Cumhuriyet Devrimi Solun Mirası Değil mi?

Das Kapital’in 4. Cildi Neden Yayımlanmadı?
Ekim 12, 2019
Das Kapital ve Sol Partilerde “Fire” Sorunu
Ekim 12, 2019


Marks’tan Siyaset Dersleri: Cumhuriyet Devrimi Solun Geçmişi Değil mi?

Marx, Kapital‘de sadece iktisat kuramının kavramlarını incelemez, aynı zamanda bizi hayata, tarihe ve siyasi-kültürel geleneklerimize nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda da aydınlatır. Marx her olguya, kavrama ve fenomene diyalektik yöntemle, yani şeyleri mevcut konumlarıyla değil, geçmiş ve geleceği kucaklayan süreçler açısından ele alır. Hegel’den devraldığı diyalektik yöntemi, sadece düşüncenin (İdea), felsefenin ve zihinsel etkinliğin değil, aynı zamanda her türden maddi olgu ve kavramın çözümlemesinin bir aracı olarak da kullanır.

Marx’a Göre Birikim Sadece Sermaye mi?

Örneğin O, “sermaye” derken, bunu salt “para” olarak düşünmez, “sermayeyi” uygarlığın bütün birikiminin (devlet, siyaset, kültür, hukuk, eğitim, bilim, üretim vs.) hasılatı olarak da ele alır. Biz de onun bu yönteminden, bir bakıma Marx’ın mantığından hareketle Cumhuriyet Devrimi’nin birikimine nasıl yaklaşılması gerektiği konusunu ele almak istiyoruz.

Örneğin Marx, sermaye birikimini incelerken, pamuğun işlenerek sadece ipliğe dönüştürülmediğini, aynı zamanda bu işlemle yeni bir ürün elde edildiğini, yeni bir değer yaratıldığını; bunun da o maddede yeni bir aşama olduğunu, dolayısıyla yeni bir kavrama ulaşıldığını, bunun da kültürel birikimde bir yükselme ve zenginlik olduğunu belirtir.

İnsan, emek gücü harcayarak artı değer (katma değer) yaratır. Artı değer, basit bir fazlalık değildir. O hem emekte hem de üründe yeni bir aşamayı ifade eden niteliktir. Yaratılan her ürün, artı değerle eski şey olmaktan çıkarılmış ve yeni bir şeye dönüştürülmüş olur. Böylece, sadece harcanan enerji yeniden üretilmekle kalmaz, aynı zamanda geleceğin üzerinde yükseleceği zemin de hazırlanmış olur. Yani emekçi, emek gücüyle hem kullandığı makinelerin aşınma değerlerini, hem üzerinde emek harcadığı toprağın rantını, hem bütün sömürücü sınıfların har vurup harman savurdukları giderlerini hem de gelecek kuşaklara aktarılacak olan birikimi bir üst seviyede yeniden yaratır.

Örneğin pamuktan iplik yaratırken yeni bir ürün (nitelik) yaratılmış olur. Üretilen iplik artık eski pamuk değildir. Yaratılan iplikle artık kumaş da üretilebilecektir. Yani, pamuğun ipliğe dönüştürülmesi aynı zamanda onun dokunmasının ve sonra da üretilen bezin kumaş haline getirilmesini mümkün hale getirmiştir. Bir bakıma iplik üretirken, sadece iplik üretmiş olmuyorsunuz aynı zamanda kumaşın üretilebilmesinin koşullarını da hazırlamış oluyorsunuz. Yani değerler, aşamalar bir basamak öncesinden hazırlanmış olmaktadır.

Toplumlar Nasıl Değerlenir?

Peki, toplumlar açısından “yeni değer yaratmak” ne demektir? Ya da toplumlar nasıl değerlenirler? Şimdi yeniden pamuk-iplik-kumaş-giysi sürecine bakalım.

Emekçi, pamuktan iplik üretirken o, ondan kumaş yapılsın diye üretir. Kumaşın yapılma süreci daha ilk aşamada belirlenmiştir. Pamuk önce iplik haline getirilmiştir fakat ipliğin maddesi hâlâ pamuktur. Yani pamuk yok olmamakta ancak o bir artı değerle yeni bir nitelik kazanmış olur. Her yeni ürünün dokusunda, eski ürünün ana malzemesi korunmaya devam eder; dokusunu ondan alır ama o artık yeni ve başka bir ürün olmuştur. Yani artık pamuk, pamuk olarak mevcut değildir fakat iplikte içerilerek yaşamaya devam eder. Bu sayede hem gelecekte lazım olacak bir ürün üretilmiştir hem de yeni bir kavram yaratılmıştır. Pamuktan sonra şimdi bir de iplik diye bir kavram vardır.

Şimdi isteyen ipliği işleyerek, yani ona yeni bir değer katarak onu kumaş haline getirebilir. Böylece hem yeni bir değer yaratılmış hem de yeni bir kavram (kumaş yeni bir kavramdır) üretilmiş olur. Sonra yine isteyen kumaşa yeni bir değer katarak ondan bir ceket de üretebilir ki bu kez yine yeni bir ürün ve yeni bir kavram daha türetilmiş olur… Gördüğümüz gibi pamuk bütün süreçlerde yeni üründe içerilerek varlığını devam ettirmektedir. Öz değişmemekte fakat biçim-form değişmektedir.

Görüldüğü gibi her ürün, yeni bir katma değerle birlikte yeni bir nitelik kazanmakta ve toplumda yeni bir amaca hizmet eden yeni bir ürün olmaktadır.

Pamuğu olduğu gibi kullanarak ceket yapamazsınız, ama onu eğirerek iplik haline getirebilirsiniz; sonra iplikten kumaş ve kumaştan da ceket yapabilirsiniz. Bunu yaparken aşamalardan herhangi birini keyfinize göre ya da kolayınıza geliyor diye veya zaman kaybını ortadan kaldırmak istiyorsunuz diye atlayamazsınız. Yani doğanın zorunlu aşamalarını takip etmek zorundasınız. İplikten, ceket yapabilecek (şahsi örme işlemini değil, fakat fabrika üretimini kastettiğimiz düşünülmelidir) bir babayiğit henüz görülmemiştir.

Kültür, tarih, siyaset, devlet, toplum ve hatta tek tek ölümlü insanlar da bu şekilde hayat tarafından aşama aşama işlenerek ve yetkinleşerek ilerleyip, her aşamada daha de gelişmiş olarak “belirli bir amaca” uygun hale gelirler. Dolayısıyla Marx’ın “ürün” dediği her yere; kültürü, siyaseti, hukuku, toplumsal olanı ve hatta kendi şahsınızı da yerleştirebilirsiniz. “Sermaye birikimi” dediği her yere, bütün bunların toplamından oluşan uygarlık birikimini koyabilirsiniz. Bu aşamaları kaydetmeden atlayabilen, mucize yaratmış olur ki işte o zaman ona “peygamber” gözüyle bakılır. Ama bahsettiğimiz konular ve insanlar bu dünyaya aittir.

Şimdi gelelim esas olarak söylemek istediğimize…

Geçmiş Birikim Neden Önemli?

Son yıllarda sıklıkla, özellikle de AKP’nin günden güne daha çok saldırdığı ve ortadan kaldırmaya çalıştığı Cumhuriyet devrimlerinin zemini ve Kemalist birikim mirası tartışmalara konu olmaktadır. Birçok solcu, bu birikimi, sol geleneğinin birikimi olarak görmemekte ısrar etmektedir. Örneğin halkçılık, laiklik, cumhuriyet, ulusal bilinç, antiemperyalizm solun sahip çıkması değerler değil midir? Ya da bunlar, bazılarının ileri sürdüğü gibi “sosyalizmi amaçlayan solu ilgilendirmeyen” konular mıdır?

Her an karşılaşacağımız gibi bu birikime sahip çıkıp çıkmama veya bu birikimi solun değerleri olarak görüp görmeme sorunu sürekli tartışma konusudur.

Şimdi söyleyeceklerimiz; kendilerini sosyalist, Kemalist, ulusalcı ve halkçı görenleredir…

Sosyalistler, kurmak istedikleri sosyalist düzeni, ancak mevcut toplumsal koşullarda (insan birikimi, düşünsel birikim, kültürel birikim, mevcut sorunlar temelindeki pratik birikim) kurabilirler. Tasavvur ettiğimiz düzeni henüz yaratılmamış bir zeminde (isterseniz siz buna Marx’ı takip ederek ürün deyin) kuramazsınız, çünkü her nesne, olgu, kavram vs. ancak elinizdeki mevcut araçlarla yaratılabilir. Eğer eskinin ötesine geçen yeni bir şey (sosyalist düzen veya ceket örneği) yaratılmak isteniyorsa, bu ancak eski ürün ve birikim (Cumhuriyet Devrimi birikimi) üzerinde inşa edilebilir. Dolayısıyla eskinin korunması bir tercih değil, zorunluluktur. Yani kendi beğeninize göre bir ceket dikmek istiyorsanız, üretilmiş ve mevcut olan herhangi bir kumaştan faydalanmalısınız. Mevcut kumaşı yok sayarak yeni bir ceket üretemezsiniz. Aslında o kumaşı görmezden gelen ve onu işlemekle işe başlamayan yeni bir ceket üretmeyi de sonsuza kadar ertelemiş olur. Toplumlar, eski birikim üzerinde sıçramalar yapabilirler. Eski birikime sırtını dönmüş olanlar, ebediyete kadar yeni bir toplum kurma şansını da kaybetmiş olacaklardır. Eski birikimi korumak ve ondan yeni bir şey yaratmak, geri olan bir unsula uzlaşmak veya geri adım atmak değildir, aksine yeni bir toplum kurmak için onu dayanak yapmak ve onun ötesine geçmektir. Diyalektik yöntem salt düşünsel bir yöntem, salt fikir cimnastiği değildir, fakat en çok pratik hayata yön veren vazgeçilmez bir bakış açısıdır. Unutulmamalıdır ki ancak geçmiş ve mevcut toplumsal kurum ve ilişkileri sıçramanın zemin olarak ele alanlar, yani bunları kendi varlığının bir parçası haline getirebilenler, ondan ötesine sıçrayabilir ve yeni bir toplum yaratabilirler.

Örneğin pamuk işlenirse ipliğe, iplik işlenirse kumaşa, kumaş işlenirse cekete dönüştürülebilir. Kumaşın hammaddesi olan pamuğu değiştiremezsiniz, çünkü o bir nevi sizin mevcut toplumunuzun ve ülkenizin hammaddesidir. İpliği ve kumaşı da değiştiremezsiniz, çünkü onlar sizin toprağınızın mahsulü ve işçilerinizin işlediği ürünlerdir ve toplumunuzun mevcut verili koşullarda yarattıkları değerlerdir.

Kısacası, Cumhuriyet Devrimi ve onun önderi Atatürk, bu ülkenin ürettiği pamuk ve iplikten (buna toplumsal koşullar ya da toplumsal malzeme de diyebiliriz) o gün için muazzam bir kumaş elde edebilmişti. Bu değerler zemininden hareketle, yani onu koruyarak, benimseyerek, özümseyerek ve tabii ki onun üstüne yeni bir şeyler koyarak, bir bakıma ona yeni bir değer katarak onu daha da ileri noktalara taşıyabiliriz.

Ancak…

Değiştiremeyeceğiniz pamuktan, iplikten ve kumaştan kendi özgün tasarımınızı yaratabilirsiniz.

Ama ürettiğiniz “yeni tasarım”ın pamuk ve ipliğini değiştiremezsiniz. Yeni iplik ve kumaşı ancak yeni koşullarda (yeni üretim araçları icat ederek, toplumlarda ise yeni insan tipi yaratarak) üretebilirsiniz. Yeni bir makine icat etmeden yeni bir tür iplik yaratamazsınız. Aynı şekilde yeni bir insan türüyle yeni toplumlar yaratabilirsiniz. Aşamaları keyfinize göre atlayamazsınız.

Pamuk bizim pamuğumuz, iplik ve kumaş da bizim iplik ve kumaşımız, onu istediğimiz tarzda biçimlendirebiliriz. Sonuçta ipliği, kumaşı ve ceketi yapacak olanlar da bu ülkenin insan malzemesidir. Bu mevcut insan malzemesi ise, yüzyıllar boyunca koruna koruna, özümsene özümsene, ama aşıla aşıla gelen bir malzemedir.

Bunu beğenmeyense, eninde sonunda gider “elin” ceketini giyer.

Umarım anlaşılmıştır…

Not: Marx’ın geçmiş dönemin toplumsal birikimine, düşünsel mirasa ve insan malzemesine nasıl yaklaşılması gerektiği konusunu incelemeye devam edeceğiz…

Sadık USTA
Sadık USTA
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla