Tanrı İnancı Bilimsel Düşünmeye Engel mi?

Tanrı İnancı Bilimsel Düşünmeye Engel mi?

Tanrı İnancı Bilimsel Düşünmeye Engel mi?
Tanrı Neden Korkutucu Sıfatlara Sahip Olmamalı?
“Tanrının hikmetine erişmek, Yaratıcıyı bilmek, her şeyin sebebinin O olduğunu idrak etmek; cömertliğin, hikmetin, iyiliğin, adaletin ve evrenin mükemmel işleyen düzeninin O’ndan kaynaklandığını” düşünmek; O’na layık olmak ve O’na erişmek ve O’nunla bütünleşmek…”
Büyük Türk filozofu Farabi, filozofun amacını şöyle tarif eder: “filozofun amacı, insanın gücü ölçüsünde Yaratıcı’ya benzemektir. O’nun Bir’liğini keşfetmektir. O’nun her şeyin yaratıcısı olduğunu kavramaktır.” 
Peki her şeyin kaynağının Tanrı olduğunu, her bilginin O’ndan sorulduğunu, filozofun amacının da O’na ulaşmak ve O’na benzemek olduğunu” söylemek ve düşünmek insanı edilgen ve iradesiz kılar mı ya da düşünsel anlamda kötürümleştirir mi? 
Bütün bu görüşleri, tanımları ve ifadeleri bugünden, yani aydınlanmış ve gelişmiş insanın bakış açısıyla değerlendirince, geçmiş filozofların bu yaklaşımlarıyla insan bilincini ve iradesini körelttiklerini ve zihinsel çabayı dumura uğrattıklarını düşünebiliriz.
Peki gerçek böyle mi? Aslında değil.
10. yüzyıl filozofları, mevcut olan her şeyin kaynağının Tanrı olduğunu söylerken ne düşüncede ne de pratikte insan iradesini kesinlikle yadsımıyorlardı. Onlar evrenin yaratıcısı olan yüce Tanrının mükemmel işleyen doğa yasalarıyla her şeyi düzenlediğini fakat bu yasaların keşfedilmesinin hem mümkün hem de insanın temel uğraşı olduğunu düşünüyorlardı. Neticede onlara göre doğa yasalarının keşfi, yani bilimsel etkinlik Tanrıyla bütünleşmek, onun hikmetine erişmek,  hakikate ulaşmaktı. Ünlü tarihçi el-Kifti, bilim adamlarını ve filozofları anlattığı kitabında Farabi’yi şöyle betimler: “Aristoteles öğretisinde adım adım yükselen Farabi, böylece felsefede en yüksek seviyeye tırmanmıştır. En sonunda da o yaratıcı olan Tanrının bilgisine (hikmetine), doğanın yasalarıyla ulaşılacağının yolunu göstermiştir.” (El-Kifti, Filozoflar Hakkında, akt. Fr. Dieterich, Alfarabis Philosophische Abhandlungen (Farabi’nin Felsefe İncelemeleri), Brill, 1892, s.188). O dönemde bilgelik ve doğa yasalarının keşfine çıkan bilim adamları ve filozoflar, aştıkları her sınırın ve keşfettikleri her yeni doğa yasasının aynı zamanda Tanrısallığın bir ifadesi olduğundan emindiler.
Mutezile akımı olsun, el-Kindi, Farabi ve ibn Sina olsun akla önem veren ekoller ve filozoflar, insanın temel gayesini “Tanrıya erişmek” olarak tarif ederken, aslında bununla Tanrı’da merkezileşmiş olan evrensel bilgiye ulaşmak olarak düşünüyorlardı. Tanrı mutlak bilginin kaynağıydı; Tanrı iyiliğin, cömertliğin, sadeliğin ve ezeli olanın kaynağıydı. Dolayısıyla Farabi’nin ifadesiyle “Tanrıya erişme çabası” aynı zamanda mutlak bilgiye ulaşmayı veya Tanrılaşmayı da kendi içinde ifade ediyordu.
Mutezile akımı ve ondan etkilenen akılcı filozoflar, “Tanrı’nın en büyük iyiliğinin, insana, onun en önemli nimeti olan aklı vermek olduğunu” ileri sürüyorlardı. Akıl, sadece günlük yaşamı (siyaset, ekonomi, kültürel hayatı, evlilik, inanç dünyasını vb.) düzenlemenin değil aynı zamanda Tanrı’ya erişmeninin de yegâne aracıydı. O halde insanoğlu aklını kullanarak ve iradesini konuşturarak hayatını düzenleyebilir, canlılar ve cansızlar alemini kendi amaç ve ihtiyaçlarına tabi kılabilir; değişebilen ve dönüştürülebilen cismani varlıklara (ay-üstü gezegenlere müdahale imkansızdı) gerektiğinde müdahale edebilirdi. Akıl bunun için vardı.
Aynı şekilde Mutezile ve akılcı filozoflar, dogmatik/bağnaz İslami görüşlerin aksine (hatta Kur’an’daki ayetleri yadsırcasına) Tanrı’nın olumsuz bir sıfata sahip olmayacağını, yani onun “eziyet eden”, “kahreden”, “zulme uğratan”, “hesap soran”, kısacası “cezalandıran”, değil, fakat saf iyilik olarak “tarifsiz”, “delilsiz” ve “insani sıfatlardan azade” olduğunu vurguluyorlardı ve bununla da bir bakıma onu evrendeki bütün fiillerden soyutlamış oluyorlardı.
Dolayısıyla aklıcı filozoflar (Kindi, Farabi, İbn Sina vb.) Tanrı’nın hikmetine erişmeyi, soyut ve insan iradesini körelten mistik bir söylem olarak değil, aksine somut ve etkin bir eylem olarak düşünüyorlardı. Onlara göre Tanrı’yı bilmek ve O’nun hikmetine erişmek evren, toplum ve doğa hakkında düşünmek, aklı kullanarak bilgi sahibi olmak, maddeyi dönüşüme uğratarak hayata ve doğaya müdahelede bulunmak, bilim yapmak ve bilimi insanlık yararına kullanmak olarak anlıyorlardı.
O günün filozofları, bilginin kaynağını Tanrı’da görürken, aynı zamanda o bilgiye sahip olmayı da Tanrı’ya yakınlaşmak olarak algılıyor ve ona göre vaziyet alıyorlardı. Tanrı vurgusu ne insan iradesinin yadsınmasıydı ne de bilimsel çabanın önünde bir düşünsel engeldi. Böyle olsaydı, buna en çok vurgu yapan bilim adamların ve filozofların, dönemlerinin en yetkin bilim adamları ve filozofları olmaları mümkün olmazdı.

5 Replies to “Tanrı İnancı Bilimsel Düşünmeye Engel mi?”

  1. Acaba günümüz insanı eski filozofların yaptığı gibi artık tanrı konusunda kafa yormayı bıraktı mı? (günümüz insanı derken belli bir düzeyin üstündeki düşünen insanı kastediyorum) Evren,Fizik ve quantum alemindeki gelişmeler tanrı fikrini tamamen çöpe atmış olabilir mi? Eski filozofların çabası aslında tanrının ne olduğunu (ya da ne olmadığını) anlama çabasıdır..Filozoflar gönlünden geçen sıfatları tanrıya yakıştırmışlar, onun evreni yaratan,işleten iyilik,güzellik ve erdem sahibi yaratıcı bir güç olduğuna hükmetmişlerdir..Ben de kendi çapında bir düşünür olarak, boş olduğunu bile bile bu tanrı konusunda hala zaman zaman kafa yoruyorum..Bu düşünce eyleminde tekrara düşmemeye çalışarak hep yeni ve değişik fikirlere ulaşma gayreti içindeyim..Bin sene sonra tekrar dünyaya gelip ne olup bittiğini gözlemlemeyi çok isterdim (tabi orta yerde yaşanacak bir dünya kaldıysa)

    1. Tanrı, insanoğlunun merak edip de bilemediği alanın, olayların, olguların adıdır. Biz bilinmeyen bir şeyi çözdükçe, ondan daha fazla bilinmeyen zihnimize hücum ediyor ve zihnimizde yeniden Tanrı fikrini yaratıyor. Bu ebediyete kadar böyle devam edecektir. Kesin bir çözüm bulunamayacaktır. İnsanoğlu sıradan bir canlıdır ve ondan fazlası değildir. Sadece kendi benliğine ilişkin bilinç sahibidir; ölümden korkmaktadır ve bunu “öbür dünya”, “yeniden yaşam”, “ruhumuzun yaşayacağı” fikriyle teselli bulmaktadır. ne yazık ki şu iyisiyle kötüsüyle yaşadığımız hayattan başka bir hayat olmayacaktır. Saygılar

      1. Sadık Bey,
        Bin dörtyüz yıl önce Kur’an ı Muhammed adında biri tek başına yazmıştır diyorsunuz. Bunun nasıl mümkün olacağını irdeleyebilirmisiniz?

  2. Merhabalar Sadık bey,
    Size konu üzerine bir sorum olacak; Dini motivasyonun bilimsel ve felsefi düşünce üzerindeki etkisinin bittiği günümüz döneminde, birçok bilim insanının eskiden kalma “Tanrısal mutlak hakikati” aramaktan vazgeçtiğini görüyoruz. Modern bilim ve felsefede mutlak hakikat anlayışının olmayışı, daha ziyade parçalanmış ve sınıflandırılmış “gerçekliklerin” keşfi ve sindiriminin ve bunlara dair sorunların çözümlerinin konu alındığını zannediyorum. Bu durumda bu tür bilgi edinimine dair temel motivasyonu sorguladığımızda bunun tanrı olmadan da olabileceği sonucu ortaya çıkıyor. Ancak bu noktada bilim tarihinde bazı çelişkiler yatıyor; 19.yy bilim insanları da, Tanrının adını anmadan her şeyi izah edebilecek matematiksel bir teorinin keşfi için çaba harcadılar, ardından Gödel bunun imkansız olacağına yönelik eksiklik teoremini ortaya attı ve bu kabul gördü. Sonrasında benim bildiğim kadarıyla Hawking ile popülerliği artan Her şeyin Teorisi kavramı ve istemi bilim dünyasında devam etti.
    Yani insanoğlu tanrı olsun ya da olmasın her şeyi izah eden mutlak “hakikate” yönelik bir isteği takip etmeye ve hayal kırıklıkları yaşasa da bunu bilim ile yapabileceği konusunda ısrar etmeye bir şekilde devam ediyor.
    Bu mutlak ve nihai “Hakikate” yönelik istek ve ısrarın kaynağı sizce nedir? Evrimden gelen ve bitmemek üzere kurulu bir itici güç mü?, Geçmişten gelen kültürün tezahürü mü? Ölümlü insanın sonsuz bilgiye karşı bir reddiyesi mi? Yada gerçekten tanrı-tanrısal varlığa ulaşma imkanının bir içsel yansıması mı?
    Fikirlerinizi ve yorumlarınızı merak ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir