı toplumsal dönemler için geçerlidir.

    Malthus’un somut verilerle kanıtlayamadığı tezleri, ilk andan itibaren yoğun bir tartışmaya ve tepkilere neden olmuştur. Özellikle keyfi olarak belirlenmiş “geometrik ve aritmetik oranlara” ilişkin yasa ve öngörüler, bugün daha iyi değerlendirilebileceği gibi baştan yanlış çıkmıştır. Ne nüfus geometrik sırayla artmış ne de besin kaynakları kıtlığa neden olmuştur. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı toplumsal sorunlar (açlık, yoksulluk, nüfus fazlalığı vs.), besin kaynaklarının kıtlığından değil, keyfi olarak ve piyasanın ihtiyacına göre belirlenmiş sınırlı bir üretimden ve üretilen ürünlerin adil olmayan bölüşümünden kaynaklanmaktadır. Eşit olmayan paylaşımdan bahsederken naif ve klişe bir eşitlikten bahsetmiyoruz. Sömürü sistemi nedeniyle dünyanın besin kaynaklarının aslan payı küçük bir azınlık tarafından tüketilirken, insanlığın büyük bir kesimini oluşturan yoksul ülkeler ise açlık ve yoksullukla karşı karşıya bırakılmıştır. Bugünkü teknolojik imkanlar, hem hayvani hem bitkisel besin kaynaklarını hem de en doğal ve sağlıklı olanını katbekat üretebilecek durumdadır. Aslında günümüzde üretilen mevcut besin kaynakları eşit paylaşılmış olsa, dünyada kıtlık ve aynı zamanda israf ve tüketim budalalığı denen hastalıklı davranış da ortadan kalkmış olacaktır. İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunlar, az üretmekten değil, piyasanın dengelerinden ve sermayenin kar hırsını gözeten üretim olanaklarının bilinçli olarak kısılmasından kaynaklanmaktadır.

    Geçmişte, ilkel kabilelerin sahip olmadığı teknolojik olanaksızlıkların belli oranda bir besin darboğazına yol açtığı doğrudur fakat bu argüman, bugün artık geçerli değildir. Bugün küçük bir azınlığın aşırı bolluk içinde yaşaması; israfı ve tüketemediklerini çöpe atması söz konusudur.

    Ne gariptir ki Malthus, insan nüfusunun aşırı çoğalmasına karşı sadece yoksulları hedef alan tedbirler önermektedir: evlilikleri geciktirme ve yoksullara yapılan yardımları kesme. Evliliklerin geciktirilmesini de (kısıtlanmasını) zenginler veya orta katmanlar için değil sadece yoksullar için öngörür. Sonradan yapılan tartışmalarda ne doğum kontrolünü ne de kürtaj tedbirlerini kabul etmiştir. Ona göre bunların her ikisi de doğa yasalarına ve Hıristiyan dinine aykırıdır ve ahlaksızlıktır.[23]

    Malthus’a Tepkiler

    Malthus’un tezlerine ilk karşı çıkanlardan biri W. Godwin’di. Markiz Condorcet ona karşı çıkamazdı çünkü hayatını çoktan kaybetmişti. Malthus’un kitabını okuduğunda dehşete kapılan Godwin, tepkisini, “o kapkara ve insanı dehşete düşüren deha, insanın topluma olan umudunu ve güvenini bütünüyle yok etmektedir” sözleriyle ifade etmişti.[24]

    Nüfus İlkesi’nin yayımlanmasından kısa bir süre sonra birçok düşünür, görüşlerini makalelerle ortaya koymuşlardı. Sonradan anlaşıldığı gibi bu konu bazı ünlülerin mektuplaşmasına da yansımıştır. Malhthus’un söz konusu görüşleri, birçok parlamento tartışmalarında da gündeme gelmişti.[25] Birçok insan onu “insan türünün düşmanı” olarak görmüş ve lanetlemiştir. Bazıları ise onu el üstünde tutmuştur. Bu eserden etkilenen hükümet, 1834’te Yoksullar Yasası’nın kapsamını daraltarak sefalet içinde yaşayan insanları kaderlerine terk etmiştir.

    Malthus’un görüşlerine baştan itibaren karşı çıkanlardan biri de kuşkusuz emekçi davasının sözcüsü olarak bilinen Robert Owen’du. Owen anılarında, “[emekçi davasına karşı çıkanlar] her zaman kilisenin sözcüleri, sözüm ona vicdanlı müminler ve özellikle de vahşi Malthusçu iktisatçılar olmuşlardır. Fakat [emekçi davası] buna rağmen birçok iyi ve bağımsız düşünebilen bütün sınıflardan insanlar tarafından desteklenmiştir” demektedir.[26] Malthus’un emekçi sınıflara yönelik ağır ve pervasız üslubunun nasıl bir nefret uyandırdığını ise Owen şu sözlerle ortaya koymaktadır: “Fakat herhangi bir iş adamı açısından Malthus’un ‘Bu dünyaya mülksüz olarak gelenler veya güç ve yeteneklerine ihtiyaç duyulmayanlar, güneşin sofrasında yer bulamayacaklardır… Eğer gönüllü bir şekilde çekip gitmezlerse de doğa bunu sağlayacaktır.’ ifadesi kadar barbarca bir ifade olamaz “  

    Robert Owen – Wikipedia
    Robert Owen (1771-1851)

    Owen, nüfus sorununa şöyle yaklaşır: “Eğer her insan evladı, toplum tarafından eğitilerek belli bir iş sahibi yapılabilseydi onlar insanlığa çok faydalı işler yapabilirlerdi. Yeter ki onlara bu imkân tanınsın. Her doğan emekçi çocuğu, toplum için büyük bir kazançtır.”[27]

    Marx-Engels ve Malthus

    19. yüzyılın başlarından itibaren Malthus ve nüfus teorisi hakkındaki tartışmalar aralıksız devam etmiştir.

    Malthus’un tezlerine karşı çıkanlardan biri de Marksist kuramın kurucularından biri olan Friedrich Engels olmuştur. Onu sonra K. Marx takip etmiştir. Engels, henüz 1844 yılında kaleme aldığı ilk ekonomi-politik makalelerinde Malthus’u hem bilimsel olmamakla itham etmiş hem de emekçi düşmanı sözleri ve tezleri nedeniyle sert sözlerle eleştirmiştir. Engels, Malthus’un nüfus teorisini şöyle değerlendirir: “Üretimin gelişimi içinde zorunlu olarak öyle bir aşamaya erişilir ki üretici güçler belli bir fazlalık göstermeye başlar; öyle ki ulusun büyük bir kitlesinin geçimini sağlamak olanağı kalmaz ve insanlar, tam bolluk içinde açlıktan ölürler… İktisatçılar bu çılgın durumu hiçbir zaman açıklayamamışlardır. Bunu açıklamak için yan yana var olan zenginliğin ve yoksulluğun çelişkisinden daha da anlamsız (gerçekten de çok anlamsız) olan nüfus teorisini icat ettiler… İnsanlığın elinde bulunan üretici güç ölçüsüzdür. Toprağın üretkenliği, sermaye, emek ve bilimin uygulanmasıyla ad infinitum (sınırsız) artırılabilir… Bu ölçüsüz üretken kapasite, bilinçli olarak ve herkesin çıkarı doğrultusunda uygulansaydı, insanlığın payına düşen emek, kısa zamanda asgariye indirilmiş olurdu.”[28] Ancak Engels, Malthus’un, “çalışanların durumunu gündeme soktuğu için yararlı bir iş yaptığını” da söyler.[29] Yine Engels, “Malthusçu teori, aynı zamanda bizleri hayli ileri götüren, çok gerekli bir geçiş aşamasıydı. Bu teori ve bir bütün olarak iktisat sayesinde dikkatimizi yeryüzünün, insanlığın üretici gücüne çekmişti; ve bu ekonomik umutsuzluğun üstesinden geldikten sonra, aşırı nüfus korkusundan artık tamamen kurtulduk.”[30]

    Malthus’un tezleri ve bu tezlerin eleştirisi Marx’ın da gündeminde olmuştur.

    Marx, Malthus’u iki açıdan eleştirir: Birincisi Malthus, “söz konusu nüfus tezlerini kendisi üretmemiş, kendisinden önceki düşünürlerden araklamıştır” ki bu eleştirinin tam doğru olmadığını belirtelim. Bu tezlerin daha önceden başkaları tarafından dile getirildiği doğrudur fakat Malthus, serbest bir üslupla ve dipnot vermeden kaleme aldığı söz konusu kitabında nüfus sorunu hakkındaki görüşlerin kendisinden önceki düşünürler tarafından dile getirildiğini açıkça belirtmektedir. Doğrudan bir intihal söz konusu değildir.

    Marx’ın ikinci eleştirisi ise hem haklı hem de yerinde bir eleştiridir: Malthus, nüfus sorununu kapitalist üretim tarzından kaynaklanan bir sorun olarak görmemekte ve suçu basit bir kolaycılıkla emekçi sınıflara yüklemektedir. Hem emekçilerin yığınlar halinde kentlerin varoşlarına yığılması hem kontrolsüz doğum artışı hem de işsizlik ve sefalet koşulları, kapitalist üretimin arzu ettiği ve yarattığı bir durumdur. Sermayenin yoğunlaşabilmesi için işçi ücretlerinin baskılanması gerekiyordu ve bunun için de yedek işsizler ordusu yaratılmalıydı. Ücretlerin düşük tutulması, geçim sıkıntısının yarattığı yoksulluk koşulları, sadece emekçileri açlık ve sefalete sürüklemiyor, aynı zamanda onları eğitimsizliğe ve bilinçsizliğe de mahkûm ediyordu. Bu yüzden Marx, Malthus’un toplum içindeki etkisini şöyle ifade etmektedir: “İngiliz işçi sınıfının… Malthus’a karşı nefreti, bu yüzden tümüyle haklıydı ve halk burada bir bilim adamıyla değil, [halkın], düşmanlarının satılmış bir savunmacısı, egemen sınıfların utanmaz bir dalkavuğu ile karşı karşıya olduğunu içgüdüyle sezmiştir.”[31] Ve sonra da şöyle devam eder: ”Malthus, nihayet, Sismondi’nin yardımıyla kapitalist üretimin üç güzel meleğini keşfetmiştir: üretim fazlası, nüfus fazlası, tüketim fazlası. Gerçekten birbirinden güzel üç melek.”[32]

    Marx ve Engels hiçbir yerde, Malthus’un nüfus fazlalığına ilişkin uyarılarını küçümsememişlerdir. Aksine ölçüsüz bir nüfus artışının kontrol altına alınmasını onlar da kabul ederler.  Fakat onlar, bunu emekçi sınıfların bilinçsizliğinden kaynaklanan bir kusurları olduğu şeklindeki argümanları eleştirirler. Engels, August Bebel’e 1 Şubat 1881’de yazdığı bir mektupta şöyle der: “Malthus tamamen haklı olsa bile, gene de bu (sosyalist) yeniden düzenlemenin (organizasyon) derhal gerçekleştirilmesini gerektirir, çünkü Malthus’un aşırı nüfusa karşı en kolay ve en etkin karşı-önlem olarak öne sürdüğü üreme içgüdüsünün ahlaken dizginlenmesi, ancak böyle bir yeniden düzenlemeyle kitlelerin aydınlığa kavuşturulmasıyla sağlanabilir.”[33]

    Yazının başında da belirttiğimiz gibi ne salgın hastalıklar ne kontrolsüz nüfus artışı ne de ezilen ülkelerin içinde bulundukları sefalet ortamı olağan bir durumdur. Bunlar tamamen doğanın ölçüsüz tüketiminin, sürekli üretim hırsının ve sermayenin dizginsiz büyüme zorunluluğunun yarattığı küresel karmaşık ilişkiler ağının sorunlarıdır.

    Bu durumdan herhangi bir geri dönüş düşünülmediği sürece gelecekte de buna benzer salgınların veya daha ağır felaketlerin gündeme gelmesini bekleyebiliriz. Kuşkusuz aşırı nüfus sorununu, siyasi ve ekonomik koşulların zorunlu bir sonucu olarak görmeyen Yeni-Malthusçu anlayışlar, bu sorunun açlık ve sefalet içinde yüzmekte olan ezilen ülkelerin bir iç sorunu olduğunu ileri sürmektedirler. İnsanlık sürekli büyüme, hızlı üretim, hızlı dağıtım, hızlı yaşam ve hızlı tüketim döngüsünden çıkmadığı sürece bu türden felaketlerle başa çıkmata günden güne zorlanacaktır.


    [1] Mark Skousen, İktisadi Düşünce Tarihi, 4. baskı, Adres Yayınları, Ankara, 2007, s.74.

    [2] Akt. E. K. Hunt, İktisadi Düşünce Tarihi, çev. Vedat Ulvi Aslan, Dost Yayınları, Ankara, 2005, s.108.

    [3] Malthus’un kendisinin de kitabının bir iki yerinde öylesine değindiği gibi nüfus sorunu daha önceden, özellikle de 17. ve 18. yüzyılda birçok düşünür [William Petty (1623-1687), Daniel Defoe (1660-1731), Benjamin Franklin (1706-1790), Sir James Steuart (1707-1780), James Townsend (1737-1787), A. Russel Wallace (1823-1913) vb.] tarafından ele alınmıştı. Marx, Das Kapital’de bunların birkaçının adını anarak, Malthus’un yeni fikirler ortaya atmadığını bunları, daha önceden dile getirmiş olan yazarlardan arakladığını belirtmiştir. Bkz. Das Kapital, c.1, çev. Alaattin Bilgi, Sol Yayınları, Ankara, 1975, s.654.

    [4] Malthus, kitabında toplumsal ve ekonomik sefaleti değerlendirirken sürekli bitkiler ve hayvanlar dünyasındaki vahşi doğa koşullarını ve onların davranış normlarını baz alarak sonuçlar çıkarmaktadır.

    [5] Başta Büyük Britanya olmak üzere Avrupa’da bazı devlet nüfus sayımına başlamıştır. M. Keynes, “Malthus”, Geschichte der politischen Ökonomie, Kröner Verl, Stuttgart, 1971, s.134.

    [6] Ch. Gide, Ch. Rist, Geschichte der Volkswirtschaftliche Lehrmeinungen, Hrsg. Franz Oppenheimer, Verlag von Gustav Fischer, Jena, 1921, s.131.

    [7] A. Russell Wallace anılarında “Fakat belki de okuduğum en önemli kitap, malthus’un Nüfus İlkesi’ydi. Kitabın gerçeklere ve sonuçlara mantıksal ve ustaca yaklaşımını çok beğenmiştim. Bu kitap, felsefi biyolojinin herhangi bir sorununu anlamak için okuduğum ilk çalışmaydı. Ana ilkeleri sonuçta benim kalıcı görüşlerim halie geldi; o bana, yirmi yıl gecikmeyle organik türlerin evriminde etkili bir aracı oldu ve uzun zamandır aradığım ipucunu verdi.” My Life, Chapman+Hall Ld. London, 1905, s.232. Keza Darwin de yaşam hikayesinde şunları vurgulamıştı: “1838 Ekim’inde, yani çalışmalarıma sistemli bir şekilde başladıktan on beş ay sonra, Malthus’un sırf keyif almak için elime aldığım Nüfus Sorunu Üzerine adlı kitabı, aklıma… eğer koşullar uygunsa belli bazı olumlu değişikliklerin varlığını devam ettireceklerini, olumsuz koşullara sahip olanlarınsa yok olup gidecekleri düşüncesini getirmişti. Autobiographie, Hrsg. S.L. Sobol, Urania Verl, Leipzig, 1959, s.100-101.

    [8] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.29

    [9] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.30-31.

    [10] Office for National Statistics, (https://www.ons.gov.uk/peoplepopulationandcommunity/popul

    ationandmigration/populationestimates/adhocs/004356ukpopulationestimates1851to2014) görüntüleme tarihi 1 Mayıs 2020.

    [11] Heinrich Bortis, Wirtschaftsgeshichte, VIII, England und Frankreich, Asselain, 1991, s.3

    [12] Bu konuda etraflı bilgiye sahip olmak isteyenlere, Sun Yat-sen, Halkçılık Üzerine adlı kitaba yazdığımız önsözü önerebiliriz.

    [13] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.38-39.

    [14] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.40.

    [15] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.56.

    [16] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.78.

    [17] Marx-Engels, Nüfus Sorunu ve Malthus, s.130.

    [18] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.110.

    [19] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.79.

    [20] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.83.

    [21] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.138.

    [22] R. Malthus, Nüfus İlkesi, s.111.

    [23] Ch. Gide, Ch. Rist, Geschichte der Volkswirtschaftliche Lehrmeinungen, s.138.

    [24] Ch. Gide, Ch. Rist, Age, s.141.

    [25] Vera Linss, Die wichtigsten Wirtschaftsdenker, Marixwissen, Wiesbaden, 2014, s.29.

    [26] Robert Owen, Eine neue Auffassung von der Gesellschaft, Ausgewaehlte Texte, hrsg. Lola Zahn, Akademie Verlag, Berlin, 1989, s.36.

    [27] Robert Owen, Age, s.110.

    [28] Marx-Engels, Nüfus Sorunu, s.64.

    [29] Marx-Engels, Nüfus Sorunu, s.68.

    [30] Marx-Engels, Nüfus Sorunu, s.69.

    [31] Karl Marx, Das Kapital, c.1, s.537.

    [32] Karl Marx, Das Kapital, c.1, s.661.

    [33] Marx-Engels, Nüfus Sorunu, s.140.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    4 YORUMLAR

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,159BeğenenlerBeğen
    4,788TakipçilerTakip Et
    44,609TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Turkuaz TV Toronto Söyleşi

    Gazeteci Hüsna Sarı, Sadık Usta ile COVID döneminde nelerin değiştiğini, ve sonrasında Dünyayı nelerin beklediğini oldukça farklı bir noktadan ele alarak...

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Etkinliğinde Felsefe Gözünden Hayata Bakış Söyleşisi. Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Bölüm 1

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler