• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Neden İtiraz Ederiz?

    Artı Değer Kavramı ve Gelişmenin Motoru

    Bir kavram var ki o bir yana diğerleri bir yana…

    Artı değer kavramının çözümlenmesi, hiç abartmadan ifade edelim ki düşünce tarihinin en büyük keşiflerinden biridir.

    Marx, Das Kapital’de sermaye birikiminin yasalarını ele alır. Kapital’de sermaye, birikim, emek, ücret, meta, piyasa, fiyat, değer vs. gibi kapitalizmin temel kavramları önemli bir yer teşkil eder.

    Max ve Engels Neu Rheinische Zeitung’un basımını denetlerken…

    Ancak bir kavram vardır ki o bir yana diğerleri öbür yana. 

    O, “ARTI DEĞER”dir…

    Neden?

    Marx, ekonomi politiğin temel öğretilerini ele aldığı incelemelerinde, artı değer kavramının kendisine ait olmadığını, fakat nasıl oluştuğunu ve oynadığı tarihsel rolü kendisinin bulduğunu belirtir. Onun artı değer kavramını çözümlemesi, hiç abartmadan ifade edelim ki düşünce tarihinin en büyük buluşlarından biridir.

    Bu nedenle de Marx ve Engels’in bilimsel sosyalizm olarak ifade ettikleri diyalektik materyalist kuramları, artı değer kavramının üzerinde şekillenir. Marksist teorinin içerdiği bütün temel görüş ve kavramlar, artı değer kavramının yanında sönükleşir. Çünkü artı değerin tarihsel anlamını çözümleyebilmek, ancak Hegel felsefesini ve özellikle de onun diyalektik kavramını derinlemesine kavramak ve onu en yetkin şekilde kullanmakla mümkündü.

    Bunu, eğer tutarlı bir materyalist olsaydı Hegel ya da eğer elli yıl sonra yaşasaydı Ricardo da yapabilirdi. Fakat bunu her ikisinden de 50 yıl sonra dünyaya gelen ve onların öğretilerini birleştiren Marx yapabildi. Marx diyalektik kavramını, hocası Hegel gibi devrimci bir tarzda kullanabilen ender insanlardan biridir.

    Şimdi gelelim artı değerin tarihsel işlevine…

    Artı Değer’deki Cevher

    Eskiler (Petty, Quesnay, Smith vs) artı değeri, üretim sürecinin değil, fakat dolaşım sürecinin (piyasanın) bir olgusu olarak gördükleri anda sömürünün esas kaynağını kavrama yolunu da kendilerine kapatmış oldular. Yani onlara göre kâr olarak ifade edilen artı değer, emekçinin ürettiği bir fazlalıktan değil, fakat tüccarın veya sermaye sahibinin ürününü pazarda satarken gösterdiği maharetten kaynaklandığını sanmışlardı. Dolayısıyla sermaye birikiminin (değerin) esas kaynağını da anlayamamışlardı. Bunda muhtemelen kapitalizmin ve dolayısıyla işçi sınıfının henüz bütün olgunluğuyla tarih sahnesine çıkamamasının da etkisi olabilir, ancak esas sorun, olguları diyalektik bir bakış açısıyla, yani zıtların birliğinin veya çelişme yasasının temel alındığı bir kavrayışla ele almamalarından kaynaklanmıştır. İşte Marx, ekonomi politiğin önyargıya dayanan (aslında ön yargı da değildi, kapitalizm henüz gelişmemişti) ve yüzyıllardır süregelen çıkmazını diyalektik bir çözümlemeyle açıklığa kavuşturmuştu.

    Diyalektik nedir? Çelişkiler yasasıdır; bir olgunun, kavramın kendi içinde iki zıt kutba bölünmesidir; mücadele içinde olan zıtların ve karşıtlıkların daimi birliği ve çatışmasıdır. Bir şey varsa, o başka bir şeyi ortadan kaldırarak (aşarak) var olmaktadır. Madde, kavram, yaşam ve bütün olgu ve değerler hem vardır hem de yoktur, çünkü sürekli hareket halindedirler. Akışkan olmak, bir bakıma karşıtıyla savaş halinde olmaktır.

    İstisnasız her şey, her an başka bir şeye evrilmek üzere karşıtıyla birlikte ortaya çıkar. O kendisiyle birlikte karşıtını da yok ederek bir başka şeye evrilir. Bir bakıma o, kendisi olmaktan çıkar. Varlığını daha gelişmiş bir oluşumda devam ettirebilmek için yeniden karşıtıyla birlik ve mücadele içinde sürdürür.

    Artı Değer Kavramı Neden Devrimcidir?

    Marx çelişkiler yasasını, Kapital’de incelediği her kavrama ve ve özellikle de artı değer olgusuna tutarlı bir şekilde uygular.

    Marx’a göre artı değer, kapitalist üretim sürecinin (siz buna uygarlığın oluşum ve serpiliş süreci deyin) ana motorudur. Sermaye ve yaratılan değer, eğer büyümek ve çoğalmak istiyorsa her aşamada “değişmez” ve “değişir” olarak ikiye bölünür. Bunu bir üzerine apartman dikilen ve her sene yeni bir kat çıkan ama kendisi çok az genişleyen bir arsa olarak düşünebiliriz. Bunlar (değişmez ve değişir sermaye/değer ve piyasa değeri) mücadele içinde birbirini yok ederek (aşarak) yeni bir değeri veya sermayeyi meydana getirirler. Örneğin 10 lira, ancak yatırıma dönüştürülerek büyüyebilir. Farz edelim ki makinelere ve fabrikanın temel işlevleri için ayrılan kısım (değişmez sermaye) 6 lira, hammadde ve insan gücüne (değişir sermaye) ise 4 lira yatırılıyor olsun. Toplamda 10 lira olan sermayenin büyütülebilmesi için esas olarak değişir sermayenin, yani 4 liranın büyütülmesiyle mümkündür. Bunu ancak emekçinin işlediği ürüne kattığı bir katma değer üzerinden yapabiliriz, örneğin demir madeninden çivi üreterek. Demek ki 4 lirayı 6 lira yapabilmek için önce demirin çiviye dönüştürülmesi gerekmektedir. Bütün giderleri çıkardıktan sonra 1 lira kâr ettiğimizi varsayarsak sermayemiz de 1 lira daha çoğalmış olmaktadır.

    Sonuçta, sermaye birikimi, büyüyen sermaye esas olarak değişir sermayenin (4 lira) hareketiyle meydana gelmektedir. Hem sermayenin hem de katma değerin artarak gelişmesi sadece iki unsur tarafından belirlenir: Değişir sermaye ve değişmez sermaye. Değişmez sermaye eldeki ilk birikimdir ve büyüyebilmesi için de en başta kendi içinde ikiye bölünmesi gerekmektedir; yani bir alanda yatırıma dönüşmesi gerekir. Demek ki sermaye dönüşürken ikiye bölünmüş olmaktadır. Fakat büyümesi için yatırımın yapılması yetmez, işlenmesi de gerekir. Yani artı değer üretimine zemin oluşturması gerekir. Artı değer yoksa o, ölü sermaye olarak kalmaya mahkumdur.

    Büyümekse değişmez sermayenin karşısında yer alan değişir sermayenin, yani üretilen artı değerin değişmez sermayeyi ortadan kaldırmasıyla, onu başka bir şeye dönüştürmesiyle mümkündür. Büyüyen şey, artık eski şey değildir. O yok edilmiş ve aşılmıştır. Fakat artı değer burada tayin edici bir rol oynamaktadır. O, hem değişir sermayenin bir unsurudur hem de onun hareketinin (enerjisinin) kaynağını oluşturur. Artı değer, değişmez sermaye ile değişir sermaye arasındaki ölümcül kapışmanın ürünüdür ama aynı zamanda onların ortadan kaldırılmasının da sebebidir. O olmazsa sömürü de olmayacaktır. Tıpkı bir çiftin çoğalmak için birleşmesi ve yarattıkları yavruları sayesinde bir aile haline gelmeleri gibi. Onlar artık başkalaşmışlardır. Yavruları dünyaya geldiği andan itibaren de sahneyi terk etmek için zamanları sayılı hale gelmiştir.

    İtiraz Etmek Neden Devrimcidir?

    Kısacası artı değer, sermaye ve değer birikimi sürecinin en hareketli, en yaratıcı, en yenilikçi ve en geliştirici tarafını temsil eder. O olmadığı anda gelişme (sermayenin gelişmesi) de durmuş olur. O huysuzdur, çünkü kendi başına hareket eder ve bununla da bir dinamizm yaratır; ele avuca sığmaz, çünkü büyümekten başka bir yasaya boyun eğmez; dinamizmini frenletmez, çünkü ortaya çıktığı anda kaynağına o hükmeder; kendisini kontrol altına aldırmaz ta ki devrimci bir dönüşümle mevcut sermayeyle birlikte (siz buna yaratılan yeni değer de diyebilirsiniz) kendisini de ortadan kaldırana kadar.

    Artı değer olgusuna bir başka açıdan da bakabiliriz. O emek sürecinde yaratılan değerin bir parçasıdır fakat en küçük parçası. Artı değer, hem değer kavramından çıkar hem de onun karşıtıdır. O içinden çıktığı mevcut değeri, kendi değişken varlığıyla (artı değerle) büyüterek, yani kendisini çoğaltarak mevcut olanı aşma enerjisi taşır. Artı değerin yegâne işlevi, amacı, manası, içinden çıktığı ve bir bakıma zıttını oluşturduğu, yani mezar kazıcısı olduğu “değer”i başkalaştırmak, onu aşarak kendisinin de özümsendiği bir başka değerin yaratılmasını sağlamaktır.

    Artı değer hem yaratılan değerin bir çocuğudur hem de onun mezar kazıcısı. Ancak hareketin belirleyici tarafı değerin kendisi değil, fakat artı değerdir. Çünkü söz konusu birlikteliğe can veren, onu yaşamsal kılan, onu sürekli büyüten ve var eden artı değerdir.

    Bir bakıma artı değer, yani kapitalistler tarafından el konan fazla emek, sadece sermaye birikiminin değil, aynı zamanda bütün uygarlığın da esas kaynağıdır. Sadece uygarlık değil, devrimlerin de esas kaynağıdır, çünkü devrimleri zorunlu hale getiren onun büyüme ve gelişme yasasıdır.

    Birçok insan zıtların iki kutbunun aynı önemde olduğunu sanır. Halbuki öyle değildir. İlk sermaye veya değer, ilk birikimi teşkil eder ve mevcut birliktelikte bir önem oluşturur, ancak artı değer bütünün, mevcudiyetin, büyümenin ve varlığının esas kaynağıdır. Bu nedenle de devrimcidir, çünkü olguların gelişmesi onun sırtında ilerler.

    Artı Değerin Günlük Hayattaki Anlamı Nedir?

    Gelgelelim, ne demek istediğimize…

    Karşıtların çatışması, maddenin varlık nedenidir ve bu çatışma irademizin dışında cereyan eder. Kurumlaşmış her yapı (devlet, toplum, parti, dernek, emek, sermaye, değer, kısacası maddenin kendisi) kendi içinde hem bir “ilk değer-birikim” hem de yeni olan, yani fazla olan bir artı değer/birikim taşır. Bu olgu kendisini kurumlarda farklılık, başkalık, yenilik, eskiye itiraz, değişik söylem ve yöntem, karşı çıkış ve kabul etmeme olarak ortaya koyar. Gelişmenin esas yönünü o belirler ve bu nedenle de esas yük onun sırtındadır; onun hareketi ve varlığı mevcut olana itiraz, yenilik, karşı çıkış ve farklılık yaratır ve o, asli değeri de taşır ve dolayısıyla daha devrimcidir, çünkü gelişmenin, canlı kalmanın, gerçekleşmenin yönünü o belirler.

    Mevcut (eski) değer ve birikim, doğası gereği artı değerden, yani itirazdan, farklılıktan, aykırılıktan vs. hoşlanmaz ama bunu kabul etmek zorundadır, çünkü varlığını ona borçludur. Yaşlanan kuşağın son yıllarını doğurdukları, ama gurur duydukları çocuklarının yanında geçirmesi gibi.

    Kurumlarda, partilerde, hayatın bütün alanlarında itirazlara, farklı görüşlere tahammül etmeyenler, sadece bir yük olarak gördükleri karşıtlarını budamış olmuyorlar aynı zamanda kurumların canlılığını, yaratıcılığını, yeniliğini temsil edenleri de tasfiye etmiş oluyorlar. Bundan sonrasıysa kendi içinde çürümedir.

    Bu gerçeği gören ve soruna sorumluluk bilinciyle yaklaşanlar gelişmenin sırtında dört nala koştururken, hayatın bu gerçeğine katlanamayanlarsa atın ayaklarının altında kalarak kaybolup gitmektedirler.

    Büyük İskender gelişmenin, Antik Yunan’sa çürümenin, barbar kavimlerin akınları gelişmenin, Roma İmparatorluğu ise çürümenin, Jön Türkler ve Atatürk Cumhuriyeti gelişmenin, Abdülhamit ise çürümenin temsilcisiydi.

    Artı değerin önemini anlatabilmek için bazı basitleştirmelere başvurulmuştur.

    Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi?

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,148BeğenenlerBeğen
    4,784TakipçilerTakip Et
    43,449TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Turkuaz TV Toronto Söyleşi

    Gazeteci Hüsna Sarı, Sadık Usta ile COVID döneminde nelerin değiştiğini, ve sonrasında Dünyayı nelerin beklediğini oldukça farklı bir noktadan ele alarak...

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Etkinliğinde Felsefe Gözünden Hayata Bakış Söyleşisi. Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Bölüm 1

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler