• Kitaplarım
  • Söyleşiler
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    İslam Uygarlığının Yükseliş ve Çöküşünün Nedeni -1

    Yükseliş ve Dağılma Dönemleri…

    İslam Uygarlığının Yükseliş ve Çöküşünün Nedeni

    Arap Kavimlerinin Birleşme Sancıları

    Arabistan’ın girişimci tüccarları, daha 6. yüzyıldan itibaren Güney Yemen’le Hindistan arasındaki deniz ticaretine hükmediyorlardı.

    Kervan ganimetlerinin neden olduğu kavgalar, pusular ve kan davaları… Arapların birleşmesini engelleyen etkenlerdi.

    Mekke iki bin yıldır, siyaset, ticaret ve din açısından Hicaz bölgesinin merkezi sayılırdı. Mekke aristokratlarıysa, binlerce yıllık dini ve ticari imtiyazlarını yoğun bir baskı ve sömürü sistemiyle güvence altına almaya çabalıyordu…

    Bölge içten içe kaynıyordu…

    Bu dönemde kendisini peygamber ilan edenlerin haddi hesabı yoktu…

    Bir bakıma Hz. Muhammed’in etkili ve başarılı olabileceği siyasi-toplumsal iklim de hazırlanmıştı…

    Hz. Muhammed’in “Allahın birliği ve Müslümanların kardeşliği” çağrısı, verimli toprağa düşen bir tohum misali etkili olmuştu…

    İslam bayrağı, Arapları başka kavimlerle buluşturacak ortak ideolojik bir zemin yaratmıştı…

    Roma ve Bizans Uygarlığının Çürümesi

    Bizans’ın ve Hıristiyanlığın baskıcı, diğer mezhepleri dışlayıcı tutumu, bölge kavimlerini yeni bir arayışa itmişti. Akıllı bir şekilde tek tanrılı dinlerin gelenek ve göreneklerini benimseyen İslam, bölgedeki bütün kölelerin, yoksulların, kimsesizlerin ve dışlananların sığındığı bir vaha olmuştu…

    Öyle ki Hıristiyan mezhepler ((Yakubiler ve Nasturiler) bile Hz. Muhammed’e sığınmışlardı…

    İşin en tuhaf tarafıysa kısa bir süre sonra Nasturi ve Yakubi alimler (o dönemde başka okur yazar da pek yoktu), Doğu’nun aydınlanmasına, bilimin bölge çapında yeniden canlanmasına katkıda bulunacaklardı.

    Platon, Aristoteles, Galen ve diğer Antikçağ düşünürlerinin eserlerinin tercüme edilmesine, bunlara şerhler yazılmasına ve bir bakıma bilimsel-felsefi geleneğin Müslüman düşünürlere aktarılmasını da bunlar sağlayacaklardı.

    Araplar Yeni Bir Uygarlıkla Buluşuyor

    Araplar İslamın dinamizmiyle, kısa bir süre içinde Çin’den Atlantik Okyanusu’na kadar geniş bir bölgeyi inanılmaz bir kısa süre içinde fethederek birleştirmişlerdi. Kuşkusuz fetihlerin hızlı gerekleşmesinin en önemli nedenlerinden biri, bölge halklarının İslam dinini, Roma ve Bizans’ın zulmünden kurtuluşun bir aracı olarak görmeleridir.

    Araplar, fetihler sayesinde eski Asur, Sümer, Babil, Grek, Roma, Hint ve Mezopotamya, Kuzey Afrika, Anadolu uygarlıklarının birikimine sahip olma fırsatını yakalamışlardı. Bölgenin bütün kavimleri, Hz. Muhammed’in İslam bayrağı altında birleşerek feodal bir imparatorluğun kuruluşuna katkıda bulunmuşlardı.

    Bilimde Demokratikleşme Çabaları

    Abbasi döneminde, ülkenin her yanında felsefi tartışmalar yapılıyordu. İmparatorluğun önemli kentlerinde halka açık devasa kitaplıklar ve akademiler kurulmuştu. Moğollar, 14. yüzyılda ülkeyi işgal ettiklerinde bir tek Bağdat’ta, yirminin üzerinde kütüphaneyle karşılaşmışlardı.

    O günün kültürel-siyasi iklimini anlamak bakımından İspanya’dan Bağdat’a giden bir din adamının, orada yaşadıklarını aktaralım:

    ”İki kez toplantılara katıldım, ama üçüncüsüne gitmeye doğrusu korktum.

    Niçin mi? Düşünün, ilk toplantıda koyu (ortodoks) Müslamanların ve ana ilkelerden farklı düşünen (heteredoks) Müslümanların yanısıra, ateşe tapanlar, dehriyeciler (maddeciler), tanrıtanımazlar, Yahudi ve Hıristiyanlar, kısacası, her çeşit dinsiz vardı…

    Her mezhebin görüşlerini savunan bir konuşmacı vardı ve bunların üstadı kapıdan girdiğinde herkes saygıyla ayağa kalkıyor ve mezhebin başı yerine oturmadan kimse yerinden kımıldamıyordu. Salon neredeyse tıkabasa dolmuşken dinsizlerden biri söz aldı ve konuştu: ‘Bilimsel konularda tartışmak amacıyla toplanmış bulunuyoruz’… ‘Herkes önkoşulumuzu biliyor. Siz Müslümanlar, kendi din kitabınızdan alınmış ya da peygamberinizden kaynaklanan sözlere dayanarak, bize karşı kanıtlar getirmeye kalkışamazsınız, çünkü biz ne sözkonusu kitabınıza ne de peygamberinize inanıyoruz; buradaki herkes yalnızca insanın akıl ve mantığında temellendirilebilen nedenlere dayanabilir’ diye ekledi…

    Bu sözler, genel bir alkışla karşılandı. Bu ve benzeri sözleri duyduktan sonra böyle toplantılara neden katılmak istemediğimi artık anlarsınız. Sonra beni başka bir toplantıya gitmeye ikna ettiler; dayanamadım gittim, gene aynı skandalla karşılaştım.”

    Bağdat’ta Mutezile Devrimi

    Kökü Mazdaizm’e kadar giden, Mutezile mezhebine mensup akılcı çevreler, yalnız el-Me’mun’un döneminde değil, sonraki dönemde de etkin olmuşlardı.

    Prof. Hitti’ye göre el-Me’mun, “yabancı bir köle kadından doğma, safkan Arap olan kardeşiyle mücadele ederek, halifeliği kazanmış, muhafazakar bir çağda, akılcı düşünce tarihinin en önemli hareketinin teşvikçisi, Batının klasik mirasını halkıyla paylaşan, halkını geleneksel bir safhadan, yüce bir kültür düzeyine ulaştıran ve başkentini dünyanın entellektüel merkezi yapan bir hükümdardı”.

    Akıl, birey, insan iradesi ve ölüm düşüncesi ekseninde oluşan bu felsefenin kökeni, İskenderiyeli filozof Plotin’e kadar gitmekteydi. Bu düşünce, bir yandan bireyin sınırsız ahlaksal sorumluluğunu vurguluyor, yani özden yoksun dinsel ritüellerin yüzeyselliğini eleştiriyor, diğer yandan da “evrenin bilimsel akılla keşfedilebileceğini” öne sürüyordu. Bu çerçevede Mutezile, “evrenin sonsuz” ve “Kuran’ın da yaratıldığını ve mutlak olmadığını” ileri sürüyordu. Mutezileye göre “özgür olamayan insan etkinliği, haramdır”.  “Tanrının yüceliği, doğanın her alanında keşfedilmelidir bu nedenle de bilimsel etkinlikten korkulmamalıdır”.

    Ayrıca bu cüretkar düşüncenin sınırı, “büyük adamın küçük günahı” şeklinde başlayan başka bir ahlaksal tartışmayla, “Hz. Muhammed’in de günahkar olabileceği” savına kadar da götürülmüştü.

    “Doğa yasaları, akıl yoluyla keşfedildiklerine göre, bu durumda akılla vahiy arasında bir çatışma sözkonusu olamazdı”. Böylece kutsal metinler bu ve buna benzer argüman ve mecazi yorumlarla tartışmaya açık hale gelmişlerdi…

    Astronomi, matematik, tıp, coğrafya, farmakoloji, metalurji, optik, mekanik gibi bir dizi alanda yapılan bilimsel buluşların; siyaset, felsefe ve kültürel alandaki gelişmenin başarılabilmesi için söz konusu özgür tartışma ortamının yarattığı iklim zorunluydu. Fakat… Sadece bundan da kaynaklanmıyordu. Bunun üretime, askeri yeniliklere, kent kurma kültürüne, kervanların konaklayacağı kervansarayların inşasına, yolların açılmasına ve güvenliğine, posta ve haberleşme idaresine, ideolojik (dini) ve psikolojik üstünlüklere dayanan güçlü nedenleri de bulunmaktadır. Ancak bunları kısa bir makale çerçevesinde uzun uzadıya yazmamız mümkün değildir…

    “Bağımsızlaşmak” anlamına gelen Mutezile akımı, 10. ve 11. yüzyılda çok sayıda bilim adamını ve filozofu etkisi altına almıştı. Hatta er-Ravendi, ibn Hayyan ve er-Razi gibi Kuran ve peygamberlik kurumunu sorgulayanlar bile olmuştu.

    Daha ılımlı olmakla birlikte onları Ebul’l-Huzeyl, İbrahim Nazzam, Hayyat, Ebu’l Ma’ari, Fahreddin Razi, Seyid Şerif Cürcani, Sadüddin Taftazani, Farabi, İbn Sina ve Nasirüddin Tusi takip etmişti. Basra merkezli bir aydınlanma hareketi olan İhvan-ü Safa Kardeşliğinin hümanizmi; Endülüs’te İbn Bacce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’ün öğretileri de bununla bağlantılıdır.  Sonra bu akım Sicilya, Kudüs ve İspanya üzerinden Batı yı da etkisi altına alacaktır.

    Batı’da 13. ve 14. yüzyıllarda yaşamış ve Rönesans aydını üzerinde etkili olmuş R. Bacon, Th. Aquin gibi ünlü bilim adamlarını en çok düşünceye sevk eden de bu akım olmuştu…

    Peki Sonra Ne Oldu?

    Yıkımın ideolojik-siyasi nedenleri…

    Felsefede tıkanma ve ardından gelen çöküş…

    Bu sorun da bir başka yazının konusudur…

    https://sadikusta.com.tr/islam-uygarliginin-cokusunden-gazali-mi-sorumlu-2/
    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Çinli Filozoflar Öğretilerini Neden Sayılara İndirgiyorlar?

    Ütopya’ya Giden Yol… Çin felsefe ve siyaset geleneğinde program ve hedeflerin hep sayılara indirgendiğini görürüz. Örneğin Çin’in ilk Cumhurbaşkanı Sun Yatsen’in “Üç...

    Konfüçyüs’ten Siyaset Dersleri

    Konfüçyüs’e toplumsal sorunlara kafa yoran ve toplumları değiştirmeyi amaçlayan politik insanlara ne yapmaları gerektiği sorulduğunda şöyle buyurmuş. 1. Eğer bir...

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler