parallax background

Aristoteles Uzmanı Tricot: Felsefenin Yunanda Başladığı tezi doğru değil”

Spinoza gibi olmak…
Ocak 20, 2021

Yunan felsefesinin ve biliminin bir “Yunan mucizesi” olmadığını, bunun 18. yüzyılın sonlarından itibaren Batı’da geliştirilmiş Avrupa-merkezci bir tez olduğunu ileri süren uzman felsefeci, düşünür ve yazarların sayısı artık Batı’da da çoğalmaktadır. Bu gelişmeye rağmen hiçbir bilimsel temeli olmayan bu “Yunan mucizesi” tezi, hem Batı’da hem de Doğu’da (üstelik İslamcı çevrede de) hala dillendirilmektedir.

Dünya çapında bir Aristoteles uzmanı olan ve Aristoteles’in Metafizik kitabını Fransızca’ya çevirmekle kalmayan, aynı zamanda 1960’lı yıllara kadar yazılmış bütün Aristoteles şerhlerini de inceleyerek uzun ve ayrıntılı dipnot-açıklamalar yazan J. Tricot’nun bu konuya dikkat çeken açıklamasını buraya alıyorum: “Yunan biliminin ve felsefesinin oluşumu üzerinde Doğu’nun etkisine gelince, bu çok tartışmalı bir sorundur ve burada ona ancak çok kısa bir biçimde temas edebiliriz. Şunu söylemekte yetinelim ki son elli yılın arkeolojik keşifleri ve filolojinin kaydettiği ilerlemeler artık eskiden olduğu gibi Yunanlarda bilimsel düşüncenin mutlak orijinalliğinin ve Yunan mucizesinin kendiliğinden ortaya çıkışını savunmaya imkan VERMEMEKTEDİR (abç). Bugün artık Mısır uygarlığı gibi, Orta Doğu’nun eski uygarlıklarının (Hititler, Babilliler, Asurlular vb) VI. yüzyıl düşünürlerine, hiç olmazsa üzerlerinde dehalarını uygulayacakları bol miktarda malzemeyi vermiş olduğu kesin olarak tespit edilmiştir… Doğa biliminden ayırt edilmesi güç olan asıl anlamında felsefe de artık YUNANLARIN YERLİ ÜRÜNÜ DEĞİLDİR (abç)” (Aristoteles, Metafizik, çev. A. Arslan, s.79-80)

İlkçağ Ütopyaları, Kaynak Yayınları

Bu arada bir not daha düşelim. Yunan filozofları hakkındaki bilgilerimizin temel kaynaklarından biri olan Antikçağ yazarı D. Laertios’un Ünlü Filozoflarının Yaşamları ve Öğretileri (çev. C. Şentuna, YKY) kitabından da şu girişi alıyorum: “Bazıları felsefe araştırmalarının barbarlarda başladığını söylerler. Nitekim Aristoteles Magikon‘da, Sotion’un da Filozoflar Zinciri adlı eserinin yirmi üçüncü kitabında belirttiğine göre, ilk felsefeciler Perslerde Maglar, Babillilerde ya da Asurlularda Khaldaialılar, Hintlilerde “Çıplak Bilgeler“, Keltlerde ve Galatlarda da Dryidlerle Semnotheolar olmuş. Ayrıca Fenike’de Okhos, Trakya’da Zamolksis, Libya’da da Atlas varmış. Mısırlılarda da felsefeyi başlatanın Nil’in oğlu Hephaistos olduğunu söylerler: onlarda felsefenin başında rahiplerle biliciler varmış…”

Bir sonraki sayfada ise Laertios bu iddiayı şöyle reddeder: “Felsefe Yunanlılarda başlamıştır, zaten felsefe [Philosopia] adının da barbar bir sözcükle ilişkisi yoktur. Felsefenin bulunuşunu barbarlara yakıştıranlar, bir de Trakyalı Orpheus’u ileri sürüp onun eski bir filozof olduğunu söylerler…”

Bu bölüm bize iki şeyi öğretir:

  • birincisi, felsefenin “Yunan’da başladı” tezinin o dönemde de çok tartışıldığını, Laertios’tan yüzyıllar önceki Yunan yazarlarının felsefenin kökeninin Yunan’da olmadığını kabul ettikleri; D. Laertios gibi yazarlarınsa bu tezi “barbar kavimlerin yüceltilmesi” olarak gördükleri ki bu da Avrupa-merkezci görüşlerin düşünsel kökenine işaret eder;
  • ikincisi ise Yunan mitolojisinde bahsi geçen birçok Tanrı ve Tita’ın (Hepaistos, Orpheus, Hermes vb) aslında Yunan olmayan kavimlerin mitolojisinden aldığıdır.

Yine hem Diogenes Siculus hem de başka yazarlar, hem Sparta’nın efsanevi lideri Lykusrgos’un (MÖ 8. yy) hem de sonraki süreçte yaşamış olan Atinalı politikası ve düşünür Solon’un (MÖ 7-6. yy, Platon’un büyük amcası) ülkelerine getirdikleri birçok yasayı Mısır’dan aldıklarını, bunun için de Mısır’da yıllarca kaldıklarını belirtir. Bu konu hakkındaki etraflı incelemem için İlkçağ Ütopyaları kitabıma da bakılabilir.

Sözün kısası, felsefenin ve bilimin bir Yunan mucizesi olduğu tezi, 18. yüzyılın sonlarında Batılı düşünürler tarafından boş yere icat edilmemişti. 1820’lerin sonunda Osmanlı’ya karşı ayaklanan Yunan halkı, Batılı yazar ve sanatçılardan büyük bir maddi-manevi destek görmüştü. Yunan halkının lehine şiirler yazılmış, tablolar yapılmış, eserler kaleme alınmıştır. Avrupa’da yeniden bir Yunanilik akımı başlamıştır. Bu süreçte ise Batılı devletler, bütün Afrika’yı ve Asya’yı sömürgeleştirme çabaları içindeydi. Bu süreçte sömürgecilik, “barbar kavimlerin uygarlaştırılması” olarak teorileştirilmekteydi. Haliyle Batılı düşünür ve yazarlar, sömürgeci Batı’ya sömürgeciliği meşru gösterecek bir dayanak yaratmak zorundaydılar. Onlara göre sömürgecilik aslında “barbarlara uygarlık götürmekti.” Dolayısıyla kendilerine “uygarlığı” temsil eden bir kültürel miras icad etmek durumunda kalmışlardı ki bu da “Yunan-Hıristiyan ve kısmen de Yahudi” kültürü ve dini olmuştur.

Fakat 1930’ların başlarında çözülen Sümer tabletleri, elde kalan çok az sayıda Mısır hiyeroglifleri, Hindistan’da Ganj, Çin’de Sarı Irmak kenarlarında kuruluşmuş olan kent uygarlıklarının ortaya çıkarılması, uygarlığın gelişim sürecine ve dolayısıyla felsefenin kökenine ilişkin yeni bir tartışma başlatmıştır. Batı’da birçok felsefe uzmanı ve tarihçisi, eskide kalmış “Yunan mucizesi” tezini terk etmeyi, bilimsel açıdan (tabii ki ahlaki açıdan da) gerekli görürken, ne yazık ki bu tavır ülkemizin birçok felsefecinde henüz görülmemektedir.Bu konuda daha geniş bilgi ve kanıtları, Dünyayı Değiştiren Düşünürler c.1’de etraflıca aktarmıştır. Bu yüzden bunları yeniden burada tekrar etmeyi gereksiz görüyorum, ancak arzu edenler oraya da bakabilirler. Ayrıca bu konuda enfes bir kitap yazmış olan Martin Bernal‘in Kara Atena kitabını da ilgililere tavsiye ederim.

Sadık Usta
Sadık Usta
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla