Tarih Sümer’de Başlar-Sümerler 1

Akademik Kıskançlık ve Lonca Kültürü
Ekim 28, 2021
Tarihin İlk Kent Devrimi-Sümerler 2
Ekim 30, 2021

Tarih Sümer’de Başlar

Aklınıza öyle bir coğrafya getirin ki konut inşa edecek taşı, işleyecek madeni, yakacak odunu, gemi yapacak kerestesi olmasın; üstelik üretimde kullanılacak at da olmasın fakat insanlık tarihinin bilinen ilk uygarlık merkezi olsun.

Tahmin etmişsinizdir…

Sümerlerden bahsediyoruz.

Sümerler, 19. yüzyılın sonlarına kadar bilinmiyordu. O güne kadar tarih kitaplarında yer almadılar çünkü varlıklarından bihaberdik. Asurlar, Akadlar ve Hititler biliniyordu fakat Sümerlerden hiçbir iz yoktu.

Ama sonra yerin onlarca metre altındaki tabletler, Kiş’te, Ur’da, Uruk’ta, Lagaş’ta ve Nippur’da toprak katman katman taşınarak gün ışığına çıkarıldıkça insanlık da Sümerleri keşfetmiş oldu. Böylece tarih yazımı da bütünüyle değişti.

Bölgeye geldiklerinde taşı, ağacı, ekilecek toprağı olmayan Mezopotamya’yı bir cennet diyarına çevirmişlerdi. Önce karnını yardılar bataklıkların. Kanallar açtılar oluk oluk su aksın diye. Bataklıkları kurutarak toprağı verimli hale getirdiler. Toprağı işlemeyi, su kanalları yapmayı, araziyi hesaplamayı, tohumları ıslah etmeyi, gökyüzünü okumayı, denizlere açılmayı, balık tutmayı, et kurutmayı, hasat depolamayı öğrendiler. Bilimsel ataklar yaparak komşu kavimlere örnek oldu Sümerler.

Çivi yazısını icat eden onlardı; matematikte ondalık sistemi kullanan ilk onlardı; saniyeyi, dakikayı ve günü 24 saate bölmeyi onlar keşfetti.

İlk ticari sözleşmelerin de Sümer’de yapıldığını onlardan bize kalan kil tabletlerden biliyoruz…

Okul ve eğitim sisteminin esasları; ki bunun yanı sıra müfredata ilişkin konular da ilk kez orada saptandı. Vergilerin türevi ve miktarı; bunların nasıl toplanacağı da ilk kez orada belirlenmiş. Dini ritüeller, mitoloji, ilahiler; rahiplerin kast sistemi de ilk kez orada oluşturulmuş. Aşk mektuplarına da orada rastlıyoruz; cennet vaadine, Gılgamış gibi kahramanlık destanlarına ve ölümsüzlük arzusuna da…

Sümerlerin yazılı metinlerinde siyaset, din, mitoloji, destan, şiir, edebiyat, eğitim, ticaret, bilgelik, toplumsal değerler, bilmeceler, özdeyişler vb. ne ararsak var. Ancak bütünlüklü bir felsefi etkinliğin yürütülmediği uzmanlarca ileri sürülüyor. Akli sorgulama, nedensellik arayışı ve anlamlandırma çabasına ilişkin belge ve metinler henüz gün ışığına çıkmış değil. Olması kuvvetli muhtemeldir.

Devletin yasal zemine oturtulmasına ilişkin düzenlemelerde de onlar öncüdür. Kadınların yasal haklarını ilk kez gündeme taşıyanlar da Sümerlerdir. Birayı icat edenler de onlardır. İki kocalılık durumunu toplumu huzursuz ediyor diye yeniden düzenleyenler de onlardır.

Sümerolog S. N. Kramer’in ifadesiyle “tarih Sümer’de başlar…”[1]

Çivi Yazısının İcadı

Çivi yazısı olarak adlandırılan yazı sistemi, birçok kişinin sandığı gibi ne mucizevi bir şekilde birden bire ortaya çıktı ne de birçok komplo teorisinde iddia edildiği gibi Sümerlilere uzaylılar tarafından getirildi. Tabii Sümerlilerin uzaydan geldiğine ilişkin komplo teorileri de bolcadır. Çivi yazısı çok kolaydı. Çivi yazısı için sivriltilerek şekil verilen odun parçasıyla yumuşak kil tabletlerin üstüne belli bir düzende bastırmak  (sağdan sola, yukarıdan aşağıya olmak üzere) yeterliydi. Sonra da bu tabletler güneşte kurumaya terk ediliyorlardı. Bunun ilk örnekleri Sümer’de görülse de sonra Mısır, Hindistan, İran ve Mezopotamya’nın başka bölgelerinde resimli yazı (piktogram) şeklinde başka örnekleri görülmüştür. İlk başlarda, 900 farklı piktogram ya da ideogramın kullanıldığı bu yazı düzeninin, karmaşık düşünce ve soyut kavramların ifade edilmesine olanak vermediği kendiliğinden anlaşılır.[2] Bu yüzden Sümerler, hem karmaşıklaşan toplumsal hayatı anlatabilmek hem de ileri düzeyde soyut düşünceyi karşılayacak heceli yazı sistemine geçmişlerdi. Böylece yazı sisteminde bir devrim gerçekleştirmişlerdi.  

Çivi Yazısının Çözülmesi

Sümerlerin geliştirdiği çivi yazısı, yüzyıllar içinde diğer kavimlerde de kullanılmaya başlandı ve sonra bu yazı sistemi, İran’dan Hindistan’a, Ortadoğu’dan Anadolu’ya yayıldı. MÖ 2000’li yıllarda, Sümer çivi yazısı, yerini daha kolay bir sisteme sahip olan Fenike’nin yazı sistemine terk etmiştir. Sonrasındaysa Sümer dili, onu konuşan kavimlerin Semitik kökenli devletler tarafından asimile edilmesiyle tarihin derinliklerinde kaybolup gitmiştir.

Çivi yazısı sisteminin en son MS 1. yüzyıla kadar kullanıldığı saptanmıştır. Uzak Doğu Asya’da kullanılan yazı sisteminin kökeni de piktogram sistemine dayanmaktadır.

Çivi yazılı tabletler, ilk kez 17. yüzyılda bugünkü güney İran’da yer alan Persepolis’in (Cemşid’in Tahtı)[3]  kent kalıntıları arasında bulunup kopyalanmıştır. 1621’de İtalyan gezgin ve müzikolog Pietro della Valle[4], mektuplar şeklinde formüle ettiği anılarını üç cilt halinde yayımlarken, “kral mührü” olarak bilenen bir yazıya da yer vermiştir. Onu sonra 1685’te Alman hekim ve gezgin Engelbert Kaempfer takip etmiştir. Kaempfer, Persepolis harabelerinde bulunan kil tabletleri kolayca kopya ederek yayımlamıştır. Böylece bilim dünyası ilk kez çivi yazısından haberdar olmuştur.

Ancak bu yöndeki ilk ciddi araştırmalar, esas olarak 19. yüzyılın ortalarından sonra planlı ve bilimsel amaçla (Orientalizm kapsamında) yapılmıştır. Önce Carsten Niebuhr, bir önceki yüzyılda elde edilmiş metinlerin kopyalarını (ki bunlar esas olarak piktogramdı) 1765’te çözmeyi başarmış; ardından da Alman dilbilimci Georg Friedrich Grotefund, 1802’de birkaç hafta içinde o güne kadar elde edilmiş basit metinlerin çoğunu (kral isimleri ve listeleri) çözmeyi başarmakla kalmamış, dilbilim açısından uygulanması gereken yöntemler de önermiştir. Sonraki on yıllarda sadece metinler kopya edilmekle kalmamış, özellikle eski Farsça ve Sanskritçe dillerinde yazılan bazı metinlerin Batı dillerine çevrilmesine yönelik çabalar hızlanmıştır. Çevirilerin doğruluğu, birbirinin tıpkısı olan metinlerin farklı dillerde bulunmasıyla kesinleşmişti.

Sümer Dili Kimin Dili?

Nitekim 20. yüzyılın başlarında Çekoslovak dilbilimci Bedrich Hrozny, ilk kez Hitit (Hattuşa) metinlerini çözümleyerek önce Hitit sonra da Sümer dilinin bilimsel temellerini inşa etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına kadar esas olarak Akadça, eski Farsça ve Elamca dilinde yazılmış tabletlerin içerikleri çözülebilmişti. Ancak, Julius Oppert, söz konusu üç dilin yanı sıra Yakındoğu seyahatlerinde bulduğu kil tabletlerinde bir dördüncü dilin daha varlığını keşfetmiş ve buna Akadçada ifade edildiği gibi “Sümerce” demiş, sonra da keşfini1869’daki bir konferansta da açıklamıştır.[5] İlk başlarda bilim dünyası bu görüşe pek itibar etmemiştir.

Sonradan tabletlerden de anlaşıldığı gibi Sümerler kendi ülkelerine, “yüksekteki memleket” manasına gelen “Ki-en-gir”, dillerine ise “eme-gir” (“bölgenin dili” manasında) diyorlardı. Oppert’in iddiaları, 19. yüzyılın sonlarından itibaren birbirinden farklı iki dilde (Akadça, Hititçe) yazılmış özdeş metinlerin bulunmasıyla (Ninive yazıtları) kesinleşmiş oldu.

Nitekim 1907’de “Sümer-Akad Kral Unvanları” adı altında toplanan tabletler, bilim dünyasında Sümer dilinin bütünüyle kabul görmesini sağlamıştır. Sümercenin günümüzde veya geçmişte yaşamış olan hangi dile (özellikle Ural-Altay dilleri) yakın olduğu konusundaki tartışmalar ise henüz kesin bir sonuca bağlanamamıştır. Her ne kadar bazı uzman bilim adamları (Oppert, Falkenstein, Delitzsch, Kramer) Sümercenin bazı yönlerden Türki dillere benzediğini ileri sürseler de bu görüş, bilim dünyasında kesin olarak kabul edilmemiştir. Bu yüzden Sümerlerin ve kullandıkları dillerinin kökeni henüz bilinmeyen bir dil olarak sınıflandırılmaktadır. Bazı uzmanlara göre Sümer kavmi ve kültürü, Hazar Denizi çevresinden gelen yabancı bir kavmin Mezopotamya’da yaşayan bir başka kavimle birleşerek ortak verimli bir kültür yaratmasıyla oluşmuştur.[6]

Peki Sümerler, nasıl oldu da bir mahrumiyet bölgesinden adeta bir cennet yaratabilmişlerdir?

Bunun için biraz gerilere gitmemiz gerekiyor.

Devamı için lütfen bağlantıya gidiniz…

LÜTFEN SAYFAYA ABONE OLMAYI UNUTMAYINIZ


[1] N. S. Kramer, Tarih Sümerde Başlar, çev. Muazzez İlmiye Çığ, TTK, Ankara, 1990.

[2] İdeogram ya da piktogram, resimli sözcük demektir. Her ülke birçok yerde belli bazı yasakları veya izinleri vurgulamak için ideogram kullanmaktadır. Ormanlık alanlarda, yaya geçitlerinde, kent içlerinde resimli görsellerin bulunduğu işaretler, bugün hala kullanılan piktogramlardır.

[3] MÖ 6. Yüzyılda güney İran’da yer alan Persepolis, Yunanca Perslerin Kenti demektir. Asıl adı “Cemşid’in tahtı” anlamına gelen kenti Büyük İskender MÖ 330’lu yıllarda yerle bir etmiştir.

[4] Türkçede çalışma defteri hakkında yayımlanmış kitap için bkz. Osmanlı Topraklarında Bir İtalyan Gezgin Pietro Della Valle’nin Çalışma Defteri, TDK, Ankara, 2011.

[5] S. N. Kramer, Sümerler, Tarihleri, Kültürleri ve Karakterleri, çev. Özcan Buze, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2002, s. 35.

[6] N. S. Kramer, Sümerler, s.64.

Sadık Usta
Sadık Usta
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla