• Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Yakup Kadri ve Ankara Ütopyası-Bölüm 1

    Yakup Kadri ve Ankara Ütopyası

    Yoktan Varoluş…

    Küçük Mehmet Ali, daha hayatının ilk yıllarında feleğin sillesini yemiş ve yere serilmişti. Önce babasını kaybetmiş ve yetim kalmışta, sonra da yanına sığındığı amcası Tosun Paşa, Osmanlı devleti tarafından devlete itaatsizlikten dolayı idam edilmişti.

    Mehmet Ali’nin tutunacağı son dal da böylece kırılmıştı…

    Çaresizdi… Ve geçimini ancak tütün satarak o da bir Fransız tüccarın desteğiyle sağlayabiliyordu. Bu durumda kim olsa acımasız hayatın yıkıcı koşullarında yok olup giderdi… Ama o yok olup gitmedi.

    Yeniden ayağa kalkmasını bilmişti. Önce, jandarma tarafından aranan ipsiz sapsızlardan oluşan küçük bir çete kurmuş, sonra da Batılı devletler tarafından zor durumda bırakılan Osmanlı ordusuna yardım ederek varlığını devlet erkânına kabul ettirmişti.

    Artık Mısır ve Suriye denince akla o geliyordu. Zamanla Osmanlı sarayının güvenini de kazanmasını bilmişti. Birkaç zaman sonra da iş artık geri dönülmez bir yola girmişti. Ardından daha da ileri gitmiş önce Osmanlı saltanatına isyan etmiş ardından da İstanbul’dan gönderilen Mısır valilerini birbiri peşi sıra yenilgiye uğratarak ülkeden kovmuştu. Önündeki bütün engelleri ortadan kaldırınca da Osmanlı padişahına onu Mısır valisi ilan etmekten başka bir seçenek bırakmamıştı.

    Çünkü o artık yerlerde sürünen Mehmet Ali değildi. 

    Nam-ı diğer (Hıdiv) Kavalalı Mehmet Ali Paşa olmuştu…

    Aslen Konya-Selanik kökenli olan Kavalalı sülalesinden olan Mehmet Ali Paşa, 1800’lerin başlarından itibaren Mısır’ın tek hakimi ve Kavalalı Hanedanının da kurucusudur.

    Mehmet Ali Paşa, modernleşme hamleleriyle Mısır’ı önemli oranda çağdaşlaştırmıştı. Önce Batı’dan bilim ve teknolojiyi getirtmiş, sonra da onlardan savaşma sanatını ve ordu düzenini öğrenmişti. Artık o velinimeti Osmanlı’dan daha güçlü bir orduyu sahipti. Doğrusu, Batılı ülkeler de onu Osmanlıya karşı kullanmak üzere elinden geleni yapmıştı. Batı’nın da desteğini arkasında hisseden Kavalalı Mehmet Ali Paşa, yıllar sonra Osmanlı topraklarına seferler düzenlemekle kalmayacak, Kütahya’ya kadar da ilerleyerek bir süre Osmanlı’ya varlık yokluk korkusu da yaşatacaktır.

    1840’ta Londra Antlaşması’yla Mısır eyaleti bağımsızlığını (her ne kadar şeklen Osmanlı himayesinde kalsa da) kazanmıştı. Ama bunun karşılığında Anadolu’da işgal ettiği toprakların yanı sıra Suriye ve Hicaz’ı da terk edecekti.

    Çerkez Gelinler…

    Kavalalılar 19. yüzyılın ortalarından itibaren Mısır’ın tek hakimi ve dolayısıyla Osmanlı’nın da rakibi olmuşlardı. Ellerinden gelse sadece Suriye ve Hicaz’a değil, bütün doğu Akdeniz’e de hakim olmak niyetindeydiler.

    İstediklerini başaramadılar, fakat onlar 20. yüzyılın başlarına kadar özellikle bir geleneklerinden asla vazgeçmediler: veliaht ve prensleri Anadolu’nun güzel Çerkez kızlarıyla evlendirmek…

    Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın torunu Hıdiv İsmail Paşa’nın kardeşi Ahmet Paşa evlendirileceği zaman Kahire’den İstanbul’a görücüler gönderilmiş ve münasip bir cariye aranmıştı.

    Tam da o yıllarda Ege bölgesinde, özellikle de Saruhan Sancağında, hâlâ sözü geçen ve 17. yüzyılın sonlarından itibaren birçok yabancı elçi ve seyyahın da anı ve gözlemlerine konu olan ünlü Karaosmanoğlu sülalesini Yakup Paşa adında cömert mi cömert, yiğit mi yiğit, ama bir o kadar da sert bir adam yönetmekteymiş. Aradan geçen yıllardan sonra Karaosmanoğlu sülalesi eski ihtişamından birçok şey kaybetmiş.

    Bilindiği gibi çoğunlukla zaman denen mefhum, maddeyle birlikte itibarları da yıpratabilmekteydi…

    Yakup Paşa, çoğunlukla da cömertliği nedeniyle aileden kalan serveti har vurup harman savurduktan ve artık o eski yaşam tarzını da sürdüremez duruma düştükten sonra himayesindeki adamlarına yol vermekle kalmamış, cariyelerini de birer birer elinden çıkarmıştı.

    Ancak çocuğunun olmaması nedeniyle öz çocuğu gibi yetiştirdiği ve eğitimine önem verdiği kız evlatlığını yanında tutmaya devam etmişti.[1]

    Şu tesadüfe bakın ki Çerkez bir kız aramakta olan Mısırlı görücüler de bahis ve duyumlar üzerine Yakup Paşa’nın kız evlatlığını görmek istemişlerdi. Bunun üzerine küçük kız İstanbul’a götürülmüş ve sarayda görücüye çıkarılmıştı.

    Kız çok beğenilmişti…

    Görgüsü, eğitimi ve güzelliği aranan vasıflara tamı tamına uygundu. Fakat Yakup Paşa, her ne kadar eski güç ve ihtişamından çok şey kaybetmiş ve “havadan” gelecek paraya çok muhtaç olsa da katılığını terk etmemişti.

    O sert mi sert, aksi mi aksi bir adamdı…

    Gerçi Yakup Paşa evlatlığını Mısır sarayına vermeye razıdır, amma velakin çok önemli bir şartı da vardır. Mısır valisinin kardeşi Prens Ahmet Paşa, “kızımı zevcesi (resmi eşi) olarak alırsa veririm, yoksa kızı satmam”[2] demektedir ve bu konuda çok ciddidir.

    Kız güzeldir… Saraya layıktır ve üstüne bir de eğitimlidir. Prens Ahmet Paşa da kızı beğenir ve bu teklifi itiraz etmeden kabul eder. Ahmet Paşa kıza nikah kıyar ve onu masallardakine benzer bir düğünle zevcesi yapar.

    Böylece Yakup Paşa’nın evlatlığı olan küçük kız, ancak masallarda olabilecek bir talihle, Kahire’ye Prenses Şemsi Hanımefendi olarak gelin gider. Kısa bir süre sonra da çiftin bir oğlu dünyaya gelir: İbrahim Paşa…

    Yine Kavalalı Hanedanın sarayında bir gelenek icabı, küçük İbrahim’e yarenlik etsin diye konağa bir halayık alınır: bu küçük kızın adı İkbâl’dir.

    Prenses Şemsi Hanımefendi İkbâl’i kendi çocuğu kadar benimser ve onu bir prenses gibi büyütmekle kalmaz, en iyi eğitimi almasını da sağlar. İkbâl Hanım Arapça, Farsça ve biraz da Fransızca öğrenir. Nitekim büyüyünce de İbrahim Paşa onu tercih eder ve onunla evlendirilir. Ancak çiftin iki yıl boyunca çocukları olmaz.

    Bu durumda İbrahim Paşa bir başka kızla evlendirilir ki bu kez çocukları olur. Fakat hem Prenses Şemsi Hanımefendi hem de İbrahim Paşa, İkbâl’i saraydan göndermek istemezler, onu himayelerinde tutmaya devam ederler.

    Zaman ilerler…

    İkbâl Hanım da artık yetişmiş akıllı bir genç kadın olmuştur. Hatta Prenses Şemsi Hanımefendi, konağın bütün hesap kitap işlerinin yanı sıra yazışmalarını da ona emanet eder. Bu yüzden o “Katibe Hanım” diye çağrılır ve çevrede buna uygun saygı görür.

    1882… Mısır’da Arap İsyanı

    Devir milliyetçilik devridir…

    Mısır’da başlayan bir Arap isyanı, ülkede yaşayan aristokrat Türkleri ve Çerkezleri tedirgin eder. Birçok insanın hayatı tehlikeye girer. Bunun üzerine aristokrat kesim, daha güvenli bulunduğu için geçici olarak İskenderiye’ye yerleşir, ama işler düzelmeyince de bütünüyle ülkeyi terk ederler. Artık tehlike öyle bir boyuta varır ki Kavalalı sülalesinden birçok aristokrat aile de İstanbul’a sığınmak zorunda kalır. Bu arada Ahmet Paşa ölmüş, Prenses Şemsi Hanımefendi ise dul kalmıştır. Ancak o ailesiyle birlikte Mısır’da yaşamaya devam etmektedir. Ne var ki Mısır’da tehlike had safhadadır. Çaresizdirler ve zorunlu olarak onlar da Türkiye’ye sığınmak durumunda kalırlar. Fakat o, ne İstanbul’u ne de kozmopolit bir kent olan İzmir’i tercih eder. Geri döndüğünde kendisine her zaman kapısının açık olduğunu söyleyen ve onun için bir “baba ocağı” olan Yakup Paşa’nın memleketi Manisa’ya yerleşir.

    Yıllar geçmiş ve Karaosmanoğlu sülalesinin gücü de bütünüyle tel tel dökülmektedir. Artık ne o eski güç ve kudret ne de maddi varlık mevcuttur. Sülaleyi yönetmekte olan Kadri ve Nazif Beyler de elde kalan son birkaç malı da satarak babaları gibi har vurup harman savurmaktadırlar.

    Gerçi Kadri Bey, İzmir’den zengin bir ailenin içgüveysi olmuştur, fakat eşiyle geçinemeyince yeniden Manisa’ya yerleşmiştir.

    Tam da bu sırada Prenses Şemsi Hanımefendi, Manisa’ya gelir ve eski akrabalarının malikânesine yerleşmeye karar verir. Bu fırsatı değerlendirip onlara maddi açıdan kol kanat germek de ister.

    Ama genç yaşına rağmen Kadri Bey bonkör ve gururludur. Mısırlı akrabalarını ellerinde kalan son konağa yerleştirir ve sonra da onlar için elinde ne var ne yoksa son kuruşuna kadar harcamaya devam eder.

    Bir süre sonra Mısır’daki Arap isyanı bastırılır. Ortalığın sakinleşmesi üzerine aristokrat aile Mısır’a yeniden dönmeye karar verir. Prenses Şemsi Hanımefendi, kendisine yardımcı olan ve karısından da ayrı yaşayan Kadri Bey’i yanında götürmek ister. Elinde kalanları da yiyip tükettiği için Kadri Bey de sıkıntıdadır ve o da Prenses Şemsi Hanımefendiyle birlikte İskenderiye’nin yolunu tutar.

    Bir süre sonra Kadri Bey, karısından boşanacak; Prenses Şemsi Hanımefendinin gözdesi ve konağın saygın kadınlarından İkbâl Hanımla evlendirilecektir. Bu evlilikten önce bir kız (Zahide), birkaç yıl sonra da bir oğlan çocuk doğacaktır.

    Prenses Şemsi Hanımefendi oğlana, zaman içinde anısı unutulup gitmesin diye velinimeti Karaosmanoğullarından Yakup Paşa’nın adını koyar. Babasının ön adını da alan çocuk Yakup Kadri adıyla nüfusa kaydedilir.

    İşte bu çocuk, sonraki yıllarda Türkiye’nin en önemli düşünür ve yazarlarından biri olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’dur.

    Devam edecek…

    [1] Yücel, Hasan Ali, Edebiyat Tarihimizden, İletişim Yayınları, İstanbul, 1989, s.13/14.

    [2] Bu terimin bugün artık parayla herhangi bir ilişkisi bulunmadığı halde, Anadolu’nun birçok bölgesinde kız babaları, bugün hâlâ kızlarını istemeye gelenlere “kızımı sattım” veya “kızımı satmam” diyerek kararlarını ifade ederler.

    Ankara Romanı ve Yakup Kadri hakkında Kadıköy’de TESAK’ta bir konferans vermiştim. Bu metin orada yaptığım konuşmanın bir kısmıdır.

    Yazının tamamı özgün bir kitapta yer alacaktır…

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler