İslam’a Yönelik Şüpheler ve Şeytanın Avukatı eş-Şehristani…

İslam’a Yönelik Şüpheler ve Şeytanın Avukatı eş-Şehristani…

İslam’ın ilk ortaya çıktığı andan itibaren hem dini hem de siyasi açıdan itirazlar da yükselmeye başlamıştı. Bu itirazların önemli bir kısmı ilahiyatın konusuydu: Allah’ın varlığı, O’nun tekliği, Kur’an’da çelişkiler içeren ve akılla açıklanamayan ayetler; Hz. Muhammed’in peygamberliğinin sahihliği, öbür dünyanın varlığı, günah ve sevap, kader vb. sorunlar. İtirazların bazıları ise doğrudan felsefenin konusuydu: Evrenin yaratılışı, maddenin özü, hareket ve zaman mefhumu; atom konusu, insanın varlığı, canlılar içindeki yeri, kaderi ve iradesi; ruh-beden ilişkisi, bilginin kaynağı, akıl, bilimsel metotların muhtevası, duyumsama, deney ve gözlem, insanın doğayla ilişkisi, doğa yasaları vb. sorunlar.

Bu sorunlara yaşadığı dönemde Hz. Muhammed ve bazı Kur’an ayetleri yanıt vermiştir. Fakat bu yanıtlar yetersiz olmalı ki Müslüman saflarda bazılarını yukarıda zikrettiğimiz sorular ve itirazlar artarak devam etmiş. Düşünürler yapılan resmi açıklamaları şüpheyle karşılamışlar; aklı, duyumsamayı, şahsi gözlemi ve doğrudan deneyimi esas alan çıkarımlarda bulunarak din ve peygamberlik kurumunu da sorgulamışlar. Bu türden soruları, sırf düşünce cimnastiği olsun diye sormadıkları açıktır. Bunların arka planında ciddi bir siyasi muhalefetin olduğu kendiliğinden görülebilir. En başta merkezi yönetime tavır alan ve hatta sadece dini-felsefi bir akım olarak değil, aynı zamanda siyasi bir çevre olarak da örgütlenenler Mutezile (“Ayrı duranlar” demektir) yandaşları olmuştur. Bunların en önemlilerinin adları şöyledir: Vasıl bin Ata ve Amr bin Übeyd; Ebu’l-Hüzeyl, el-Cahiz; ileriki süreçte er-Ravendi, el-Hayyat vb. bu isimlere eklenecektir.

İslam uygarlığı döneminde ortaya çıkan mezheplerin ve felsefi akımların neredeyse tamamı Mutezile akımından çıkmadır. Yani Mutezile, derecikler gibi ortaya çıkan bütün bu akımların kaynaklandıkları asıl düşünsel merkezdir.

Mutezile hakkında en gerçek bilgileri bize 11. yüzyılda yaşamış Muhammed bin Abdülkerim eş-Şehristani verir. Onun Dinler ve Mezhepler Tarihi adlı kitabı üzerinden esaslı bilgilere ulaşıyoruz. Eş-Şehristani, döneminin önemli bir yazarlarındandır. Matematik, ilahiyat, mantık dersleri almış; devlet görevlerinde bulunmuş, bahsi geçen kitabını da Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer’e ithaf etmiştir.

Eş-Şehristani’nin Sünni İslam’a muhalif olduğunu başka yazarlardan da öğreniyoruz. El-Harizmi onun hem “bozuk bir felsefeye sahip” hem de “inançsızlığa meyilli” olduğunu söylemektedir. Öyle ya da böyle… Fakat bir gerçek vardır ki o da şudur: Mutezile akımı İslam dünyasında öyle bir iklim yaratmıştır ki, onlardan bahsetmeden veya onların görüşlerine yer vermeden veya bu görüşleri lanetlemeden siyaset, ilahiyat ve felsefe hakkında risale veya kitap yazmak mümkün değildir. Mutezile akımından günümüze, akla vurgu yapan, şüpheciliği önemseyen, insan iradesinin vazgeçilmez olduğunu vurgulayan önemli bir öğreti kalmıştır. Bu öğretinin derin izlerini eş-Şehrastini’nin kitabının giriş kısmında da görürüz.

Yazarımız adeta şeytanını avukatlığını yapmakta ve İslam öğretisine karşı akla gelebilecek bütün şüpheleri, “Şeytanın halkın kalbine soktuğu yıkıcı şüpheler” olarak sıralamaktadır.

“İNSANLAR ARASINDA ÇIKAN İLK ŞÜPHE

Halk arasında çıkan ilk şüphe, lanetli İblis’in ortaya attığı şüphedir. Bu şüphenin kaynağı; nass [kural ve uygulama] karşısında şahsi görüşü öne sürmesi, emir karşısında arzu ve hevayı [istek ve arzu] tercih etmesi ve yaratıldığı özün, Adem Peygamber’in yaratıldığı özden daha üstün olduğunu inanmasıydı.

İblis’in şüphesinden yedi şüphe daha doğmuş ve insanların zihinlerine yerleşmiştir. Bu şüpheler zaman içinde bidat [sapma] ve dalalet ehlinin mezhepleri haline gelmiştir. Söz konusu tahrif edilmiş Tevrat ve dört İncil’de de yer almıştır.

Rivayete göre günahkâr İblis, Adem Peygambere secde etme emrine uymayınca melekler arasında bir münazara [tartışma] yaşanmıştı. İblis, meleklere şöyle dedi: ‘Kesinlikle kabul ediyorum ki Hak Teala benim de diğer yaratılmışların da İlahı’dır. Kadir ve Alim’dir. Kudret ve iradesinden sual edilmez. Bir şeyi murad ettiği zaman Ol der, o da oluverir: Bir şeyi murad ettiği zaman O’nun emri ancak Ol! demesidir. Olur.” Ancak O’nun hikmetinin tecelli şekline yönelik birçok soru mevcuttur.’

Bunun üzerine melekler şöyle dediler: ‘Bu sorular nelerdir ve kaç tanedir?”

İblis karşılık verdi: ‘Bunlar yedi sorudan ibarettir.

İlk soru şudur: Hak Teala yaratmadan önce benden sadır [çıkaracak] şeyi bildiği halde beni niçin yarattı? Yaratılış hikmetim neydi?

İkinci soru şudur: İrade ve dilemesi gereği beni yarattı. İtaatimden kendisine bir yarar, masumiyetimden de bir zarar gelmediği halde niçin kendisini bilmek ve itaat etmekle mükellef kıldı? Bu mükellefiyetin hikmeti neydi?

Üçüncü soru şudur: Beni yaratıp marifet ve itaatiyle mükellef kıldı. Ben de bu mükellefiyetin gereğini yaptım. Peki daha sonra neden Adem’e itaat ve secde ile emir buyurdu? Bu mükellefiyet, marifet ve itaatimi artırmayacakken bundaki özel hikmeti neydi?

Dördüncü soru şudur: Hak Teala beni yaratıp genel ve özel anlamda mükellef kıldıktan sonra ben Adem’e secde etmeyince niçin lanetledi ve beni cennetten çıkardı? Halbuki benim, ‘Senden başkasına secde etmem!” demekten başka bir kabahatim olmamıştı. Bunun hikmeti neydi?

Beşinci soru şudur: Beni yaratıp genel ve özel anlamda mükellef kıldıktan ve itaatsizliğimden dolayı bana lanet ederek cennetten kovmasından sonra neden Adem’le irtibat kurmama imkan verdi? Bu şekilde ikinci kez cennete girdim ve vesvese vererek onu kandırdım. Yasak olan ağaçtan yemesini sağladım. Halbuki beni cennete sokmasaydı Adem oğulları benden uzak durur ve cennette ebediyen yaşarlardı. Böyle yapmasının hikmeti neydi?

Altıncı soru şudur: Beni yaratıp genel ve özel anlamda mükellef kıldıktan ve lanetine muhatap ettikten sonra cennete girmeme engel olmadı. Düşmanlık benimle Adem arasındayken neden beni onun çocuklarına da musallat kıldı? Ben onları görürken, onlar beni görmezler. Benim vesvese ve tuzaklarım onlara tesir ederken onların güç ve kuvvetleri beni etkileyemez. Peki bundaki hikmet neydi?

Yedinci soru şudur: Hak Teala beni yaratıp mutlak ve mukayyet surette mükellef kıldı. Emrine itaat etmediğimde ise bana lanet ederek kovdu. Cennete girmek istediğimde ise bana izin verdi ve beni ona musallat etti. İşimi gördükten sonra beni cennetten tekrar çıkardı ve Adem oğluna musallat etti. Peki O’ndan mühlet istediğimde neden bana mühlet verdi? O’na şöyle demiştim: ‘Diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver.’ Buyurdu ki: ‘Muhakkak sen, belli vakte kadar mühlet verilmişlerdensin.” (A’raf, 7/13). Eğer beni o an helak etmiş olsaydı, insanlar benden kurtulmuş olur ve yeryüzünde kötülük olmazdı. Dünyanın dirlik ve düzen üzere kalması kötülükle dolup karmakarışık hale gelmesinden daha iyi değil midir? Bana mühlet verilmesinin hikmeti nedir?”

İncil şarihi şöyle demiştir:

“Bunun üzerine Hak Teala meleklere şöyle buyurdu: Ona deyin ki: Senin ve bütün yaratılmışların ilahı olduğuma dair tasdik ve teslimiyetinde samimi ve dürüst değilsin. Eğer öyle olsaydın benim hakkımda ‘Niçin” diyerek hüküm yürütmezdin. Ben, O Allah’ım ki Ben’den başka ilah yoktur. Yaptığımdan sual edilmez. Yaratılmışların yaptıkları ise sorguya tabidir…

Bu konuda bir süre düşündükten sonra şu görüşe vardık: İyi bilinmelidir ki Ademoğlu arasında ortaya çıkan her türlü şüphe ve kuşku, şeytanın saptırma ve vesveselerinden kaynaklanmaktadır.”

İblisin sorduğu soruların ne kadar güçlü ve anlamlı, onlara verilen yanıtın ise ne kadar zayıf ve etkisiz olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Daha geniş bir inceleme Dünyayı Değiştiren Düşünürler, c.5’te yer almıştır…

(Dinler ve Mezhepler Tarihi)

Comments (8)

  • Yusuf Yardimcisays:

    Kasım 21, 2022 at 9:05 pm

    Hocam ben IHO mezunu 70 yasinda bir kisiyim. Yazılarınızdan çok istifade ediyorum. Allah sizden razı olsun. Bundan 7 yıl önce başlayan sorgulamalarım sonunda simdiye kadar ne kadar yanlis dusundugumu goruyor ve kahroluyorum.
    Izniniz olursa inanç konusunda geldiğim noktasını sizinle paylaşmak istiyorum.
    Biz bu gün Tanrıyi ve Tanrı inancını 1400 sene, 2 bin, 3 bin, 4 bin sene önceki insanların anladığı gibi anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. O günün yaşam kosullari, bilgi ve düşünce yapisina parelel gelişen Tanrı inancı ve algilanan ilahi mesajları bugünün bilgi birikimi ve düşünce yapısına bakmadan olduğu gibi dayatmaya çalışmak biraz insafsızlık gibi geliyor. Öncelikle Tanrı tasavvuru konusunda insanlık nereden nereye geldi ve nereye doğru evriliyor ona bakmak lazım. Artik biliyoruz ki tanrinin maddi bir varlik olarak tasavvur edilmesi, yaratanin yarattığı formatta olmamasi gerektigi için akla muhal. Bu gün bizim din ve inanca ait bilgilerimiz binlerce yil onceki insanlarin yorumu, algilari söylevleri. Içinde bilgi ve kavrama yetersizliginden, kişisel zafiyetlerden kaynaklanan yanlisliklar oldugu kesin. Ben şöyle düşünüyorum , binlerce yil once öncü olarak peygamber veya bilge kisilere ihtiyaç vardi, ancak bu gün onlara ihtiyac yok çünkü bilim insanlari var. O günku insanlara anlatilan melekler belki bu günün, biyoloji, kimya fizik kurallaydı, şeytan nefsimizdi. Ancak o gunku insanlara ancak o sekilde anlatilabiliyordu. Ilahi mesajlar, sezgiler, ilhamlar veya aklin vijdan ve merhamet ışığında urettigi düşünceler, ayni niyet, dilek, dua, düşünme ve istemenin benzer işlevie sahip. O nedenle binlerce yıl önceki insanların algısına ve yorumuna bakarak Allahı inkar etmek yerine, şüphe etmek ve düşünmek bizi en doğru inanca ulaştıracaktır diye düşünüyorum.
    Saygılarımla.

    • Sadık Ustasays:

      Kasım 21, 2022 at 10:11 pm

      Değerli Yusuf Bey, inanın sizden böyle mesajlar aldıkça, çalışma azmin kat be kat artmaktadır. Yazdıklarınız çok doğru. İnsanları elbirliğiyle aydınlatmamız lazım. Çok sevgiler ve dostlukla kalın.

      • Serdengeçti Ecelfesays:

        Ağustos 21, 2023 at 2:05 am

        İnanmamaya bahâne bulmaya gerek yok; inanmaya bahâne bulmaya gerek olmadığı gibi!..
        Ya Hazret-i Ebû Bekir rađıyallāhu aņh gibi şeksiz şübhesiz inanırsın ya da Ebû Cehil gibi onca mu’cizeye rağmen inanmazsın; bu kadar basit!..
        O devirde insânlara melek, cin denilerek anlatmak gerekiyor idiyse ezici çoğunluk n’için inanmadı da inanan azınlığı boykot etti, göç etmelerine sebeb oldu?!

    • M. Fatih E.says:

      Ağustos 21, 2023 at 2:42 am

      İnanmamaya bahâne bulmaya gerek yok; inanmaya
      bahâne bulmaya gerek olmadığı gibi!..
      Ya Hazret-i Ebû Bekir rađıyallāhu aņh gibi şeksiz şübhesiz
      inanırsın ya da Ebû Cehil gibi onca mu’cizeye rağmen inanmazsın; bu kadar basit!..
      O devirde insânlara melek, cin denilerek anlatmak
      gerekiyor idiyse ezici çoğunluk n’için inanmadı da inanan azınlığı boykot etti, göç etmelerine sebeb oldu?!

      • Akifsays:

        Eylül 23, 2023 at 5:38 pm

        7 sorunun 7side gayet basitçe cevaplanabilir. Söylediğiniz gibi ne sorular güçlü ne de cevaplar güçsüz. Tanrı sorgulanamaz degildir ki Kuran hep akletmemizi ister. Bu 7 soruda yanlı ve yaniltmaci ve bir o kadar da cahilce hazırlanmış. Az aklı olan bu sorulara güler. İlk sorunun cevabı ikinci sorunun ilk cümlesi. Ikinci sorunun cevabı ise insanın kendisinde var. Bir anne baba evladını neden kendilerine itaatle mükellef tutuyor ise Yaratan da aynı sebepten mükellef tutuyor. Anne babanin tüm emir ve yasakları bizim iyiligimiz içindir. 3. Soru ise mantık hatası yapılmış bir sorudur. Şöyle ki; “bu mükellefiyet itaatimi artirmayacakken” cümlesi secde emrine itaat etmeyen biri için kullanılamaz. Bu emirle Allah onun gerçek manada itaatkar olmadığını ortaya çıkarmıştır. 4. Soru da gayet basitçe şöyledir. Adem de günah işledi seytan da. Ama adem peygamber olurken seytan lanetlendi. Bunun tek sebebi Ademin tövbe edip özür dilemesi ve şeytanın ise asla geri adım atmayıp itaatsizliginde inat etmesiydi. 5. Soru ise; Allah itaatsizi kullanarak tövbekari sinav etmek istedi. Bu yüzden ölümü ve hayati yarattigini zaten ayette söylüyor. 6. Soru tam bir manüpülasyondur çünkü onun vesveseleri Alahtan hakkiyla korkanlari etkileyemez. Onu görmemize de gerek yoktur. Neden beni musalat etti diyerek istediği izni unutmuşa benziyor. 7. Ve son olarak beni helak etseydi dünyada kötülük olmazdı. Allah da diyor ki, zaten istesem herkes anında iman eder… o bir sinav sonucunda kendi iradeleriyle şeytana ragmen iman edilmek istiyor. Tıpkı bizim sevdigimiz insanın silah zoruyla degil de gönül yoluyla bizimle evlenmesini istememiz gibi. Evet kisaca cevaplar böyle. Umarim daha mantıklı ve manipüle kokmayan daha zor sorular hazırlarsınız

  • ONURsays:

    Mayıs 14, 2023 at 3:37 pm

    Kuran’da ve diğer semavi kutsal metinlerin orjinal hallerinde yaratılış ile ilgili anlatılan olaylar, konuyla ilgilenen alimler tarafından tarih boyunca genellikle düz mantıkla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Burada insanlara verilmek istenen ilahi mesaj hikayeleştirme yoluyla iletilmiştir. Adem anne karnında yaratılan bir varlıktır ancak dünyadaki toprağa ait çeşit çeşit minerallerden kaynağını alan madde ve hücrelerden var edilir. Bu durum zaten yokluk aleminden varlık alemine geçiş demektir. Anne karnı, gelişmekte olan bebek için bir nevi cennettir. Orada bebek tamamen annenin himayesinde hiçbir zahmet çekmeden yaşam sürer, korunur, beslenir, büyür, gelişir. Ademin cennetten kovulması, doğum hadisesidir. Bebeğin doğumu, bir çeşit cennetten kovulma ve dünyadaki zorlu, sıkıntılı, dertli, hastalıklı, belalı, musibetli bir hayata gönderilme hadisesinin farklı bir anlatım şeklidir. Her dünyaya gelen bebek ölünceye kadar doğal olarak bireysel olarak çeşit çeşit ve farklı farklı yaşam evrelerinden geçer. Bu durum ise imtihandır. İnsan; aklı, mantığı, iradesi, zekası, sosyalliği, mücadelesi, öngörüsü, duyguları, hayalleri, istekleri, emelleri, sevdası, şehveti, nefsi vs vs vs gibi soyut kavramlara sahip olarak ve bu soyut kavramları sonsuz ve kesintisiz ve ilelebet kendinde görmek isteyen doyumsuz karakterde yaratılmış bir varlıktır. Ancak insanın talep ve arzu ettiği bu sonsuz ve sınırsız soyut kavramlar, maddeten bedenlenmiş olduğu vücut tarafından karşılanmamakta ve ölüm gibi bir gerçek tarafından sınırlı hale getirilmektedir. İşte insanın tüm mücadelesi ve sınavıda, kendi yaşam sürecindeki bu kavramların kavgası ve/veya barışı ile kendini ortaya çıkarmaktadır. Yüce Allah ademe secde et derken; ergenlik çağına gelen, çocukluktan gençliğe adım atmış insana, yüzünün toprağa baktığını, topraktan gelip tekrar toprağa döneceğini, nereden geldiğini unutmamasını, öncelikle kendisini yoktan var eden Allah’a daha sonra anne ve babasına itaat etmesi gerektiğini, doğaya ve canlı cansız tüm varlıklara sevgiyi, saygıyı, nezaketi, alçak gönüllülüğü emretmiş ve öğretmek/eğitmek istemiştir. İblis, enaniyeti, kibri, benlik ve egoyu en yüksek derecede ifade eden, her insanın kişilik ve karakter özellikleri arasında çeşitli seviyelerde bulunan bir özelliği temsil eder. Ve belli bir dozda, doğru şekilde, doğru olaylar karşısında ve doğru zamanlarda insanın kontrolü dahilinde kullanıldığı taktirde insan hayatı için şart ve elzem olan bu kişilik özelliği, eğer insanın kendi iradesinin dışına çıkar ve abartılı ve kontrolsüz hale gelirse, hem insana hem çevresine hemde doğaya çok zararlı ve yıkıcı hale gelebilmektedir. Melekler ise insanın uyumlu, sakin, itaatkar, mazlum, yardımsever, sevimli, saf, temiz vs vs vs karakterini temsil etmektedir. Bu yüzden rahmani özellikleri baskın olan insanlar ademe secde etmiş yani haddini bilerek tekrar öleceklerini hatırlayarak Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız itaat etmişlerdir. İblis ise egosu ve kibrine yenik düşmüş, ölüm gerçeğini unutmuş, aklını yaratılış gayesinin üzerinde görerek secde etmeyi reddetmiştir. Tüm mücadele insanın kendi karakteristik özellikleri arasındaki mücadeledir. Cennetten kovulma hadisesi doğum gibi zaruri olması gereken bir evredir. Hz Adem ve Hz Havva’nın günahı değildir. İnsanın ölünceye kadar geçirdiği süreç insanın varlığının gereğidir ve şartıdır. Ve bu süreç öldükten sonra farklı ve çok daha üstün bir yaratılışla ebedi alemde devam edecektir.
    Saygılarımla

  • Ali Kuruysays:

    Ocak 12, 2024 at 10:04 am

    isin asli suki futuhattada yazar. varlik sadece Allahin varligidir. alemler hayalden ibarettir. hersey nurani enerjiden aciga cikmaktadir Allahin isimlerinden teceli eden ilmi varliklariz. evrende enerjidir kuarklar titresir aciga cikan frekanslardan insan algilarina gore maddi evren algilanir. Allah ne yi nasil murad ediyorsa o olmaktadir. dilerse bize azab eder dilerse bagislar. cennet yada cehennem icin kulluk caiz degildir anlamsizdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir