• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Aslında Kime “Aydın” Denir?

    ‘Aydın’ Kime Denir?

    Bir önceki yazımızda aydın sorununu ele alacağımızı belirtmiştik.

    Şimdi şunları sorabiliriz: “Aydın nedir? Aydın kime denir? Aydınlar hep devrimci ve solcu mu olur? Sağcı aydın olmaz mı?…”

    Bu tartışmaya girmemizdeki esas neden, bazı okurların yazılarımızda kullandığımız “Müslüman veya sağcı aydın” terimini yadırgamaları ve eleştirmeleridir.

    Önce temel bir soruna yaklaşımımızı ortaya koyalım: Bu yazıları yazmamızdaki amaç, incelemeden kabul edilen veya hüküm verirken bilgiye dayanmayan önyargıyla hareket etmeye itiraz etmektir. Tabii ki bu söylediklerimiz sadece küçük bir kesim için geçerlidir ama fikirler de bu sayede billurlaşmış olur.

    Aydın mı Entelektüel mi?

    Kaygılarımız var ve dolayısıyla amacımız, sadece içimizdeki modern hurafeleri açığa çıkarmak değil, aynı zamanda iktidarın etki alanına girmiş dürüst insanlarla, düşünür ve aydınlarla da tartışabilmektir. 

    Birçok yazarımız ve özellikle de sözlük yazarları, “aydın konusu” üzerine çok sayıda makale ve inceleme kaleme almışlar. Hepsi de aydın teriminin bize Batı’daki entelektüel kelimesinden geçtiğini belirtiyorlar. Osmanlıcada kullanılan “münevver” teriminin yerine 30’lu yıllarda aydın terimi kullanılmaya başlanmış. Her iki terim de bizde olumlu misyon yüklenilerek kullanılıyor. Mevcut sözlüklere göre Münevver: Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı demek…

    Aydın ise şöyle tarif edilmiş: Işıklı, aydınlanmış, açık., anlaşılır, aşikâr, kültürlü, bilgili, münevver, ziyalı, entelektüel demek… Münevver terimine yakın ve aynı kökenden gelen başka kelimeler de vardır: münebbih (uykudan uyandıran, ikaz eden), münecci (kurtarıcı) ve münevvir (aydınlık veren, nurlandıran)…

    Bazı yazar ve düşünürlerimiz “aydın kimdir” sorusuna, “eleştiren, sorgulayan, aklı rehber edinen” gibi sıfatlar yükleyerek yanıtlıyorlar. Batı’da kullanılan entelektüel terimi ise ilk kez 19. yüzyılda, Dreyfus davasında olmak üzere olumsuz kullanılmış ve Latince olan “intellectu”, yani anlama ve kavrama yeteneği kökenlidir. Batı dillerindeki “Intellektuel”, yani aydın terimi daha çok Rus kökenli “intelijansiya” (okumuş yazmış kesim) teriminden esinlenilerek türetilmiş…

    Buraya kadar bir sorun yok, çünkü herkes buraya kadar anlaşabilmektedir.

    Ancak… Entelektüel teriminin sosyolojik manasını tartıştığımızda herkes bir başka yola gitmektedir.

    Türkiye’de esas olarak aydın derken; “iktidarı sorgulayan muhalif insan”; “ahlaklı ve vicdanlı insan”; “doğruyu ve gerçekleri dile getiren insan”; “doğru yolu ve çözüm öneren insan”; “önderlik eden ve halkı kurtaran insan” olarak anlaşılmaktadır.

    Entelektüel kavramı ise sosyolojik (toplumsal) bir kavramdır ve üç tanımlama kategorisinde değerlendirilmektedir. Eser ve etik değer üreten; toplumsal düzeni eleştiren; düşünce ve imge taşıyıcısı olan; kafa emekçilerinden oluşan toplumsal katman, örneğin mühendisler, teknisyenler, yönetici unsurlar, araştırmacılar, eğitmenler ve sanatçılar…

    Buradan çıkan sonuca göre Batı’da da entelektüelin ne olduğu sorununa tam bir yanıt bulunamıyor. Çünkü son yüzyılda devletlerin örgütlenmesindeki karmaşık durum, bilim insanı, yönetici, düşünce insanı, yazar ve gazeteci arasındaki farkları oldukça silikleştirmiştir. Herkes her şeyi kısmen yerine getirince, hangi görev ve sorumluluğun ne zaman başladığı ve bittiği de karmaşıklaşmaktadır. Normalde mimar bir yapı projesi üretir, ama o söz konusu projeyle bir de mimari politikaları belirlemez mi veya yeni mimari kültürel değerlerin üretilmesini sağlayarak belli bir ideolojik etkide bulunmaz mı?

    Solda Aydın Kavramı

    Anlaşılacağı gibi, eğer yukarıdaki kavramlara tabi olursak aydın kavramı, baştan olumlu bir değerle yüklüdür; entelektüel kavramı karışıklığa yol açmaktadır… İşin gerçeği şu ki, aydın kavramı Türkçeye daha baştan itibaren “aydınlatan” olarak geçmiş ve bununla da kesin bir anlam kazanmış. Aydın kavramının “aydınlatıcı” misyonuna ve anlamına bir itirazımız yok, ancak aydın kavramı, sadece akılla, solla, ilerici olmak ve laik duruşla ilişkilendirilince sıkıntılar başlıyor. Örneğin, yurtdışında bizim aydın kavramımızla sosyolojik analizler yapamazsınız, çünkü bilimsel (nesnel) değildir. Peki kullanılamaz mı, tabii ki kullanılabilir, ama genel anlamda karışıklığa neden olur.

    Aydın ve entelektüel kavramlarını birbirinden ayırarak kullanmakta yarar var. Aydın, siyasi ve felsefi açıdan tavır alan, bu alanda fikir üreten ve mücadele eden olarak tarif edilmelidir. Dolayısıyla bunun “sağ” ve “sol”, “ilericisi” ve “muhafazakarı-gericisi” olabilir. Entelektüel ise genel anlamda felsefe, siyaset ve kültürel alanlarda yetkinliğiyle bilinen, derinlemesine bilgi sahibi, yazdıklarıyla toplumun kültürel hayatında iz bırakan insandır. Fakat siyasi ve felsefi alanda mücadeleci yönü olmak zorunda değildir.

    Bugüne kadar aydın kavramını inceleyenler en çok sol ve Marksistler olmuş. Fakat Marksistler Türkçedeki gibi aydın ve entelektüel ayrımı yapmıyorlar. Marx yazılarında, aydın kavramını yer yer “kafa emekçileri” yerine kullanmaktadır; Lenin ise “devletin çalışma alanlarının çoğalması nedeniyle, gitgide daha fazla entelektüellere baş vurduğunu” ve onları “ilişki ve düşünceleriyle burjuvazinin saflarına çektiğini ve onların bağımsızlıklarını gitgide ortadan kaldırdığını” belirtir. Yani entelektüeller, ekonomik bağımsızlıklarını kaybettikçe daha çok burjuvazinin hizmetine girmektedirler. Dikkat ederseniz çevirilerde aydın kavramından ziyade entelektüel kavramı kullanılmaktadır. Dolayısıyla da bir kavram kargaşası doğmaktadır.

    Bizim aydın kavramıyla ilgilenen en çok Gramsci olmuş. Ona göre “bütün insanlar entelektüeldir [yani bizdeki aydın], ama hepsi toplumda entelektüel işlev görmezler.”!!! Gramsci’ye göre her sınıf kendi konumunu sağlamlaştırmak ve mevcut toplumsal hegemonyasını pekiştirmek için entelektüellere ihtiyaç duyar. Dolayısıyla her sınıf, entelektüellerin oluşturduğu mevcut toplumsal havuzdan kendisine adam devşirir. Bu andan itibaren entelektüellerin görevi, hizmet ettikleri sınıfın çıkarlarını korumak, konumlarını pekiştirecek ideoloji ve argüman üretmektir. Gramsci’ye göre “Entelektüeller doğaları gereği uzun bir süre içinde meydana gelirler ve bu nedenle de toplumun kültürel kodlarını ve geleneğini [tıpkı dünyanın bütün tarihini barındıran yer katmanları gibi] taşırlar.” Peygamberlerin, kurtarıcıların, önderlerin, sanatçıların ve düşünürlerin bunların arasından çıkmasının nedeni bu olmalıdır. 

    Kanaatimizce aydına sahip olmayan hiçbir devlet, yönetim, din, parti ve örgüt olamaz. Çünkü bunlar toplumların ekmek gibi temel besin kaynağını oluştururlar. Bunlar olmadan toplumlar da var olamaz, maddenin doğasına aykırıdır bu.

    Buradan şuraya varabiliriz: demek ki aydınların görevi, fikir, düşünce, kavram, bilgi ve bilinç (sanat ve edebiyat eserleri üzerinden) üretmektir. Tarihi onlar yaratmazlar ama tarihin yönünü işaret edebilirler. İnsanoğlunun oluşturduğu ilk toplumların aydınları demircilerdi, din adamlarıydı, hekimler ve savaş komutanlarıydı… Nedenini ise başka bir yazıda tartışmak üzere bu kadarla bırakalım.

    Dolayısıyla aydınların toplumda önemli bir işlevleri olmaktadır, ki o da ideoloji (sanat, edebiyat, bilim, din, siyaset) üretmek ve bunun üzerinden halk üzerinde belli bir sınıfın hegemonyasını pekiştirmektir. Eskiden beri böyledir bu…

    Burada bir parantez açarak bir başka konuya temas edelim.

    Düşünce mi Eylem mi?

    Sol kesimin önemli bir kısmı (Kemalistler, sosyalistler vb.) dünyayı, fikir ve düşüncelerin değiştirdiğini sanıyorlar. Düşünceler önemlidir, din önemlidir, felsefe önemlidir, siyaset ve programlar önemlidir, ama toplumların değişmesinin, dönüşmesinin, yükselmesinin ve çökmesinin nedeni bunlar değildir. Bunların etkisi var ama bu kısmidir. Bir toplumun bağışıklık sistemi zayıflamışsa, güçten kuvvetten düşmüşse o zaman hurafelere ve batıl inanca da açık hale gelir.

    Toplumlar, ürettikleriyle (ekonomi, siyaset, eğitim ve kültür) büyür ve yükselirler veya küçülür ve çökerler. Düşünce ile eylem arasındaki fark, eylemin belirleyici olmasıdır. 

    Günümüz Türkiye’sinin bir çöküş sürecinde olmasının nedeni de budur. Yanlış fikirlere kapıldığımız için çökmüyoruz, çoktandır yanlış yola girdiğimiz için çöküyoruz. Eğer 30’lu yıllarda toprak reformu yapılsaydı, ağalık ve onunla birlikte dinci gericiliğin zemini de yok edilseydi; fabrikaların kurulması kesintiye uğramasaydı kentleşme düzgün yolunda gitseydi, aşırı göçler de olmazdı; kadınlar üretime katılır; işçi sınıfı gelişerek toplumda ve siyasette etkin olurdu. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, irtica da gelişeceği bir zemin bulamazdı. 50’li ve 60’lı yıllarda üniversitelerden solcu hocalar atılmasaydı, eğitim düzeyimiz böylesine yerlerde sürünmezdi. Bunların başlangıç tarihi ise 1940’lı yıllardır, emperyalizmle içli dışlı olma halidir. Temel yıkıldıkça, toplumda dinci ve şeriatçı fikirler de yayılmaya başlamıştır, tersi değil.

    Sosyolojik Kavram Olarak Aydın

    Yeniden konumuza dönersek, aydın, sadece solcuların arasından çıkmaz. Sağcıların arasından da çıkar. Ne yazık ki sol çevre aydın kavramına olumlu bir anlam yüklediği için baştan sağ çevreye aydın olma kapısını kapamışız. Onlara aydın olmayı reva görmüyoruz. Bu ne sosyolojik (bilimsel) açıdan ne de gerçek hayat ve toplumsal durum açısından doğrudur.

    Batılı yazarlar aydını, “sorgulayan, itiraz eden, görüş ve fikir üreten, mevcut düzenden farklı düşünen” olarak tarif eder; hatta Jean-Paul Sartre, “eylemde bulunan”ı da ekler bu niteliklere. Sonra da şunu yazar: “Entelektüel (Batı dilinde iki farklı kavram olmadığı için buna aydın dememiz gerekir), kendisini ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokan insandır” der. (Aydınlar Üzerine)

    Peki bunları sağcı ve Müslüman kişi yapamaz mı? Sağcıların “düşünenleri, fikir üretenleri, kendisini ilgilendirmeyen işlere burnunu sokanları, sorgulayanları, mevcut durumu kabul etmeyenleri” yok mu? Var! Ama biz onlara “aydın” tabirini uygun görmüyoruz. Türkçede aydın terimini kesinleştirmiş ve kazığa bağlamışız: Aydınlanmadan ve ilericilikten yana olan insan. Halbuki Batı’nın en saygın sözlüklerinden olan, Oxford Dictionary aydını şöyle tarif ediyor: “Aydın, zekasını ve analitik düşünme yetisini, mesleği gereği ya da şahsi amaçlarına erişmek için kullanan kişidir.”

    Aydın (onlar entelektüel diyorlar) terimini sosyolojik açıdan inceleyen Batılılar, onu şöyle tarif etmektedir: “Entelektüel, bilimsel, sanatsal, dinsel, yazınsal açıdan etkin olan, bu alanlarda önemli bir birikime sahip, kamusal alandaki tartışmalara eleştirel yaklaşan kişidir. Bunu yaparken de belli bir partiye, ideolojiye veya ahlaki değere bağlılık göstermek zorunda değildir.” (A Vocabulary of Culture and Society, 1983) Ali Şeriati de aydın teriminin Farsçaya yanlış girdiğini belirtiyor ve şunları söylüyor: “Bu terime baştan yanlış bir anlam ve sıfat yüklemişiz. Terimin kökeni “intelijansiya”dır. Esas olarak bununla da uyanık, anlayışlı, birikimli, şuurlu bir adam akla gelir… Aydın, düşünce ve fikir konusunda çalışan bir ferttir…” (Aydın Üzerine)

    Bir sonraki yazımız ise Platon’un aydın olup olmadığını tartışmaktadır…

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    6 YORUMLAR

    1. Sayın Usta,
      Sizin de yazınızda olduğu gibi, Gazete Duvar’da Haziran’dan bu yana Besim F. Dellaloğlu solcu, sağcı ve liberal aydın üzerine üç makale yayımladı. Kanımca aydının solcusu sağcısı olmaz. Nedeni, tanımında bulunur. Aydın gördüğü yanlışlara, kimin olursa olsun karşı çıkar ve doğrusunu anlatır. Hele bu yanlışlar iktidardan gelirse karşı çıkış daha bir yaman olur. Kendisini solcu da hissetse, sağcı da hissetse aydın benim adamım, senin adamın ayrımı yapamaz. Çünkü onun için esas olan, yanlışın kimden geldiği değil ortadaki eylem ve düşüncedir. Bu yüzden solcu aydın, sağcı aydın nitelemesi yanlıştır. Aydının taraf tutanı olmaz. Eğer kendisine yakın hissettiği kişi/kişilerin yanlışını deşmezse zaten aydın olmaz.

      • Ali Vedat Bey, Besim beyin yazılarının bir ikisine denk geldim fakat “aydının sağcısı solcusu olmaz” şeklindeki düşünce kanımca doğru değil.Aydın yazılarımda da belirttiğim gibi Türkçeye olumlu anlam yüklü olarak girmiş. Aslında aydın, fikir savaşçısıdır. Hangi fikri tutuyorsa onun savaşını verir. Biz ise öteden beri aydını hep haksızlığa, adaletsizliğe, bağnazlığa, eşitsizliğe, baskıya karşı çıkan okur-yazar insan olarak algılamışız. Bu bence doğru değil. Solcunun sağcısı da olur solcusu da olur. Hangi görüşe yakınsa onun iktidara gelmesini savunur. Saygılarımla

    2. Sayın Usta, nazik yanıtınız için teşekkür ederim. Fakat yazınızda bir çelişki olduğunu düşünüyorum. Solda Aydın Kavramı başlığının alındaki ilk paragrafta, “aydın” kavramının Türkçe’de kullanıldığı biçimine karşı olmadığınızı fakat “genel anlamda entelektüel kavramının yerine kullanılamaz” olduğunu belirtiyorsunuz. Düşünce mi Eylem mi? başlığının iki üzerindeki paragraftaysa “entellektüellerin” dedikten sonra, yanında parantez içerisinde “(aydınların)” diyerek ikisini aynı anlamda kulanıyırsunuz. Fakat aşağısında, Sosyolojik Kavram Olarak Aydın başlığının hemen altındaki paragrafta, “biz entelektüel terimini “aydın” terimiyle değiştirerek” diyerek iki kavramın bizde farklı kullanıldığını yine vurguluyorsunuz. Fakat ir tümce sonrasında, “Bu çıkmazı aşmak için de bazı düşünür ve yazarlarımız, entelektüel ile aydın kavramını birbirinden ayırarak kurtulmaya çalışıyorlar” idafesinin peşinden “Halbuki bunlar birbirinin karşılığıdır” diye yazıyorsunuz. Sayın Usta kesinlikle br polemik yapmak için yazmadım, bunları. Çeşitli okumalardan dolayı kafam karıştığı için kitaplarınızı bir başvuru olarak düşünen bir kişi olarak bu yazılarınızı yeniden okumak gereğini duyunca bu yazdıklarım ortaya çıktı. Nasıl düşünmek gerektiğni açıklayabilirseniz sevinirim

      • Değerli Ali Vedat Bey, yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımda kavram karışıklığının olduğunu ben de kabul ediyorum. Bana tek tek alıntılayarak göstermiş oldunuz. Bu gözle yeniden elden geçireceğim. Sevgiler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,148BeğenenlerBeğen
    4,784TakipçilerTakip Et
    43,449TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Turkuaz TV Toronto Söyleşi

    Gazeteci Hüsna Sarı, Sadık Usta ile COVID döneminde nelerin değiştiğini, ve sonrasında Dünyayı nelerin beklediğini oldukça farklı bir noktadan ele alarak...

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Etkinliğinde Felsefe Gözünden Hayata Bakış Söyleşisi. Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Bölüm 1

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler