• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Kopernik’in Zihninde Çakan Kıvılcım!

    Kopernik’in Zihninde Çakan Kıvılcım!

    Bilimsel bulgu ve yenilik, yaşamın hangi alanı olursa olsun hiçbir zaman son bulmaz. Bilimsel gelişmeler, eski bulguların, eski görüş ve hipotezlerin üzerine yeni bir tuğla koymak suretiyle (yeni bir hipotez ortaya atarak) kaydedilir.

    Tarih, felsefe, ekonomi, etik, siyaset ve daha başka bir dizi sosyal bilim ve düşün alanında yürütülen araştırmalar, geçmiş dönemin belgelerinin, bulgularının, açıklamalarının; ilke ve hipotezlerin başka koşullarda bir başka bilinç ve bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmesi, incelenmesi ve yorumlanmasıyla gelişme kaydeder. Aslında bu, fen bilimleri için de söz konusudur.

    Eski Metinler Neden Ölmez?

    Eski metinlere ve bilgilere neden başvururuz? Hem bilgilerimizin geçmiş çağların bilimsel bulgu ve birikimine dayandığından emin olmak isteriz hem de geçmiş dönemde ortaya konmuş görüş ve açıklamaların yeni hipotezlere ilham olabileceğini (çoğu kez olduğunu) kanıtlamak isteriz.

    Bazı insanlar, geçmişte yapılan araştırmaların bilime önemli katkılarda bulunduğunu, eski bulguların bilim için sarsılmaz bir temel oluşturduğunu fakat artık “eskilere dönerek” patinaj yapmanın, “yeni keşifler yapmayı” ummanın boş bir çaba olduğunu söylemekte veya en azından düşünmektedir. Bilimin bazı alanlarında sadece “kendilerinin at oynatabileceğini” düşünen bazı bilim adamları ise yapılan yeni çalışmaları “pişmiş aşa su katmak” olarak görmekte ve adeta rahatsız olmaktadır. Onlara göre “yapılan yapılmış, her şey kendi değeri ölçüsünde hakkettiği yeri bulmuştur”, şimdi yeniden eksileri karıştırmanın, kavramları tartışmaya açmanın veya “yeni keşiflere” girişmenin ne gereği var? Bütün açıklığıyla söylenmemekle birlikte bu türden çabalar biraz da hadsizlik olarak görülmektedir.

    Bilim, kuşkusuz kavramlar üzerinden yürür. Fakat kavramlar “Allah kelamı” değildir. Her kavram aynı zamanda yeniliklerin ışığında, yeni bulgular temelinde sorgulanır, düzeltilir veya aşılır. Nitekim Marx da kendisinden önce kullanılan birçok kavramı onlara yeni anlamlar yükleyerek kullanmıştı.

    Sadece bilimin kendi disiplin içi metinleri değil, tarihte birçok kez görüldüğü gibi bilimsel gelişmeler, önemli ölçüde disiplin dışından yapılan katkılarla, esin ve ilhamlarla yeni ufuklar kazanmaktadır. Her yeni arayış ve girişim aynı zamanda eski kavramlarla, eski anlayış ve ilkelerle de yüzleşmektir. Yüzleşmekse sorgulamak, keşfetmek ve yeni olanı özümsemektir. Tabii ki keşfetmek için önce bunu istemek gerekir.

    İslam Dünyasında Aydınlanma

    Bir süredir İslam tarihi ve felsefesini eksen alan bir çalışma içindeyim. Yaptığım araştırmalar neticesinde birçok yeni bulguya rastlamanın yanı sıra, en önemlisi de Batıcı bakış açısının yoğun hegemonyası nedeniyle, İslam’daki aydınlanmanın yeterince anlaşılamadığını kavradım. Bu yazıda bunların neler olduğunu açıklamak niyetinde değilim. Bulgu ve görüşlerimi zaman zaman kısa metinler halinde paylaşsam da esas kısmını Dünyayı Değiştiren Düşünürler‘in 5. cildine (İslam felsefesi ve düşünürleri) ayırdım, çünkü araştırmalarım henüz sonuçlanmış değil.

    Kısaca bu yazıda, eski metinlerin ve ifade edilmiş olan düşüncelerin ki hatta üzerinde araştırma yapılan bilim alanının (disiplinin) dışından da ilham alarak nasıl bilim ve insanlık tarihinin rotasının değiştirilebildiğini birkaç örnekle anlatmak istiyorum.

    Poggio Bracciolini (1380-1458)

    Fakat önce bu yazıya vesile olan bir kitaptan bahsetmek gerekir. Kitabın adı Sapma[1] ve yazarı Stephen Grennblatt…

    Grennblatt Sapma adlı kitabında, erken Rönesans döneminde (14. yüzyıl) Hıristiyan manastırlarının mahzenlerinde unutulan veya bilinçli olarak unutturulan ve çürümeye terk edilen Yunan ve Roma uygarlığının felsefi ve bilimsel metinlerinin Roma’da Papa’nın özel katibi Bracciolini Poggio tarafından nasıl birer birer keşfedilerek günışığına çıkarıldığını ve en önemli keşiflerden birinin de Lucretius’un Evrenin Yapısı adlı eser olduğunu harika bir dille anlatır. Poggio hakkında daha önceki bir başka yazımda (Arapların İslam öncesi yaşam ve kültürlerine ilişkin bilgiler veren ve o dönemi anlatan neredeyse tek yazılı eser olan Ammianus Marcsellinus’un Roma Tarihi adlı kitabının önemine ilişkin yazdığım yazı) bahsetmiştim. Grennblatt kitabında, Evrenin Yapısı adlı eserin keşfedilmesinden sonraki birkaç yüzyıl içinde nasıl insanlık tarihini derinden etkilediğini kanıtları ve örnekleriyle anlatmaktadır.

    Lucretius’un Çaktığı Kıvılcımlar

    Kimler bu kitaptan etkilenerek düşün tarihimizin vazgeçilmezleri olan yeni eserler vermemiş ki… Thomas More (Ütopya), Shakespeare (Romeo ve Jüliet), Makyavel (Prens), Bruno (Diyaloglar), Galilei (İki Dünya Sistemi Hakkında Diyaloglar); sonra F. Bacon (Novum Organum), Montaigne (Denemeler)… Hatta bununla da kalmayarak ressamlara ki bunların başında Leonardo, Casimo ve Botticelli gelir, esin kaynağı olduğunu öğreniyoruz… Sonra adı pek bilinmeyen İngiliz bilim adamı Thomas Harriot ve ondan etkilenen Descartes…

    Titus Lucretius Carus (MÖ 94-55)

    Peki Lucretius’un bize kadar ulaşan Evrenin Yapısı’nda ne var? Kısaca Lucretius bu eserde, Epikürosçu hazcı felsefenin ilkelerinden hareketle evrenin oluşumunu, doğayı, canlıları, insanı ve maddenin oluşumunu ve onların yeniden zorunlu olarak yok oluş sürecine girdiklerini muhteşem bir şiirle betimler. Lucretius sadece bir Tanrıtanımaz değil aynı zamanda maddenin temel yapı taşının atom olduğunu ileri süren Demokritos’u takip eden materyalist filozoftur da. Eserini yazdığı MÖ 1. yüzyılda doğaldır ki o da Leukippos ve Demokritos gibi herhangi bir bilimsel kanıt ortaya koyamamıştır. (Bkz. Dünyayı Değiştiren Düşünürler c.1) Fakat o, evrenin her yanını kaplayan maddenin (atomların) nasıl her şeyi yarattığını ve sonra onları yeniden en temel parçacıklarına ayrıştırarak sonsuzluğun bilinmezliğine gönderdiğini binlerce dizeden oluşan ve kahramanı atom olan muhteşem bir destanla betimler.

    Lucretius eserinde, atomların bütün canlıları ki insan buna dahildir günışığına çıkardığını; yaşam sevinci verdiğini; onları haz duygusuyla donatarak yaratma azmini kamçıladığını fakat sonra maddenin doğası gereği, söz konusu yaşamlara son vererek, yani onları atomlarına ayrıştırarak tözlerini (isteyen bunu ruh da diyebilir) sonsuzluğa savurduğunu anlatır.

    Felsefi ve siyasi açılımlar, kuşkusuz toplumsal koşulların olgunlaşmasıyla önemli hale gelir ve varlık gösterebilme imkanı bulurlar. Yeni düşünce ve tezler sadece eski görüş ve tezlerden esinlenmezler; hatta doğrudan onlarla ilişki olmayan alanlardan ve olgulardan da etkilenirler. Bunun herhangi bir kuralı yoktur; birçok şey doğrudan veya dolaylı olarak beyinlerde kıvılcımların çakmasına neden olurlar.

    En ünlü örneklerden biri Kopernik’in güneş merkezli tezidir. Sizce Kopernik’in zihninde hangi olay veya düşünce muazzam bir kıvılcım çakmış ve buradan hareketle de güneşin değil fakat dünyanın hareket halinde olduğu tezini ortaya atmıştı? Büyük Romalı ozan Vergilius (MÖ 1. yüzyıl)’un edebi eserinden hareketle. Kopernik Gökcisimlerin Döngüleri adlı kitabında şöyle der: “Neden gökyüzünün hareketi bir görüntü olmasın ve dünya da kendi ekseninde hareket etmesin ki? Vergilius, Aeneis adlı eserinde ‘limandan ayrılırken, araziler ve köyler de bakış açımızdan kayboluyorlar’ dememiş miydi? Gemi limandan ayrılırken, güvertedekilere göre kendileri hareketsiz, ancak onların dışındaki her şey hareket etmektedir.”[2]

    Sonradan bu bakış açısı “Kopernik bakış açısı” olarak felsefede yer edinmişti. Filozof Giordano Bruno, Lucretius’u çok iyi biliyor ve onu kendine yakın hissediyordu. Fakat Kopernik’in henüz kanıtlanmamış son bulgularından da çok etkilenmişti. 1600’de Roma’da yakılmadan önce evrende birçok dünyanın var olduğunu ileri sürmüştü. Sonsuz sayıda atom tohumunun başka insan ırkları, başka yaratıkları meydana getirmiş olduğunu yazıyordu. Ona göre gökyüzü uçsuz bucaksızdı ve her yıldız bir başka güneş sistemini meydana getirmekteydi.[3]

    Grennblatt Lucretius’un söz konusu görüşlerinden hareketle geride kalmış ve unutulmuş metinlerin yeni koşullarda nasıl düşünce tarihini hareketlendirdiğini şöyle ifade etmektedir: “Önemli olan metinlerdeki tezleri benimsemek değildir;

    hareketliliktir. Bir veya en fazla iki manastır kütüphanesinde yüzyıllardır dokunulmadan duran bir şiirin yeniden kazandırdığı [düşünsel] hareketlilikti ki önce pagan, sonra Hıristiyan hasımlarınca susturulan Epikürosçu tezlerin [yarattığı] hareketlilik; hayallerin, tam şekillenmemiş kuramların, fısıltılı şüphelerin, tehlikeli düşüncelerin hareketliliği…”[4]

    Beklenildiği gibi Lucretius’un kitabı yüzyıllarca mahzenlerde kapalı kaldıktan sonra önce 14. yüzyılda günışığına çıkmış, Rönesans’ın ilk döneminde düşünsel anlamda kısmi etkilerde bulunmuş; fakat sonra yasaklanmış, ardından yeniden ilgi görmüş ve yeni kopyaları çıkarılmış, okullarda ev ödevi olarak okutulmuş; bilim, sanat, siyaset ve felsefe alanında etkide bulunarak yüzyıllar boyunca etkisini devam ettirmiştir. Lucretius’un bu eseri bilinmiyor muydu? Kuşkusuz biliniyordu fakat yeni toplumsal koşulların ışığında bu eser yeniden ve yeniden değerlendirilerek misyonunu yerine getirmiştir.

    Dolayısıyla sanıldığı gibi tarihsel metinler, tarihsel kayıtlar ve bulgular hiçbir zaman “ artık halloldu ve onlar tarihsel yerlerini aldılar, yeniden yorumlamaya gerek yoktur” denilemez. Her metin ve bulgu yeni bir tezin ilham kaynağı olmaktadır ki bunun başka örneklerini başka yazılarımızda ifade edeceğiz.

    [1] Stephen Grennblatt, Sapma, çev. Suat Ertüzün, Can Yayınları, İstanbul, 2013.

    [2] Bu konu hakkında daha geniş bilgi için bkz. Sadık Usta, Dünyayı Değiştiren Düşünürler, c.1, Kafka Yayınevi, İstanbul, 2018, s.324 vd.

    [3] Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Sadık Usta, Dünyayı Değiştiren Düşünürler, c.2, Kafka Yayınevi, İstanbul, 2018, s.43 vd.

    [4] Stephen Grennblatt, Sapma, s.200. Grennblatt, Sapma, s.190.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,148BeğenenlerBeğen
    4,784TakipçilerTakip Et
    43,449TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Turkuaz TV Toronto Söyleşi

    Gazeteci Hüsna Sarı, Sadık Usta ile COVID döneminde nelerin değiştiğini, ve sonrasında Dünyayı nelerin beklediğini oldukça farklı bir noktadan ele alarak...

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Etkinliğinde Felsefe Gözünden Hayata Bakış Söyleşisi. Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Bölüm 1

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler