• Kitaplarım
  • Söyleşiler
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    Tarihte Eşitlik Arayışı ve Kapitalizm…

    Kadınlar başa geçince ne olur

    Adalet, özgürlük ve eşitlik arzusu, ülkemizde henüz yakıcı bir şekilde hissedilmemektedir, ancak onun da eli kulağındadır.

    MÖ 392

    Bir şafak vakti…

    Atina’nın kadınları, kocaları henüz yataktayken onların giysilerini giyer,  şapkalarını takarlar; yüzlerini boyadıktan sonra da kocalarının bastonlarını kuşanarak halk meclisindeki oturaklara yerleşirler.

    Açılışın ardından alışılmamış bir yasa tasarısı sunulur.

    Bundan böyle devlet yönetimi kadınlara devredilsin…

    Komployu fark edemeyen Meclis Başkanı tasarıyı oylamaya sunar ve karar oybirliğiyle alınır… Atina’nın erkekleri gafil avlanmıştır…

    Böylece kadınlar başa geçer.

    Savaşlardan ve eşitsizliğin en büyük çilesini kadınlar yaşar. Çünkü savaşlar onların kocalarını ve oğullarını alır… Eşitsizlikse en çok onları açlığın sınırına sürükler.

    Böylece kadınlar başa geçer.

    Savaşlardan ve eşitsizliğin en büyük çilesini kadınlar yaşar. Çünkü savaşlar onların kocalarını ve oğullarını alır… Eşitsizlikse en çok onları açlığın sınırına sürükler.

    Aldıkları kararların ne olduğunu ise Praxagora’nın ağzından dinleyelim:

    Kazıyacağım kökünü çıplak kalmanın,

    Muhtaç olmanın,

    Kavganın,

    Dövüşün,

    Borçluya gelen haczin…

    Anlatacağım size nasıl olacağını!

    Göreceksiniz kendi gözlerinizle:

    Zira yoksulluk kol geziyor kentimizde şu sıra,

    Yeni icatlar gerekiyor, derin anlamı olan!

    Öyle yeni kurallar gerekli ki bize;

    Ne yapmaya ne de söylemeye cüret edilmiş olsun, bugüne kadar…

    Dinleyin:

    Gelecekte, her şey, ortak olacak!

    Ve her şey herkese ait olacak,

    Herkes aynı şekilde beslenecek artık;

    Zengin de kalmayacak, yoksul da.

    Olamayacak birinin hektarlarca toprağı, diğerinin

    Yokken mezar kadar yeri.

    Olmayacak birinin düzinelerce kölesi, diğerinin

    Yokken bir hizmetçisi…

    Hayır! Her şey herkese eşit ve ortak verilecek,

    Ve özellikle de yaşam!

    Bakın şimdi, bütün topraklar ortak olacak;

    Gümüş ve altın ve diğer her şey.

    Mallar ortak olunca, sizi doyuran ve bakan da biz kadınlar olacağız.

    Biz yöneteceğiz, biriktireceğiz ve hesap kitap tutacağız;

    Uğraşacağız, en iyisini yapmak için.

    Suç işlemeyecek hiç kimse, yoksulluk nedeniyle;

    Çünkü her şey herkesin ortak malı olacak;

    Ekmek, pasta, esvap, kavurma, şarap, bezelye, mercimek ve simitler…

    Herkes her şeyi karşılıksız alacak,

    Çünkü kadınlar da ortak olacak;

    Her isteyen girecek koynuna istediği erkeğin,

    Bıraktıracak istediğinden gebe kendini!

    Apollon aşkına! Gördünüz mü planın ne kadar demokratik olduğunu!

    Kuduracak alyanslı namussuz toprak ağaları,

    Şişinip dururken halkın önünde;

    Bağıracak ona baldırı çıplak:

    Hey! Bekle sıranı! Önce ben, sonra sen!…

    (Ünlük hiciv ustası Aristofanes’in “Kadınlar Halk Meclisi” oyunundan bir bölüm; İlkçağ Ütopyaları, Kaynak Yayınları, İstanbul)

    Çöpten beslenen Avrupalı bir kadın…

    2000’Lİ YILLAR…

    Günümüz Avrupa’sından Gazete Manşetleri:

    Kapitalizm Bitiyor mu?

    Açlık Sınırında Yaşayanlar Çoğalıyor!

    Sefalet Politikası Bilinçli mi Uygulanıyor?

    Avrupa’da Her Beş Kişiden Biri Açlık Sınırında!

    Koşulsuz Asgari Geçim Maaşı!

    Sosyal bilimciler, orta sınıfın gün geçtikçe yok olduğunu ve bu nedenle de Avrupa kapitalizminin kendi temellerini yıktığını belirtiyorlar. Onlara göre artık daha eşitlikçi paylaşım programlarına ihtiyaç var.

    Adını İtalyan sosyal bilimci Corrado Gini’den alan Gini katsayısı, bir ülkede milli gelir dağılımının eşit olup olmadığını ölçüyor.

    Eşitsizliğin dorukta olduğu ülkeler sıralamasında ne yazık ki Türkiye tepede; bizi Meksika ve Şili takip ediyor. Birçok bilim insanı, bu gidişle sadece ekonomik ve siyasi iklimin değil, aynı zamanda toplumsal barışın da bozulacağına vurgu yapıyor.

    Özellikle de son 30 yıldaki gelişme korkunç boyutta: Verilere göre dünyanın en büyük servetine sahip küçük bir kesim, servetlerini üretimden değil borsa, kira ve faiz gelirlerinden sağlıyor. Esas yükü sırtlanan emekçi sınıflarsa gün geçtikçe daha fazla açlık sınırına doğru itilmektedirler.

    Yoksa Karl Marx’ın kapitalist ülkeler için öngördüğü “sermayenin yoğunlaşmasıyla toplumsal sefaletin de artacağı” çağa mı girdik?

    Herkes kendince çareler düşünüyor, hatta Afrika’nın bazı ülkelerinde ilginç denemeler de söz konusu, ama sonuçta istikametin ne olacağını kimse kestiremiyor.

    Peki, Geçmişte Durum Nasıldı?

    Aslında eşitlik talebi ve onunla birlikte özgürlük arayışı o kadar güçlü ve haklı bir taleptir ki geçmişi uygarlığın ilk dönemlerine kadar gider.

    İlk eşitlik talebi tahmin edileceği gibi Sümerlerde dile getirilmişti.

    Uygarlık, devlet, bürokrasi, sınıf, ekonomik düzen, yazı, eğitim, yasa, mahkeme, sözleşme, din, sanat… hepsi ilk önce orada başladı.Tabii ki savaş ve ilk sömürülenler olmaları nedeniyle kadınların ezilmesi bir o kadar katmerleşti. Halbuki uygarlığın temeli, kadınların bilgisi, becerisi ve eşitlik kültürünün doğal kaynağı olan vicdanları sayesinde gelişip serpilmişti.

    Toplu yaşam, üretim, büyü ve savaşlar 40-50 bin senelik bir geçmişe sahip; belki de daha eskidir, ama gerçek anlamda uygarlık ilk kez Sümerlerde ortaya çıktı.

    Amariga Sümerce özgürlük

    MÖ 2350 yılında Sümer kent devleti Lagaş’ta Urukagina adında bir lider çıkar ve onun öncülüğünde tarihin ilk sosyal devrimi gerçekleşir.

    Lagaş’ta yoksulların, emekçilerin ve özellikle de yetimlerin sömürülmesinin önüne geçen, onların haklarını ve çıkarlarını güvence altına alan yasalar çıkarıldı. Zorla mala el koymalar, rüşvet, kolluk kuvveti zoruyla angarya ve köleleştirme o dönemden sonra son bulmuştu…

    Tek Tanrılı dinler de eşitsizliği ortadan kaldırmak için ortaya çıkmışlardı. Yoksulların, kölelerin ve ezilenlerin peygamberlerin etrafında toplanmaları da bunu kanıtlıyor. Ama söz konusu dinlerin sonradan, ezenlerin, zulmedenlerin ve sömürücülerin birer aracı haline gelmesi tabii ki başka bir konudur…

    Yine binlerce yıl önce İran’da, Hindistan’da, Mısır’da ve Çin’de yüzbinlerce insanın hayatına mal olan büyük eşitlikçi ayaklanmalar, yıllıklarda kayıtlara geçmiş.

    Sonradan bunu Antikçağ döneminde, Yunanistan ve Roma’da ve hatta Anadolu’nun batısında da görüyoruz.

    Bizim Bergamalı Aristonikos’un Roma İmparatorluğu’na kök söktüren isyanı müthiş bir gelenek bırakmıştır. Üç yıl boyunca Bergama’da, Heliopolis’te (Güneş Şehri) özgürlük ve eşitlik düzeni kurulmuştu.

    Platon’un Devlet projesi de (bugünden bakınca tabii ki mükemmel değil) eşitlikçi bir dünyanın nasıl kurulabileceğine dair önemli bir tasarıdır. Miletli Hippodamos, Kadıköylü Phaleas’ın eşitlikçi ve özgürlükçü devlet tasarıları da bunlardan bazılarıdır.

    Filozoflar, eşitsizlikten kaynaklanan toplumsal yozlaşmayı, gerginlikleri, çatışmaları, savaşları, baskıyı, sömürü ve zulmü ortadan kaldırabilmek için hep kafa yormuşlar. Diyojen’in eşitlikçi projesinden daha önceki bir yazımızda (Odatv, tarih) bahsetmiştik.

    İnsanlık tarihi, bir bakıma eşitlikçi projelerin yazıldığı ve uygulandığı bir âlemdir.

    İran’da Mazdekler, Yemen’de Karmatlar, Basra’da Zenciler, Azerbaycan’da Babekiler

    Bunlar bölgemizdeki eşitlikçi arayışların bazılarıdır. Nitekim ünlü Selçuklu Veziri Nizamülmülkde ünlü eseri Siyasetname’sinde bu türden eşitlikçi girişimlerden bahseder ve bunları “her şeyi ortak etmek isteyen zındıkların işi” olarak kınar.

    Uzak Doğu Asya’da da durum böyledir: Çin’de her iktidara gelen hükümdar, önce bozulmuş olan adalet ve eşitliği yeniden düzelteceğini vaat edermiş. Bunu yapamayınca da yeni bir ayaklanmayla yıkılır gidermiş.

    Türklerin Orta Asya’dan çıkışının ifadesi de bu değil mi? Ergenekon’dan, “esaretten kurtuluş, bozulmuş birlik ve barış” sağlansın diye çıkılmadı mı?

    Nevroz, yani “yeni gün” sadece yeni bir yılın müjdecisi mi? Aynı zamanda zulme uğrayan halkların başkaldırısının simgesi değil mi?

    Peki, Mevlana’nın (o ki bir eli yağda bir eli baldaydı) şu beyitleri özgürlük ve eşitlik arayışının ifadeleri değil mi?

    Bir şehir ki işretle, bollukla dopdolu.

    Her sarhoşun elinde bir kadeh;

    Bu, işret peşinde, öbürü sıhhatte,

    Afiyette.

    Bu süt ırmağı, öbürü bal nehri.

    Şehirde bir padişah olur.

    Bu şehir ne acayip, padişahlarla dolu.

    Gökyüzünde ancak bir ay var, bu gökse aylarla, Zühallerle dolu.

    Yürü… Yürü;

    Doktorlara, sizin orda işiniz yok de, çünkü orda ne bir hastalık vardır ne de kimse rahatsızlık yüzü görür.

    Ne kadısı var o şehrin ne devlet görevlisi…

    Ne beyi var, ne vergicisi; dava, düşmanlık, savaş, nasıl olur da deniz üstünde yürüyüp gidebilir…

    Büyük Düşünürler Özgür Uğruna Hayatlarını Ortaya Koydular

    Büyük devlet adamları, filozoflar, bilim insanları ve düşünürler, yüzyıllar boyunca eşitlik özlemi için hem proje geliştirmişler hem de bu dava uğrunda yaşamlarını ortaya koymuşlar.

    Büyük Fransız filozofu Rousseau’nun önemli eserlerinden biri İnsanlararası Eşitsizliğin Kaynağı’dır. Rousseau’ya göre insanoğlu özgür ve eşit doğmaktadır, ama her yerde zincirlerle vurulmuştur.

    En büyük filozofların, bilim insanlarının ve düşünürlerinin, hatta sanat ve kültür adamlarının özgürlük ve eşitlikten yana olması bir tesadüf müdür?

    Acaba bunun nedeni, onların toplumsal duyarlılık konusunda aşırı hassas olması mıdır?

    1700-1900 yılları arasında ABD topraklarında tam 1980 adet eşitlikçi komün kurulmuş. Amerikalıların saygın filozofu Emerson, “Amerika’ya gelen her aydının cebinde bir eşitlikçi proje bulunmaktadır” der anılarında. Amerika Anayasası ve Bağımsızlık Beyannamesi bu düşüncenin etkisi altına yazılmıştır.

    Yüzbinlerce insanı kucaklayan Amerikan komünlerinde, insanoğlunun mutluluk arayışına yanıt aranmış. Sosyalizmin büyük teorisyenlerinden Engels de bu komünleri, “eşitlikçi toplumların kurulabileceğine dair kanıtlar olarak” ileri sürer.

    Peki, bizde yok mu böylesi projeler? Tabii ki var, en ünlüleri Karaburun’da başlayan ve hızla Anadolu’nun batısında yayılarak Osmanlı’nın tahtını tehdit eden Şeyh Bedreddin isyanıdır.

    Ki Nazım Hikmet, Bedreddin’e atfen, “Yarin yanağından gayrı paylaşmak her şeyi” demiştir…

    Görüldüğü gibi eşitlik özlemi sadece kitap sayfalarında yer almadı, aynı zamanda büyük davalara da mal oldu.

    Fransız Devrimi’nin üç önemli şiarı “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik”ti.

    Bütün bir 20. yüzyıl, Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya eşitlik ülküsünü dile getiren devrimlere ev sahipliği yaptı.

    Yeniden Günümüze Dönersek…

    Bugün Avrupa’nın birçok sosyal-bilimcisi, daha adil ve eşitlikçi bir toplumun zorunlu olduğunu görüyor ve bunun hangi dengeler üzerinde kurulması gerektiğine dair projeler geliştiriyor. Çünkü Avrupa’da yoksulluk ve sefalet sadece insanların daha kötü beslenmesine neden olmuyor, aynı zamanda onları alkol ve uyuşturucu bağımlısı yapması nedeniyle toplumu da içten içe çürütüyor.

    Son dönemde Avrupa’da yükselen yabancı düşmanlığının, söz konusu toplumsal-kültürel krizle daha da büyüdüğünü belirten çok sayıda sosyal-bilimci var.

    Adalet, özgürlük ve eşitlik arzusu, ülkemizde henüz yakıcı bir şekilde hissedilmemektedir, ancak onun da eli kulağındadır. Dünyanın sürüklendiği ekonomik ve toplumsal krizlere, çevremizi saran savaşlar da eşlik etmektedir.

    Yani kriz ve fırsat hemen eşikte beklemektedir…

    Makaleyi Ataol Behramoğlu Abimizin özgürlük ve eşitlik özlemini dile getiren iki dörtlüğüyle bitirelim.

    Yunus Gibi

    Kıran vurdu memleketi

    Zalimler hakan olmuştur

    Yedikleri yoksul eti

    İçtikleri kan olmuştur.

    Sesime kulak ver gülüm

    Tutsaklığa yeğdir ölüm

    Nerde varsa böyle zulum

    Çaresi isyan olmuştur.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci
    1,546BeğenenlerBeğen
    3,827TakipçilerTakip Et
    18,701TakipçilerTakip Et
    216AboneAbone Ol

    Son Yazılar

    Minnettarım…

    MİNNETTARIM...Değerli Arkadaşlar,son 5. ciltle birlikte Dünyayı Değiştiren Düşünürler serisi tamamlanmış oldu. Kuşkusuz bu seri içinde en özgün ve en çok emek gerektiren...

    TÜYAP İmza Günü 9 Kasım Cumartesi

    Dünyayı Değiştiren Düşünürler tamamlandı...5. cildi eksik olanlar ya da tamamını imzalatmak isteyen okurları beklerim...Kafka Kitap standı, 3. Salon, Stand no: 3104.

    Son Taş da Yerine Oturdu Dünyayı Değiştiren Düşünürler Serisi Tamamlandı

    Bu kitapla birlikte 5 cilt olarak tasarlanan “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” serimizi de tamamlamış oluyoruz. “Felsefenin şafağı” olarak adlandırdığımız ilk anlardan başlayarak uygarlık...

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler