• Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    İsmail Gaspıralı, Türkçü, Sosyalist ve Endülüs’te Bir Ütopya

    Trakya Bölgesi

    Sene 1865, aylardan Şubat…

    “Trakya’da 700 haneyi vuran bir sel felaketi yaşandı… Her millet kendi felaketzedelerine ilgi gösterdi… Ermeniler soydaşlarına, Museviler kendi dindaşlarına, Ortodokslar ise Bulgarlara ve Yunanlara sahip çıktı… Herkese kiliselerde yemek veriliyor… Görüldüğü kadarıyla, zavallı Müslümanlar herkesten daha perişan durumdalar. Çünkü onlara sahiplik edecek hiçbir merci yok. ”

    (Rusya’nın Selanik Konsolosu Leontyev’in raporundan)

    İspanya-Granada

    Sene 1492, Ocak ayının ikinci günü…

    Endülüs hükümdarı XII. Muhammed, 700 yıldır yurt edindikleri Granada’nın anahtarını İspanyol kralı II. Ferdinand’a teslim ederken Müslüman kafile de kenti bütünüyle terk ediyordu.

    (Tarihten bir yaprak)

    Pirene Dağlarında Bir Ütopya: Darürrahat Müslümanları…

    Endülüs… Sierra Nevada Dağları

    400 yıl sonra… Sene 1895, aylardan Eylül…

    Avrupa’da seyahatte olan Molla Abbas, bir tesadüf eseri El Hamra Sarayı’nda keşfettiği bir tünelden geçerek Sierra Nevada dağlarının ortasında yer alan Darürrahat Diyarı’na ulaşır. 400 yıl önce Granadalı 300 Müslümanın kurduğu “Darürrahat Ülkesi” bugün 300 bin nüfusa sahip bir ülkedir. Kadın erkek, yaşlı genç, okumuş cahil demeden toplu bir şekilde çalışan Müslümanlar ekin, pamuk ve bostan ekmişler; hayvancılığı geliştirmişler. Nüfus geliştikçe de birbirinden farklı köyler inşa etmiş ve başlarına da birer yönetici seçmişler.

    40 köye dağılmış halde mesut bir şekilde ve bolluk içinde yaşayan ahali, eğitime ve bilime önem vermiş, teknolojik buluşlar yapmış; böylece dünyanın en gelişmiş toplumunu yaratmışlar.

    Orada cinayet işlenmezmiş ama yolsuzluk yapmak, haram yemek ve yalan söylemek en büyük cinayet sayılırmış. Yalancılar hapse atılsa da bu hapishaneler açıkmış. Çünkü verilen ceza, mahkûmu sadece toplumdan dışlamak için uygulanırmış.

    Kibir, kıskançlık, zina, bencillik, zulüm, açlık ve yoksulluğun kökü öylesine kazınmış ki, bu kelimeler ancak lügatte bulunurmuş. Ama dayanışma ve tevazu gibi erdemler her yerde görülürmüş…

    Herkes müzik dinlermiş, çünkü “müzik nazik hissiyatın ve ruhun tercümanıymış”; bilgi beyni açarken, müzik de gönlü coştururmuş. Ahlaklı olmak, Darürrahat’ta dikkat çeken en yüce değermiş…

    İsmail Gaspıralı (1851-1914)

    (İsmail Gaspıralı’nın, Darürrahat Müslümanları adlı ütopyasından)

    Kırım Bahçesaray

    Sene 1851, günlerden Nevroz…

    Kırım Yarımadası’nın güney ucunda, Bahçesaray’da Kafkasya Genel Valisi’nin tercümanı Mustafa Alioğlu’nun İsmail adında bir oğlu dünyaya gelir. O sonradan babasının soyluluk unvanına istinaden Gaspıralı İsmail ya da İsmail Garpinski diye anılacaktır.

    İsmail önce, İslami kurallara göre eğitim veren bir okulda okur, ama anadilini bile öğrenemez. Sonra Moskova’da askeri okula devam edecektir. Ne var ki okulu bitiremez, çünkü Girit’teki Rum ayaklanması nedeniyle zorluklar yaşayan Osmanlı ordusuna yardım etmek için okuldan kaçar; 40 günlük bir yolculuktan sonra tam gemiye binmek üzereyken yakalanır…

    Geri gönderilir ama Moskova’ya da dönmez…

    Önce Bahçesaray’da öğretmenlik yapar, Rus edebiyatı ve siyasetiyle ilgilenir. A. Herzen, D. Pissarev, N. Çernişevski, W. Belinski gibi Rus devrimcilerinin (Narodnikler) eserlerini ardı ardına okur ve çok etkilenir; onlar gibi halkçı olur.

    Paris

    1872 yılında Kırım’dan ayrılarak önce İstanbul’a, oradan Viyana’ya ve Stuttgart üzerinden Paris’e geçer. Gaspıralı Paris’te iki yıl kalır… Ekmeğini kazanmak için ne iş olsa yapar; bir ara ünlü yazar Turgenyev’in sekreteri olur…

    Yerinde duramaz, Avrupa’nın kültür hayatını öğrenmek arzusuyla gezer ve okur; önce edebi, sonra siyasi ve ardından da felsefi eserleri…

    O yıllarda Paris de çok hareketlidir. 1871 Paris Komününün yıkılmasının üzerinden henüz bir yıl geçmiştir…İlerici ve sosyalist akımlarla tanışır. Her yere girip çıkar, Genç Osmanlılarla da ilişki kurar.

    İstanbul ve Kırım

    Gaspıralı 1874’te askeri okula kaydolmak için İstanbul’a gelir, amacı Türk ordusunda subay olmaktır. Rus elçisinin müdahalesi sonucu başvurusu kabul edilmez.

    19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti dağılmaktadır…

    Türk ve Müslümansa sahipsiz…

    Rusya’da yaşayan Türklerin en büyük umudu, Osmanlı Türkleriyle birleşmek ve kurtarılmaktır.

    19. yüzyıl Türkçülüğü, sadece Aydınlanma ve çağdaşlaşma sürecinin değil, aynı zamanda ulusal varlığın korunmasının da ifadesidir.

    Osmanlı aydınları ise ortak bir örgütte buluşamayacak kadar dağınıktır…

    İşte bu şartlarda Gaspıralı, hem Türk aydınlarıyla birleşmek hem de Rusya’da yaşayan Türklerin öncü kesimlerini aydınlatmak için güçlü adımların atılması gerektiğinin bilincine varır.

    İki yıl sonra Kırım’a döner…

    Halkı tanımak için köyleri dolaşır, Rus halkçıları gibi o da halkın arasına karışır, Türk köylülerinin hayatını paylaşır. Bu arada Türk ve Rus gazetelerine Molla Abbas takma adıyla makaleler yazar…

    Halk Gaspıralı’yı bağrına basar, Bahçesaray’ın belediye başkanı olur. Beş yıl görevde kalır. Ama onun esas amacı halkı ve özellikle de köylüleri aydınlatmaktır. Okullar kurmak, gençleri eğitmek ve gazete çıkarmak için yetkililere başvurur. Gazete başvurusu, yayın Rusça-Türkçe olmak kaydıyla kabul edilir.

    1883 yılında kolları sıvar ve Tercüman gazetesini çıkarır…

    Gaspıralı Yobazların Hedefinde…

    Rusya’da Toplumsal ve Siyasal Koşullar

    II. Katerina’nın toplumsal reformları, Rusya’nın ekonomik ve siyasi açıdan canlanmasına yol açmıştı. Rusya’da yaşayan Türklerse bu gelişmeye ayak uyduramamışlardı.

    Bu gerçeği kavrayan ve değiştirme yönünde adım atan ilk aydınlardan biri Gaspıralı’dır. O önce Rusya’da yaşayan Türk ve Müslümanları aydınlatacak; sonra da bütün Türklerin ortak birliğini hedefleyecek girişimlerde bulunacaktır…

    Onun amacı “Dilde, Düşüncede ve İşte Birlik” yaratmaktır. Bunu gerçekleştirmek için sadece ömrünü değil, bütün servetini de harcar.

    “Türkler izolasyondan kurtulmalı, Avrupa’nın uygarlık seviyesini yakalamalıdır. Hatta o kaynaklardan beslenmelidir.”

    Trakya’daki sel felaketinde olduğu gibi Osmanlı Türkleri, içinde bulundukları içler acısı durumdan kurtulmalıdır…

    İstanbul hükümeti Batının güdümünden çıkmalıdır. Emperyalist ülkelerden bağımsız, toplumsal açıdan gelişmiş ve çağdaş bir düzen kurulmalıdır. Türkler için başka bir çıkar yol yoktur…

    Bütün Türk kavimlerinin konuşacağı ortak bir Türkçe geliştirilmelidir. İstanbul Türkçesinin dil yapısını bozan Fars ve Arap etkisinden kurtulunmalıdır…

    Sonradan Köy Enstitülerinde başarılı bir şekilde uygulanacak olan yeni bir eğitim tarzıyla, köylü çocukların yanı sıra yetişkinler de eğitilerek uygarlık seviyesi yakalanmalıdır. Dincilik adı altında yürütülen yobazlığa karşı durulmalı, halk din konusunda aydınlatılmalıdır.

    Gaspıralı sadece gazete ve dergiler çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda eğitimde “Usul-ü Cedid”i (Çağdaş Eğitim Metodu) yerleştirmek için okullar inşa eder, müfredat kitapları yazar, öğretmenleri bizzat eğitir. Türklerin yaşadığı bütün bölge ve ülkeleri dolaşır.

    O, bir toplumun gelişmişlik düzeyini kadınların gelişmişlik düzeyiyle kıyaslar. Kadınları aydınlatmak ve çağdaş yaşama katmak için Âlem-i Nisyan (Kadınlar Dünyası) adında bir gazete çıkarır ve çalışmalarına ortak ettiği kızı Şefika Hanımı başına getirir. Çocuklar için Âlem-i Subyan’ı (Çocuklar Dünyası) yayımlar.

    Gaspıralı yıllar içinde Şafak, Tonguç, Tan Yıldızı, Kamer, Mirat-ı Cedid (Yenilik Aynası), Tercüman gibi gazete ve broşürler yayımlar.

    Bunlarla da yetinmez, Rusya’daki bütün Türkleri örgütlemek için Müslüman-Türk Kongresi’nin kuruluşuna önayak olur. Bu kongrelerin etkisi Türkiye’ye de yansır.

    Kırım ve Kafkasya kökenli olan birçok aydın, Osmanlı topraklarında Türkçü-Halkçı-Sosyalist akım içinde etkin roller üstlenirler.

    Gaspıralı, aynı zamanda akrabası olan Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Mehmet Emin Resulzade, Sadri Maksude Aksal gibi Türkçü-halkçı aydınlarla da sürekli görüş alış verişinde bulunur.

    Akçura sonradan, Gaspıralı için “Türk milletinin muallimi” demiştir. Kırım Türkleri ise onu“Türklerin Babası” olarak sayarlar.

    Gaspıralı’nın Ütopyaları

    Gaspıralı, Türk insanını aydınlatmak için birçok siyasi, toplumsal ve kültürel içerikli makaleler yazar.

    Türk ütopyalarının en seçkin örneklerinden olan Darürrahat Müslümanları, onun kaleminin parlak bir ürünüdür. Ayrıca kadınların içinde bulundukları toplumsal geriliği eleştirmek için“Kadınlar Ülkesi” adlı bir ütopya daha yazar.

    Tercüman’da Batılı ülkelerin kapitalist düzenini eleştiren yazılar yayımlar; sömürü ve eşitsizliği mahkûm eder, Avrupa’nın sosyalist akımlarını tanıtır. Gazetesinde R. Owen, C. Fourier, Saint Simon, Edward Bellamy gibi ütopik sosyalistlerden bahseder, onların eserlerini gazetesinde tefrika eder.

    Gaspıralı kendi parasıyla okullar açar, matbaalar kurar, gazeteler ve mecmualar çıkarır, kongreler örgütler; Türklerin yaşadığı bütün ülkeleri dolaşarak çağdaşlaşma düşüncesini savunur ve aydınları örgütler. Türkçülük düşüncesinin yaygınlaşmasını sağlar.

    En büyük destekçisi ise varlıklı bir aileden gelen kayınvalidesi Fatma Hanım olur. O, damadının Aydınlanma davasına öylesine inanır ki en son, çeyizinde sakladığı ziynet eşyasını bile verir.

    Etkisiyle orantılı olarak 1894 yılında Tercüman’ın Osmanlı topraklarına girmesi yasaklanır. Bunun üzerine İstanbul’a gelir, Jön Türklerle de görüşmeler yapar. Osmanlı ve Rusya’da yaşayan Türklerin karşılıklı ilişkisinin gelişmesine katkıda bulunur.

    1908 yılında Jön Türk Devrimini hararetle destekler…

    1911 yılında Hüseyinzade Ali Bey’le birlikte İttihat ve Terakki’nin Merkez Yönetimine seçilir. Yusuf Akçura’nın yayımladığı Türk Yurdu’nda yazıları yayımlanır.

    Türk aydınları arasında baş gösteren İslamcılık, Osmanlıcılık ve Türkçülük tartışmasına katılarak, en doğru yolun Türkçülük olduğunu savunur.

    Her zaman Türk ve Rusların kader birliğine vurgu yapar iki halkın dostluğunu savunur. Bu nedenle I. Dünya Savaşı’na giden koşullarda Osmanlı’nın Almanlarla ittifakına karşı çıkar. Ona göre savaşta en çok Rusya ve Osmanlı zarar görecektir.

    1914 yılında Rusya’da yapılan seçim faaliyetlerine katılmak üzere yollara düşer. Petersburg yolunda hastalanır ve birkaç ay sonra da baba ocağında hayata gözlerini yumar.

    Ölümü Türk dünyasında geniş bir yankı uyandırır…

    Cenazesine o günün koşullarında 6 bin kişi katılır… Gaspıralı için “dava adamı ayakta öldü”denilir.

    Gaspıralı’dan Geriye Kalanlar

    Onun kurduğu okullar, Sovyet Devrimi’ne kadar çağdaş kuşaklar yetiştirmeye devam ederler. Gazetesi Tercüman, kızının denetiminde bir 4 yıl daha çıkar. Kızı Şefika Hanım sonradan Türkiye’ye yerleşir ve 1975 yılında vefat eder.

    Türkiye’nin Halkçı-Türkçü kuşağının gelişmesinde onun da büyük bir payı var… Bu kuşak sonradan Türkiye’nin kaderinde önemli bir rol oynayacak, Atatürk’le birlikte Cumhuriyet Devrimini gerçekleştirecektir…

    Üzülerek belirtelim ki Gaspıralı, Türkiye’nin solcu/sosyalist birikimi tarafından hiç bilinmez.

    19. yüzyılın devrimci akımı olan Türkçü-halkçı akım, 1930’lu yıllardan sonra ayrışmaya uğrar; solcular Türkçü-halkçı, sağcı milliyetçilerse halkçı-devrimci damardan koparak birbirine yabancılaşırlar.

    19. yüzyılın Türkçülüğü hakikiydi, çünkü insanların eşitliğini savunan sosyalist teoriden besleniyordu. Nitekim Hüseyin Cahit Yalçın anılarında o dönemin kültürel iklimini, “o zaman hepimiz sosyalisttik” diyerek ifade eder.

    Onlar Namık Kemal’in vatanseverliğini bayrak edinmiş, Batı kapitalizmine karşı ulusal ekonomiyi savunuyorlardı; onlar dinci bağnazlığa karşı Aydınlanma düşüncesinden yanaydılar; Türk dilinin yabancı etkiden kurtarılmasını teşvik ediyor, halkçı-devrimci tutum alıyorlardı.

    Şaşırtıcı ama gerçek: Bugün hâlâ ciddi bir Gaspıralı arşivine sahip değiliz. Onun çalışmaları Amerika, Rusya, Gürcistan, Türkiye ve Azerbaycan arasında dağılıp gitmiştir. Çıkardığı gazete ve dergilerdeki makalelerin bir kısmı büyük bir özveriyle Yavuz Akpınar, Bayram Orak ve Nazım Muradov tarafından bir araya getirilmiştir.

    İsmail Gaspıralı’nın Türkçeye kazandırılmış ütopyası Darürrühat Müslümanları…
    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci
    1,659BeğenenlerBeğen
    3,990TakipçilerTakip Et
    20,694TakipçilerTakip Et
    234AboneAbone Ol

    Son Yazılar

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler