Yalnızlaşan Rahşan Ecevit

“Genç Karl Marx” Filmi ve Mesajı
Ekim 12, 2019
Gramsci ve Cumhuriyet Devrimini Savunmak
Ekim 12, 2019

Yalnızlaşan Rahşan Ecevit

DSP Nereye Koşuyor?

Yalnız Bırakılan Rahşan Ecevit

Hiçbir şüphem yok, Türkiye’de iktidar olan veya belediyeleri yöneten partilerin neredeyse tamamı menfaatçi kadrolarla doludur.

Fakat yerel seçimlerden önce aday yapılmayan CHP’li belediye başkanlarının DSP’den aday olmalarının benim gibi oy vermeyecek bir insanda bile yarattıkları tepkiyi anlatmak mümkün değildir. Bunlara oy vereceklerin bilinçleri hep aşağılayadurdukları AKP’li seçmenden daha geri olmalıdır.

Bu durumun toplumda yarattığı tepki inanılmaz.

Bu durumu görünce, bir süre önce İstanbul Kitap Fuarı TÜYAP’ta yalnız bırakılmış Rahşan Ecevit hakkındaki yazımı paylaşmayı gerekli gördüm.

Siyasetteki vefasızlığı anlatan bu yazımı yeniden paylaşıyorum.

2018 İstanbul kitap fuarında… (foto: Zerrin Bekar)

Buyrun…

Hafta sonunda İstanbul kitap fuarında Rahşan Ecevit’e rastladım. Sarılmamak için kendimi zor tuttum…

Kolunda genç bir hanımla, TÜYAP’ın sahaflara, yoksul dergilere ve kitle örgütlerine parasız tahsis ettiği daracık salonda her zamanki gibi başı dik ama hüzünlü bir bakışla yürüyordu.

Sonra düşündüm…

Etrafında kimse kalmamış…

Halbuki bu insan, bir zamanlar bu ülkenin “İlk Hanımefendisi”, şimdiki moda deyimle First Leydisiydi.

Sonra yine düşündüm…

Rahşan Ecevit bende hep, aşık olunacak yegane kadın imajı bırakmıştır. Biraz mağrur, şımarıkça öne çıkmayan ama ne yaptığını çok iyi bilen, olgun, her açıdan birikimli ama bunu şova dönüştürmeyen, zarif, kültürlü, siyasete çok meraklı, etkin, başı dik; belki de Ecevit’in Ecevit olmasını sağlayan en büyük yol arkadaşı…

Ama gel gör ki şimdi kimse yoktu etrafında. Ne bir “sayın bakan” kalıntısı ne de siyaset bezirganı…

Kolunda kendisi gibi sade giyinmiş genç bir hanımla yürüyordu… O da Rahşan Hanım gibi makyajsızdı. Neredeyse ikisi de fark edilemeyecek kadar “hayaletimsi” bir yürüyüşle ilerliyorlardı stantlarına.

Kuşkusuz bu ülke başka “First Leydiler” de tanıdı. Kimi onun gibi zarif ve tevazu içinde yaşayıp gitti, kimi ise aslında hiç olmayan bütün varlarını yoklarını ortalığa saçmakta pek maharetliydiler. Şimdikilerse ikincilere benzemede pek hevesli… Her adımda “biz de varız” diye bağırıyorlar tıpkı sirenin çığlığıyla…

Hırslılar, “biz yarattık şu gördüklerinizi” diye bağırıyorlar. Ortalığa saçıyorlar bütün yoklarını, tabii ki tarih onların kaydını tutmayacak.

Rahşan Hanımsa sade giyimli, sade yürüyüşlü, sade bakışlı ve sadece imza atarken hafiften, biraz da mahcupça addedilecek tarzda gülümsüyor. Rahatsız olmasın diye fotoğrafını çekmek de istemedim. Eminim fotoğraf çekmeye yeltenseydim, azarlar bir bakışla küçümseyecekti beni. Belki ondandır… Çekmedim fotoğrafını, ancak o an Rahşan Hanım hakkında bir yazı yazmayı gerekli gördüm.

Kim onun kadar kendinden emin bir şekilde yürüyebilirdi bu salonda. Eminim, başkası olsa salına salına yürümekle kalmaz, çevrenin dikkatini çekmek için birçok numaraya da başvururdu. İşte, “her akıllı erkek böyle bir kadını, böyle bir eşi arzulamalı” dedim içimden.

Rahşan Hanım bugün 95 yaşında, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en mütevazı liderinin eşiydi o. Bülent Beyden 3 yaş büyüktü, bu da bende hep saygı uyandırmıştır. Hem Bülent Bey hem de Rahşan Hanım açısından muhteşem bir farklılık. Kaç erkek hem de lider, kendinden yaşça büyük bir kadına aşık olabilir? Benim bildiğim bir de Karl Marx var…

Rahşan Hanım yalnızdı ve hüzünlüydü…

Kuşkusuz onun da çok hataları olmuştur yalnızlaşmasında. Siyaset, sadece insan öğütmüyor aynı zamanda insani değerleri de çürütüyor.

Kuşkusuz onun da çok hatası olmuştur…

Ama yok…

İnsanoğlu çok vefasız…

Çok vefasızız…

Günübirlik yaşamayı, 15 dakikalığına meşhur olmayı bir meziyet sanan, ünlü olmanın “hazzına”, “şehvetine” kapılmış lanet bir çağda yaşıyoruz.

Meşhurken, zirvedeyken, güzel ve alımlıyken, medyatikken, gündemdeyken, çok konuşulurken ve gücünün zirvesindeyken bütün böcekler ve saniyelik sinekler etrafında pervane oluyor, tıpkı ışığın etrafına doluşan sinekler gibi…

İnsanlık çok çok yanlış bir yolda ilerliyor…

Bazılarınız karamsar bulacak bu cümlelerimi, eminim. Ne yazık ki şu yaşadığımız insan dramlarını, ne “büyük” adamların cafcaflı lafları ne de hayalini kurduğumuz ve uğrunda ömürler tükettiğimiz büyük idealler ortadan kaldırabilir. Çünkü herkese bulaştı bu hastalıklı yapı.

İnsanoğlu illet bir hastalığa tutulmuş, kıvranmaktadır pençesinde gösterişin, hırsın; hep kazanmak ve hep önde olma sevdasının.

Sanırım hepimizin içimize dönüp, “ya ben ne yapıyorum” demesi gerekiyor. Yoksa halimiz çok fena…

Sadık USTA
Sadık USTA
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla