• Yazılarım
  • Kitaplarım
  • Basında Yankılar
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Sparta- Lykurgos Yasaları ve Ütopya

    Sparta’nın efsane lideri Lykurgos…

    5 bin yıllık uygarlık tarihi, aynı zamanda ütopyalar tarihidir de. Sümer’de başlayan eşitlik arayışının daha sonraki çağlarda daha geniş kitleleri sarması, ancak Antikçağla mümkün hale geldi. Bunun en önemli nedeni de kuşkusuz Akdeniz havzasında gelişen meta üretimi ve yoğun ticarettir.

    Ütopyanın ilk kez derli toplu bir program olarak ortaya atılması, topluma ve devlete mal edilmesi Sparta’da başlar. Gerçi bunun Sümer’e, Mısır’a ve Girit’e dayanan kökleri de vardır, ama yazın tarihinde kalıcı yer edinmesi Sparta’ya dayanır. Sparta’da yürürlüğe konan Lykurgos Yasaları, insanlık tarihinin ilk sistemli ve toplumcu anayasasıdır da. Kadıköylü Phaleas, Miletli Hippodamos, Platon, Ksenofon, Aristophanes, Jambulos, Lukianos ve diğerleri eserlerini yazarken bu yasalardan esinlenmiş ve derinleşmişler

    Sparta ve Lykurgos Yasaları

    Antikçağ, daha doğrusu Antikçağ ütopyaları sözü, dolaştırır ve getirir Sparta’ya bağlar. Çünkü Sparta’nın toplumsal yapısı ve devlet modeli, Antikçağda olduğu kadar günümüzde de bir efsanedir. O, yazın tarihinde alternatif modellerin bir prototipi olarak anılır, önerilir ve yadsınır.

    Sparta kimi zaman despotizmin, dışa kapalılığın ve disiplinin, kimi zaman da eşitliğin, dayanışmanın ve özverinin bir örneği olarak gösterilir.

    Gel gör ki Türkiye’de Sparta hemen hemen hiç bilinmez. Sıradan bir okurun yakından bildiği bir kavram değildir Sparta. Hatta kimi tarihçiler bile pek tanımazlar Sparta’yı. Bildikleri de çoğu zaman ya kulaktan dolmadır, ya da ansiklopedik bilgilerle sınırlıdır. Bu eksiklik şimdi önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Çünkü Kaynak Yayınları, Sparta ve Lykurgos’la ilgili Antikçağ’dan kalma ne varsa, bilgi ve belgelerin en önemlilerini derleyerek, okurlarına sundu.

    Fakat Antikçağ tarihçileri gibi okur da, doğal olarak söz konusu olan “Mükemmel Yasalar”ın Sparta’da ne zaman uygulandığını soracaktır? Ayrıca Lykurgos’un kim olduğunu ve gerçekten yasaları ilk kez onun mu uyguladığını bilmek isteyecektir. Hatta Lykurgos’un gerçekten yaşayıp yaşamadığını da merak edecektir. Yoksa o hiç yaşamamış ve uydurulmuş muydu? Yani o, bir efsane miydi?

    Ne yazık ki tarihçiler , ki bunlara Antik Çağ’ın tarihçileri de dahildir, bu ve buna benzer sorulara bugün bile net yanıt veremiyorlar.

    En önemli kaynağımız Plutarkos bile Lykurgos’la ilgili verdiği bilgilerin doğruluğundan kesinlikle emin değildir. Aslında Lykurgos’un yaşamını ve yasalarını ilginç kılan da bir bakıma budur. Lykurgos hem tarihtir, hem de efsane. Yasaları hem uygulanmış bir modeldir, hem de ütopya.

    Sparta’nın Tarihsel Rolü

    Antikçağ uzmanı tarihçiler bir zamanlar bu yasaların Sparta’da uygulandığını ve kısmen de MÖ 5. yüzyıla kadar hüküm sürdüğünü kabul ediyorlar; ama hiçbir uzman tarihçi, Lykurgos’un yaşadığını belirten belgelerden emin değildir. Hatta onun bir efsane olduğu konusunda neredeyse bir görüş birliği bile vardır.

    Tüm bunlara rağmen bizi hayrete düşüren asıl olgu ise şudur: Sparta modeli ve Lykurgos Yasaları Antikçağda öylesine etkilidir ki, o dönemin hiçbir ünlü tarihçisi ve filozofu bırakalım bunların gerçekliğini sorgulamayı, ondan bahsetmeden, onu önemsemeden veya Lykurgos Yasaları’na değinmeden yeni bir toplumsal model önerememiştir.

    Antikçağın bütün tarihçileri ve filozoflarının tamamı-Platon, Ksenofon, Herodotos, Aristoteles, Polybios, Plutarkos, Diogenes Laertius, Diodorus Siculus ve Çiçeron- eserlerinde mutlaka Sparta’dan bahsetmişler, Lykurgos’a hayran kalmışlar ve yasalarını da “kaybedilmiş güzellikler “olarak değerlendirmişler.

    Platon Devlet’ini yazarken ondan esinlenmiş. MÖ 5. yüzyılda “komünist” devlet modelinin ilk kez ciddi bir model olarak tartışılmasında Sparta’nın tartışılmaz bir etkisi vardır. Ksnenofon’un toplumsal modelleri, Sparta’nın bir benzeridir. Bu ve daha sonraki tasarılar, More, Campanella vs., için de geçerlidir.

    Peki nedir Sparta’nın tarihsel önemi?

    Yasaların hakim kıldığı düzen, örnek alınacak toplumsal bir model midir?

    Bu ve buna benzer soruların kışkırttığı tartışmaların ateşi bugün bile sıcaklığından bir şey kaybetmiş değil. Kısaca bir değerlendirme yapmak gerekirse, Sparta’nın her tarihsel olgu gibi olumlu ve şanlı bir dönemiyle, olumsuz ve çürüyen bir dönemi oldu. Bizi ilgilendiren onun MÖ 5. yüzyıldan sonra oynadığı tutucu ve gerici rol değildir.

    Bizi en çok Sparta’nın kuruluş dönemi, yani gerçekle efsanenin iç içe geçtiği devrimci dönemi ilgilendiriyor.

    Sparta’nın ilk dönemine ilişkin bilgileri bize Herodotos, Plutarkos, Ksenofon, Diodorus Siculus, Polybios gibi ünlü tarihçiler ve yazarlar ulaştırdılar. Fakat esas olarak bu yasaları Plutarkos, “Lykurgos’un Yaşamı” adı altında önce Rönesans aydınlarına, sonra da Aydınlanma filozoflarına ulaştırarak, eşitlikçi düşüncelerin günümüze kadar ulaşmasında yadsınamayacak bir katkıda bulundu.

    Aktarılan bilgilerin bir kısmı tarihsel açıdan maddi gerçeğe dayanmayabilir, ancak şaşırtıcı olan bize bu bilgileri aktaran yazarların, 2500 yıl önceki toplumsal ve siyasi bilinçleridir. Yani Lykurgos’a yüklenen tarihsel misyonun aktarılış tarzıdır.

    Lykurgos Devrimi

    Lykurgos’un yaşamına ilişkin anlatılan efsanelerin haddi hesabı yoktur. Ama uygulamaya soktuğu belirtilen yasaların etkisi çok somuttu ve yüzyıllar boyunca tarihsel gelişmeyi belirledi. Aktarıldığına bakılırsa Lykurgos’un siyasi tarzı, dönemine göre olağanüstü devrimcidir. O, MÖ 9. yüzyılda kalkıyor içinde yaşadığı toplumsal çürümeye, eşitlikçi bir toplumla karşılık veriyor ve bunu yapmadan önce de dönemin medeniyet ocağı olan Mısır’ı, Ortadoğu’yu ve Girit’i dolaşıyor.

    Tarih, felsefe ve siyaset öğreniyor; ülkesine dönüyor, gizli bir teşkilat kuruyor ve sonra da Delphi Tapınak’ı-tapınaklar kutsal mekan olmanın yanısıra devletin hazinesini de barındırırdı- işgal ederek siyasi ayaklanma başlatıyor. 28 kişilik çekirdek kadrosuyla ordu ve devleti yeniden inşa ediyor ve sonra da yurttaşlarını biçimlendirmek için topluma pek alışık olunmayan bir eğitim sistemi, mülkiyet yasası, evlilik hayatı ve yaşam tarzı sunuyor. Sırtını da Tanrı’ya ve Delphi Tapınak rahibesine yaslıyor.

    Hayatının en canlı döneminde üst üste devrimler gerçekleştiriyor. Ama bununla da kalmıyor; ölürken bile toplumcu-devrimci bir tutum alıyor. Ölümüne doğru Delphi Tapınak’ına gidiyor ve oradan yeni bir yasa getirinceye kadar yürürlükteki yasaların değiştirilmemesi için halka ve yöneticilere yemin ettiriyor. Çünkü o, ölümünün de siyasi bir amaca hizmet etmesi gerektiğini düşünüyor. Yasalar değiştirilmesin diye de geri gelmiyor-çünkü o dönerken yeni yasa getireceğini belirtmişti- ve böylece yasaların “400 yıl daha hüküm sürmesini” sağlıyor.

    Bunlar oldu veya olmadı, aslında bunun da pek bir önemi yok. Ancak Plutarkos’un bu “efsaneyi” devrimci bir tarzda sunuşu, 2500 yıl önceki bir toplumunun sergilediği yüksek siyasi bilinç açısından şaşırtıcı değil mi?

    Böyle biri belki de yaşamadı, ama tarihçiler ve filozoflar Lykurgos’u gerçek biliyor ve ondan övgüyle bahsediyorlar; tasarılarına örnek alıyor ve hatta bu modeli, Sicilya’da ve başka yerlerde uygulamayı da deniyorlar.

    Ne yüksek bir bilinçtir ki bu, onun mutlak mülkiyet eşitliği, kadın-erkek ortaklaşalığı, israfı dışlayan kanaatkar tutumu, mütavazı yaşam ve kolektif yönetim anlayışı bugün bile dünyada uygulanamıyor.

    Yasaların Tarihsel Anlamı

    Lykurgos Devrimi, daha doğrusu Lykurgos Yasaları, çözülen kahramanlık çağına verilmiş bir erken yanıttır. Akdeniz havzasında gelişme gösteren ticaret ve meta üretimi, toplumların ortakçı yaşamını da çözülmeye uğrattı. Toplumlar kendi içinde bir çözülmeye uğrarken sınıflaşma da durdurulamaz bir tempoda ilerliyordu. Bu süreç aynı zamanda farklı kabile ve toplumlar arasındaki ilişkiye yansıyordu. Savaş ve yağma, toplumların kaderini belirleyen önemli olgulardı. Baskın basanındı. Halklar yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları topraklardan zorla göç ettiriliyorlardı. Köyler basılır ve yağmalanırdı. Mahsül henüz tarladayken ya yakılır, ya da sular altında bırakılırdı. Ekinler talan edilir, ağaçlar kesilir, ambarlar dağıtılır, yiyecek namına ne varsa talan edilirdi. Erkekler kılıçtan geçirilir, çocuklar ve kadınlar ise ya öldürülür, ya da köle olarak satılırlardı.

    Meta üretiminin hızlanmasıyla birlikte insanlar öldürülmek yerine köleleştirildi. Köleler ya geniş tarım arazilerinde çalışmaya zorlandı ya da köle pazarlarında satılmaya başlandı. Elde edilen ganimet, baskın gelen toplumlar arasında pay edilirdi; ancak gelirin önemli bir kısmı tapınaklarda korunarak, rahiplerin denetimine bırakılırdı. Bu ise toplumların sınıflara bölünmesinin altyapısını oluşturdu.

    Aslında yağma, sadece baskın gören topluluklara felaket getirmedi, aynı zamanda baskın düzenleyenleri de çıkmazın kucağına itti. Çünkü başkasını köleleştirmenin bir adım ötesi, kendi kandaşını da köleleştirmekti. Nitekim bu adım hiç de gecikmedi. Önce borçlananlar köylüler köleleştirildi, sonra da savaş mağdurlarının geride kalan çoluk çocuğu perişan edilerek, köleleştirildi.

    Lykurgos Devrimi bu sürece verilen iyimser bir yanıttı. Lykurgos’un verdiği yanıtın en önemli özelliği ise onun hem devrimci bir çığır açmasıdır hem de bunun devrimci bir tarzla uygulanmasıdır. Ayrıca Lykurgos Yasaları tarihte öylesine etkilidir ki, Lykurgos’tan sonra gelen bütün krallar ve yöneticiler, bu yasaları uygulamak zorunda kalmışlar; en azından uygulamalarını bu yasalarla uyumlu hale getirmek konusunda hassasiyet göstermişlerdir. Etkisi sadece Sparta’da değil, Yunan diyarının bütün bölgelerinde hissedilmiştir.

    MÖ 640 yılındaki Megara ayaklanması üzerinde Lykurgos’un büyüt etkisi vardır; 6. yüzyıldaki Milet ayaklanmasında gene Lykurgos Yasaları etkilidir; hatta Solon ve Perikles dönemi bile onun etkisi altındadır.

    Tarihsel anlamda Lykurgos Sparta’da üç önemli devrim gerçekleştiriyor.

    Bunların ilki kölelik kurumuna ilişkin devrimdir.

    İkincisi devletin ve ordunun örgütlenmesine ilişkin devrimdir.

    Üçüncüsü ise bilim, kültür ve sanat hayatına getirdiği yeniliktir.

    Kölelik Kurumunda Devrim

    Lykurgos öncesi süreç, köleliğin henüz yaygınlaşmadığı kahramanlık dönemidir. Yağma vardır, talan vardır, ama kölelik de henüz tam olarak yerleşmemiştir. Bu dönemde köyler ve yerleşim birimleri basılır, talan edilir, arazi yağmalanır, yakılır, dikili namına ne varsa kesilir ve yükte hafif pahada ağır her şeye el konurdu.

    Güçlü kavimler bu uygulamayı, neredeyse bir tören gibi her yıl icra ederlerdi. Fakat toprağın işlenmesi, tarımın gelişmesi ve meta üretiminin yoğunlaşmasıyla kölelik de kurumsallaşmaya başladı. Homer dönemi olarak adlandırılan bu dönemde kale ve kentler ablukaya alınır, yerle bir edilir ve halk toptan köleleştirildi. Köleleştirilmeyen yerleşim birimleri ve kale sakinleri ise haraca bağlanırdı.

    Sparta bu iki geleneği de köklü dönüşüme uğrattı. Bunun en açık ifadesi ise Messene’nin işgal edilerek, yöre halkının yarı-köle olarak toprağa bağlanmasıdır. Bu tarihte Helotlar sistemi olarak da anılır. Yani tek tek insanların tek tek insanlar tarafından köleleştirilmesinin yerine hakın tümü birden devlet adına çalıştırılıyor ve angaryaya zorlanıyor.

    Artık işgal edilen topraklar üzerindeki insanlar öldürülmüyordu; köle pazarında da satılamıyordu. Yerli halk toprağını işlemeye devam etti, ama ürünün bir kısmını ki bu çoğu zaman yarısıydı, egemen devlete bırakırdı. Böylece keyfi yağmanın önüne geçilmiş ve insanlık kölelikten serflik dönemine geçmişti.

    Hatta bu uygulama öylesine gelişmişti ki, bir zaman sonra Messeneliler Sparta ordusu saflarında savaşa da katılmaya başlamışlardı. Aslında bu uygulama yerleşik olan kölelik sistemine de aykırıydı. Çünkü tarihte köleler kesinlikle silah taşıyamazlardı ki, bunun aksi ispatlandığında bu kölenin öldürülmesi için bir nedendi. Sparta’da ise durum daha da ileriydi; Messeneliler silah taşır ve Sparta saflarında savaşa katılırlardı. Hatta bazen öyle ileri gidilirdi ki savaşta başarı gösterenlere özgürlükleri bahşedilirdi; sonra da onlar Sparta’da ikinci sınıf vatandaş mertebesine de yükselirlerdi.

    Sparta’da kız erkek ayrımı yapmadan bütün gençler aynı eğitimden geçirilirlerdi.

    Devlet Modelinde Devrim

    Lykurgos şaşırtıcı bir şekilde devrime, devlet ve orduyla başlıyor. Devlet organlarını devrimcileştiriyor ve çağına göre modern bir devlet modeli olan kuvvetler ayrımını getiriyor.

    O güne kadar kraliyetle yönetilen kent-devlet Sparta, doğrudan doğruya halk insiyatifinin devreye girdiği üç ayaklı bir iktidar sistemine geçiyor.

    İki kraldan oluşan eş-kralların yanı sıra halkın doğrudan bir yıllığına seçtiği Ephorlar ve gene üçlü iktidar içinde önemli bir yetkiye sahip Geronlar devreye sokuluyor. Bir çeşit cumhuriyet senatosu olan Gerusia ki, bunların üyelerine Geron denirdi, Lykurgos’un ilk kader arkadaşlarından oluşurdu. Bunlar Lykurgos devriminde yer almış ilk 28 kişilik “merkez komitesi”ydi. Daha sonradan halk, ölen Geronların yerlerini deneyim ve birikim sahibi olan yaşlıların arasından seçerek tamamlardı.

    Sparta’da kuvvetler ayrılığı öyle dengede tutuluyordu ki, eş-krallar Ephorlara hesap vermek durumundaydılar. Çünkü 5 kişilik Ephorlar heyeti ki bu bir nevi bakanlar kuruluydu, her 9 yılda bir yaşam boyu yönetim hakkına sahip kralların yönetim tarzlarını değerlendirir ve gerekli gördüklerinde onları görevlerinden alırlardı. Ayrıca bunlar ülke içindeki yönetimden de sorumluydular; ama krallara ve halk tarafından seçilen Geronlara hesap verirlerdi. Ülke dışında ve özellikle de savaş durumunda ise krallar daha büyük yetkiye sahiplerdi, ama Geronlara ve Ephorlara hesap verirlerdi.

    Krallar Ephorların baskısını Geronlarla dengelerken, Geronlar da Ephorlar aracılığıyla krallar üzerinde baskı kurarlardı. Bu uygulamayı da Lykurgos, hem sokağın iktidar üzerindeki baskısını dengelemek, hem de kralların keyfi yönetimini halk aracılığıyla denetim altına almak istemişti.

    Yasalar yazılı değildi, ama Tapınak’tan gelen fetvalar kesin hükümlerdi. Lykurgos her uygulamasını Retra denen Tapınak fetvalarıyla temellendirirdi. Bu hükümler ise kesinlikle değiştirilemezdi. Böylece yasaların, uzun süre devam etmesinin de güvencesi sağlanmış olurdu.

    Lykurgos yasaları Antikçağda öylesine etkindi ki hem Sparta yöneticileri, hem de diğer Yunan kent-devletleri bu yasaları uygulamak için kıyasıya yarışırlardı. Hatta Sparta yöneticilerinin yozlaşması üzerine ayaklanmalar başlar ve bu ayaklanmaların yasallıkları da Lykurgos Yasaları’yla meşrulaştırıldı. Hatta bazı krallar, Agis, Kleomenes ve Nabis gibi, başta kendi mal ve mülkleri olmak üzere aristokratların bütün mallarına el koyarak halkın ortak malı haline getirdiler. Bu girişimlerin bazılarına kanlı savaşlar da eşlik etti ve hatta bazı krallar bu uğurda yaşamlarını yitirdiler.

    Lykurgos Yasaları’nı değerlendiren Herodotos şu bilgileri verir: “Eskiden Spartalılar çok kötü yasalara sahiplerdi. Onlar ne kendi aralarında barış sağlayabilmişlerdi, ne de diğer komşu halklarla huzur içinde yaşayabiliyorlardı. Ama Lykurgos denen birinin ortaya çıkmasıyla, hem ülke içinde huzur baş göstermiş, hem de Sparta’nın komşularıyla ilişkileri düzelmişti.” Herodotos’un ifade ettiği bu durum öyle bir hal almıştı ki, kendi içinde huzursuzluk yaşayan her ülke, kent ve topluluk, Spartalılara başvurarak sorunlarını çözmelerine yardımcı olmalarını isterdi. Hatta zaman zaman Sparta ordusu, kendi halkını diktatörce yöneten kralları alaşağı etmek için başka ülkelere de müdahale ederdi.

    Ordu ve Savaş Tarzında Devrim

    Sparta aristokrasinin eski savaş politikası ve tarzı artık gerilerde kalmıştı. Kahramanlar Çağı’nın göğüs göğüse ve tek tek çarpışma dönemi kapanmış ve yerine halkın topyekün savaştığı model gelmişti. Bu model halk insiyatifini ve yaratıcılığını ortaya çıkarmanın yanı sıra, ekip ruhu ve kolektif başarı ruhu da aşılayarak toplumculuğu geliştiriyordu.

    Takım savaşı artık o dönemin başat savaş taktiğiydi. Bunun altyapısı ise disiplin, itaat ve özdisiplinle tahkim edilmişti. Lykurogos’un onlu, yirmi beşerli, otuzlu ve yüzerli takımlardan oluşan birlikler kurması, o dönemde büyük bir devrimdi. Bunlar Phalanks taktiği uyguluyorlardı. Takımlar arası koordinasyon esastı. Her takımın başında bir yönetici bulunurdu, yöneticilerin oluşturduğu kurullar vardı ve kurulların üyeleri birlikler tarafından seçilirdi.

    Bu anlayış hem demokratikti ve bu nedenle tek tek askere insiyatif hakkı tanıyor ve onun yaratıcılığını teşvik ediyordu, hem de vurucuydu, çünkü bireyden çok takımın ve birliğin toplu gücünü devreye sokuyor ve bunlar arasındaki koordinasyona önem vererek toplumcu anlayışı geliştiriyordu.

    Lykurgos o döneme kadar Akdeniz havzasında önemli bir işlevi olmayan süvarileri daha etkin bir şekilde savaşa sokarak, Sparta ordusunun hareket kabiliyetini de geliştirdi. Bu aynı zamanda yeni savaş taktiklerinin ve araçlarının da geliştirilmesini getirdi.

    Ayrıca savaşta müziğin olağanüstü rolünü anlayan Lykurgos, askeri yürüyüşleri flütle başlatmak, yolda askeri bando kullanmak, askerlere marşlar söyletmek, sloganlar attırmak gibi bir dizi yenilikler de getirerek, ordusunun savaş coşkusunu kamçılamıştı.

    Bunun yanı sıra tek tip giysi geleneğinin kökü de Sparta’ya kadar uzanır. Sparta ordusunun giysileri ortak bir özellik gösterir. Bu aynı zamanda eşitliğin, kolektivizmin ve toplumculuğun ifadesi demekti.

    Gene Lykurgos’un en önemli yeniliklerinden biri de mezar yapımıyla ilgiliydi. Lykurgos’tan önce mezarlar kent sınırları içinde bulunurdu. Ayrıca her aile ekonomik durumlarına göre görkemli mezarlar ve anıtlar yaptırabiliyorlardı. Lykurgos ilk önce mezarları kent dışına çıkardı ve ardından da mezar süslerini yasakladı. Böylece “öbür dünyada” da eşitliği sağladı. Kent içinde sadece savaşta ölen askerlerin mezarları bulunabiliyor ve süslenebiliyordu. Bu görevi de esas olarak devlet üstlenirdi.

    Sparta’da subaylar terfi yoluyla başa gelirlerdi; her asker bir dönem sonra yaş haddinden emekli olurdu. Emekli edilen komutanlar ise devletin bir başka biriminde yer alarak ve özellikle de dış ülkelerde görevler üstlenerek, topluma faydalı olmaya devam ederlerdi.

    Bazen aylarca kamp kurmak, ortak savaş eğitimlerine katılmak, kararları ortaklaşa vermek, ganimetten pay almadan hepsini kamuya devretmek gibi kurallarla desteklenen askeri yaşam, aynı zamanda “yeni insanın” yaratılmasının da zeminini güçlendirdi.

    Bilim, Kültür ve Eğitimde Devrim

    Sparta’nın, daha doğrusu Lykurgos döneminin öne çıkan devrimci özellikleri salt devlet, ordu ve kölelik alanıyla sınırlı değildi. Siyasal devrimin etkisi en çok eğitim, bilim, kültür ve sanat alanında görülüyordu. Lykurgos’un siyasal devrimini zorunlu olarak bilimsel, kültürel ve sanatsal devrim takip etti. Sparta’nın eğitim modeli toplumsal biçimlenin altyapısını oluşturdu.

    Her yetişkin, kadın erkek ayrımı yoktu, doğumla başlayan bir eğitime tabiydi. Savaşçı ve ortakçı ruh Spartalının temel ortak özelliğidir. Bu özelliği ise yurttaşlar arasında eşitlik, güven ve dayanışma ruhu sağlıyordu.

    Bilimsel gelişmenin yakalanabilmesi için Sparta, o günün bilim merkezleri olan Mısır, Fenike ve Ege bölgesiyle sıkı bir ilişki içinde bulunmak zorundaydı. Lykurgos, devrimden önce Girit’i, Mısır’ı ve Ortadoğu’yu dolaşarak dönemin siyaset ve bilim merkezlerinden çok şey öğrenmişti.

    Sparta ürünlerinin ünü tüm Yunan diyarında yayılmıştı. Suyun tozunu toprağını süzen ve ağzı kıvrımlı Sparta tası, sıvıyı damlatmayan Sparta imbikleri, vazoları ve kaseleri, koltukları, sallanan rahat sandalyeleri, sağlam ve sade kapıları, hızlı ve etkili savaş arabaları, iki tarafı keskin baltaları, düşmanın böğrünü delen ünlü kısa kılıçları, sağlam ve heybetli miğferleri, kalkan ve zırhları, tozlu ve taşlı yollara dayanıklı kösele ayakkabıları, manto ve üstlükleri çok işlevseldi ve ünlüydü.

    Bunun için tarımın gelişmesi, derinin iyi işlenmesi, çeliğin sertleştirilmesi, bakırın ve bronzun kalıba dökülmesi, çanak ve çömlekçiliğin gelişmesi ve ayrıca makineleşmenin başarılması gerekiyordu. En önemlisi de eğitimin mükemmelleştirilmesi ve bilimin ve becerinin sistemleştirilerek kuşaktan kuşağa aktarılması gerekirdi.

    Bunun başarılabilmesi için de fuzuli şeyleri değil, toplumsal gerekliliği olan işlevsel zanaatlara ve alanlara yoğunlaşmak gerekirdi.

    Bu ise düzgün toplumsal bir duruş ve bakış açısının zeminini oluşturan felsefi bir yapı olmadan gerçekleştirilemezdi. Bu felsefi, siyasi ve toplumsal yapı öylesine etkilidir ki Sparta, kısa bir zaman dilimi içinde kendi benzerleri içinde sivrilmekle kalmamış, bütün bölgenin lideri konumuna gelmişti.

    Sporda başarı bu sayede gerçekleşti. Sparta tam 160 yıl boyunca tartışmasız bir şekilde Olimpiyat yarışlarının lideriydi.

    Sparta seramik üretiminde liderdi. Bütün Akdeniz havzası, Sparta’da üretilmiş seramik ürünlerin pazarıydı. Bu ürünlerin en önemli özellikleri onların sadece sağlam ve işlevsel olmaları değil, aynı zamanda bunların çeşit çeşit resimlerle de süslü olmasıydı. 8. yüzyılda resim sanatı Sparta’da doruğuna ulaşmıştı.

    Sparta eğitmenleri ve süt anneleri öylesine başarılıydılar ki bütün bölge devletleri prenslerini eğitmek için Sparta’dan eğitmen ve süt anneleri ithal ederlerdi.

    Sparta’nın kanlı çorbası ve yemekleri öylesine ünlüydü ki Pontos kralı bile kendisine Spartalı bir aşçı tutmuştu.

    Dönemin en görkemli tapınakları Sparta’daydı. Dönemin en muhteşem görünümlü Apollon heykelleri Sparta topraklarındaydı.

    Dönemin en ünlü müzisyenleri, heykeltraşları, edebiyatçıları Sparta’ya çağrıldılar ve orada alanlarında olağanüstü bir gelişme kaydettiler. Ünlü heykeltraş Bathykus Söke’den kalkarak Sparta’ya gelmiş ve Apollon heykelini tamamlamıştı. Gene diğer ünlü heykeltraşlar Theokles, Dorykleidas ve Dontas ve kardeşi Olympia’da çok önemli ürünler vermişlerdi.

    Lesbos Adası’ndan gelen Terpander, her yıl Sparta’da yapılan festival yarışmalarına katılmış ve yarışmayı kazanarak oraya yerleşmişti. Sonra da ilk müzik okulunu orada kurmuş ve onun adıyla anılan yedi telli gitarı icat etmişti. Bu sayede Spartalılar kavalı, flütü ve müziği savaş marşlarında kullanarak, rakiplerine fark atmışlardı. Sparta eğitiminin köşe taşı tartışmasız müzik ve danstı.

    Ayrıca Anadolu’nun en ünlü müzisyeni Alkman’ı Sparta’ya çağırmış, onun oraya yerleşerek müzikte devrim yaratmasını sağlamışlardı.

    Sparta aynı zamanda edebiyatın da merkeziydi. Homer’in ünlü destanlarının Sparta’ya ilk kez Lykurgos tarafından getirildiği belirtiliyor. Kendi ülkesinde kaçak duruma düşen Megaralı Theognis’in Sparta’ya sığınarak, çalışmalarını orada devam ettirmesi bir tesadüf değildi.

    Sparta 8. yüzyılda sadece savaş sanatının değil, kültür ve sanatın da merkeziydi. Aynı zamanda aydınlanmanın da merkeziydi. Çünkü Spartalı demek aynı zamanda boş zamanını okumak, müzik yapmak, ortak çadırlarda oturarak felsefi tartışmalar yapmak demekti. Daha sonraki yüzyıllarda yazılan bütün felsefi ve siyasi yazıların ana konusu boşuna Sparta değildi.

    Sparta’da Aşk ve Evlilik

    Gerçi Sparta’da uygulanan bir dizi uygulama, bugünün insanına çok yabancı ve hatta itici gelecektir. Ancak bu uygulamaları kendi dönemi içinde değerlendirdiğimizde bunların o dönem nasıl devrimci bir atılım oldukları ve yüzyıllar boyunca bilim, sanat, siyaset ve felsefeyi kuvvetle etkilediklerini görebiliriz.

    Sparta’da evlilik hayatı da ilginçtir. Herkes istediğiyle evlenebilir, istediğinden çocuk yapabilir ve gerekli gördüğünde evini ayırabilirdi. Ama bu, garip bir uygulamayla icra edilirdi. Erkekler sevdikleri kadınları kaçırırlardı. Bu gönüllük esasına dayanırdı. Evli çiftler açıktan buluşmazlar, karanlık ve kuytu yerlerde ve ölçülü sevişerek “aşk ateşini” yüksekte tutarlardı.

    Kadın erkek eğitimde eşitti. Genç kızlar evliliğe kadar baba evinde kalırlardı, ama kendilerini toplumdan gizlemezlerdi. Aksine kadınlar da erkekler gibi eğitimlere çıplak katılırlar ve bedenlerinin güzelleşmesi için bütün spor dallarında yapılan eğitimlere katılırlardı. Dans ve müzik kızlara uygulanan eğitimin baş konusuydu. Kadınlar toplumda erkeklere göre daha etkindiler. Bu gelenek Aristo’nun en çok eleştirdiği konuların başında gelir. Spartalı kadınların giyindikleri yandan yırtmaçlı ve bacakları ortaya çıkaran etekler, Antikçağ döneminde hayretle karşılanırdı. Bu nedenle başka halklar Spartalı kadınları “bacak gösteren” olarak adlandırırlardı.

    Spartalı kadın tipi o kadar etkindir ki Aristophanes komedyalarının başkadın oyuncuları Sparta’dan esinlenilmiştir. Bunlar etkin, ne yaptığını bilen akıllı, zeki ve çekici kadınlardır. Ama Sparta’da yasaklar da vardı: Spartalı kadınların takı takması, parfüm ve krem kullanması, cila vs. sürünmesi kesinlikle yasaktı.

    Kadına şiddet uygulanamazdı. Aldatma kavramı Spartalıya yabancı bir kavramdı, çünkü herkes sevdiğine kavuşurdu. Şayet bir erkek bir kadına, ya da bir kadın bir erkeğe aşık olursa ve bunlardan biri evliyse, diğer eşten izin almak kaydıyla birlikte olabilirlerdi ve bu ilişki çocuk yapmaya kadar gidebilirdi. Çünkü Sparta’da çocuklar herkese aitti. “Benim çocuğum” demek ayıptı.

    Sparta’da toplumsal yaşam…

    Cömertlik Spartalıların en önemli özelliğiydi.

    Bu açıdan bakıldığında Sparta’da erkeklerin değil, kadınların çokeşliliğinden bahsetmek mümkündü.

    Sparta’nın ahlaki değerleri her şeyin üstündeydi. Vatan sevgisi, özgürlük, dostluk, dayanışma ve vicdan Sparta toplumunun temel harcıydı. Anlatıldığına göre esir düşen bir Spartalı kadına sahibi “en iyi ne yapabildiğini” sormuş. O da “özgür yaşamak” diye yanıt vermiş. Spartalı kadının onurunu kırmayı amaçlayan sahibi onu, aşağılatan bir işe koşunca Spartalı kadın: “ne yazık ki cimriliğinle beni satın alarak, büyük bir zarara uğradın” demiş ve hayatına son vermiş.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    İlgili Makaleler

    2,148BeğenenlerBeğen
    4,784TakipçilerTakip Et
    43,449TakipçilerTakip Et
    320AboneAbone Ol

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Turkuaz TV Toronto Söyleşi

    Gazeteci Hüsna Sarı, Sadık Usta ile COVID döneminde nelerin değiştiğini, ve sonrasında Dünyayı nelerin beklediğini oldukça farklı bir noktadan ele alarak...

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri

    Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Etkinliğinde Felsefe Gözünden Hayata Bakış Söyleşisi. Son Okul İnisiyatifinin Hayat Söyleşileri Bölüm 1

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler