
Ayetlerde Kur’an’ın Arap Dilinde İnmesi Neden Sıklıkla Vurgulanmaktadır?
Nahl Suresi (16/103); Şuara Suresi (26/195); Şura Suresi (42/7)… Bu surelerde parantez içinde gösterilen ayetler, Kur’an’ın Arap dilinde indiğini özellikle vurgularlar.
Bu vurgular kimi zaman Türkler arasında tepkiye de neden olur ve bunda bir Arap milliyetçiliği aranır.
Bu ayetlerin Arap milliyetçiliği demeyelim (çünkü milliyetçilik bilinci henüz o dönemde yoktu) fakat bir kavmiyetçilik vurgusu taşıdıkları çok açık.
Peki neden buna ihtiyaç duyulmuştur?
Bunun en açık nedenini, birkaç gün önceki bir paylaşımımda dikkat çektiğim ve hakkında bilgiler verdiğim, 19. yüzyılın ünlü İslam bilimcisi Julius Wellhausen’ın kitaplarından biri olan Medina vor dem Islam (İslam’dan Önce Medine) başlıklı 4. defterini okuyunca öğreniyoruz.
Arabistan’ın en verimli arazileri, meraları, su kuyuları ve vahaları yüzyıllardan bu yana en çok Yahudi aşiretler tarafından denetlenmektedir. Yahudiler çok çalışkan bir millettir. Tarımsal üretimde çok iyi oldukları gibi (Araplara da tarımsal üretimi onlar öğretmiştir) zanaat ve yediemin (mal teslim ederek borç veya eşya almak) işlerinde de başı çekmektedirler.
Şarap, hurma ve tahıl ticareti onların işidir. Zırh, silah, bel, kürek ve balta yapımı ve ticareti de onların tekelindedir. Biri evleneceği zaman geline takmak istediği ziynet eşyalarını ve takıları onlardan kira karşılığında ödünç alırlardı. Sarraflık onların baba mesleğidir; hatta Medine’de bir loncaları da vardır. Yani herkese bu meslek kapısı açık değildir.
Bedeviler arasında şarap ve hurma için “onların özünde hile ve yoksulların kanı dolaşır” diye de bir deyim pek revaçtadır. Bunun yarattığı hıncı tasavvur edin.
Hem faize para verme işi Yahudi sarrafların işiydi hem de neredeyse Arabistan’ın ticari faaliyeti onların üzerinden yürürdü. Yüzlerce deveden oluşan ve kilometrelerce uzunluktaki Arap kervanları, Mekke, Şam, Hatay, Palmira, Halep, Irak, Hicaz, Yemen arasında tahıl, kereste, cam, hurma, baharat, buhur, silah, kumaş taşırlardı. Köle ticareti ise sadece çok güçlü ve zengin birkaç ailenin denetimindeydi. Mallar yüzlerce kilometre taşınırken para taşınmazdı. Çünkü kervanlar sürekli saldırıya uğrar; malların yanı sıra insanlar bile fidye karşılığı salıverilmek üzere ganimet olarak alıkonurdu.
Yahudilerin her kentte bir kuyumcu dükkanı olurdu ve bu kuyumcu dükkanları alacak verecek meselesini komisyon karşılığında çözerdi. Malınızı Şam’a gönderirsiniz fakat paranızı Medine’deki veya Mekke’deki sarraftan alırsınız. İşler güvenlik nedeniyle böyle yürümek zorundaydı. Bu yüzden para işleri, yani yerel bankacılık Yahudiler üzerinden yürütülürdü.
Bu zenginliğe sahip olanların çiftlikleri vardı, besihaneleri, tarlaları, bağ ve bahçeleri vardı. Bir de ev hizmetleri vardı. Peki bu işleri kim görürdü? Köylerinden kopup gelmiş ve kentlere sığınmış yoksul Araplar. Kervanlarda kim çalışıyordu? Yoksul Arap gençleri. Her kervanda uzunluğuna göre onlarca bazen yüzlerce tedarikçi, güvenlikçi, ayak işlerini yapan ve yükleri boşaltıp yükleyen yüzlerce genç ölümüne çalışırdı.
İşte bu kesim Müslümanlığı ilk benimseyen kesimdi.
Bunlar İslam’ı yerli, has Arap ve bizzat kendi dini olarak kabul etmiş ve bunun üzerinden de bir gelecek ve kurtuluş aramıştı.
Bu nedenle Hz. Muhammed sıklıkla İslam’daki Araplığı öne çıkarmış, ayetler de bunu vurgulayıp durmuşlardır.
Bu sayede yüz binlerce Arap insanı motive edilmiştir.
Sanırım Atatürk’ün “Türk zekidir, çalışkandır, doğrudur” vurgusu da şimdi daha kolay anlaşılabilir.
Bu makalede kullanılan bilgiler, salt Wellhausen’ın kitabına dayanmamaktadır. Dünyayı Değiştiren Düşünürler’in 5. cildini hazırlarken incelediğim birçok eser ve kaynağa dayanarak yazılmıştır. Yahudilerin İslam uygarlığı sürecinde ticari faaliyeti daha da geliştirdiklerini görüyoruz ve bunlara daha geniş bir şekilde kitapta yer verilecektir.
Kaynakça:
J. Wellhausen, Skizzen und Vorarbeiten, Viertes Heft”, Georg Reimer Verlag, Berlin, 1889.
Abdülbaki Gölpınarlı, Sosyal Açıdan İslam Tarihi, Hz. Muhammed (s.m.) ve İslam’ın İlk Devri, Derin Yayınları, İstanbul, 2012

Comments (1)
Emresays:
Haziran 16, 2020 at 5:37 amMerhaba Sadık Bey, Kuran’da yer alan Kur’an’ın arapça dilinde olduğunun vurgulandığı ayetlerin bağlamları incelendiğinde bu vurguların kavmiyetçilikten değil, Kur’an’ın anlaşılırlığına yapılmış göndermeler olduğu görülmektedir.