Diyojen’in Sinop’tan Atina’ya Kaçışı-2

Diyojen: Fıçılarda Yaşamak-1
Kasım 4, 2021
Diyojen’den Bilgelik Dersi-3
Kasım 6, 2021

Sinop, MÖ 4. Yüzyıl

Karadeniz güney kıyısında yer alan Sinop, bir burun gibi Karadeniz’in içlerine doğru uzanarak gemilere doğal bir sığınak sunar. Kent, kuruluşu MÖ. 7. yüzyıla kadar götürülebilecek kadar eski bir yerleşim yeridir.[1] Balıkçılıkla geçinen halkın önemli gelir kaynaklarından biri de ticarettir.

Kent, Yunan kolonicilerinden çok daha önce (MÖ. 7. yüzyılda) Kilikya ve Mezopotamya’dan gelen kervanlar için de konak işlevi görmekteydi.

Sinop, stratejik konumu nedeniyle sıklıkla el değiştirirdi. Kentin yönetimi, MÖ. 4. yüzyıldan sonra ilkin Perslere, ardından Kapadokya ve ardından da Makedonya Krallığına geçmişti. Şehrin, Kırım Krallığı’yla olan ticari ilişkileri ise hiç kesintiye uğramadan devam etmiştir.

Sinop, hem ticari hem de kültürel açıdan gelişmiş kozmopolit bir kentti. Farklı kavimlerden, farklı inanç ve dillerden insanlar bir arada yaşıyordu.

Diyojen, MÖ. 413 yılında varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Ticaret demek, kredi ve banka demekti. Kentteki devlet bankasının müdürü, Diyojen’in babası Hikesios’tu. Gençliğinde iyi bir eğitim aldığı anlaşılan Diyojen, bıçkın, ele avuca sığmayan, uyanık ve hazır cevap bir gençti. Bir rivayete göre o, darphanede çalışan işçilerin yararına kalpazanlık yapmış, onun ifadesiyle “paranın düzenini bozmuştu.” Anlaşılan köklü bir aileden gelen güvenilir bir bankerin bir tür anarşist oğluyla karşı karşıyayız. Sadece bununla kalsa yine iyi; üstüne bir de Yunan karşıtı bir konuma geçerek Pers Kralı Kyros’un safında savaşmıştı.[2] Kalpazanlığın ortaya çıkması üzerine babası tutuklanmış o ise sürgüne gönderilmiş ya da bir başka rivayete göre kentten kaçmıştı.

Doğrudan Atina’ya varan Diyojen, geçimini sağlamak için bir süre gündelikçi olarak çalışmış[3] fakat sonra çeşitli felsefi akımların toplantılarına katılarak filozof olma yolunda ilerlemişti. Ona göre “bir avuç iyi insanla birlikte dünyanın bütün kötülüklerine karşı savaşmak, çok sayıda kötü insanla birlikte birkaç iyi insana karşı savaşmaktan iyidir.”

Anlatıldığına göre bir farenin bir deliğe girerek kaybolduğunu görünce, yaşam tarzını da kökten değiştirmeye karar vermiş. O günden sonra Atina’da Solon’un yasalarının saklandığı Kybele tapınağının sundurmasına yerleştirdiği bir zahire fıçısının içinde yatıp kalkmaya başlamış.

Diyojen, Atina’ya vardığında Sokrates çoktan ölmüştü. MÖ. 399’da kentin huzurunu bozmakla, tanrıları inkar etmenin yanı sıra gençleri kışkırtmakla suçlanan Sokrates, ölüme mahkum edilmişti. O günden sonra da Atina’da felsefi faaliyetler, Sokrates’in tedrisatından geçmiş öğrenicileri tarafından yütürülmekteydi. Genel olarak Diyojen, bütün filozofları küçümser, onların derslerini dinlemeyi de bir zaman kaybı olarak değerlendirirmiş.

Platon’la ilişkileri hep gergin olan Diyojen, onun İdealar dünyasıyla da alay edermiş. Bir toplantıda felsefi ilkelerinden bahseden Platon, masanın yanı sıra soyut bir “masalığın”, kâsenin yanı sıra da soyut bir “kâseliğin” olduğundan bahsedince Diyojen, “sevgili Platon, burada ne masalık ne de kâselik görüyorum fakat önümde bir masa ve kâse durmaktadır” deyince, Platon, “evet, anlaşılır bir durum. Çünkü masa ve kâseyi görmek için gözlere sahipsin fakat masalığı ve kâseliği kavrayabilmek için gerekli olan akıldan yoksunsun” diye yanıt vermiş. İşte, Atina’nın meydanlarında filozoflar birbirilerine böyle takılıp dururlarmış.

Filozoflar içinde ona en çok hitap eden Antisthenes’miş. Onun öğrencisi olmak için yaptığı başvurular reddedilince, o da en sonunda Antisthenes’in kapısına dayanmış ve “beni kabul edene kadar buradan bir adım geri çekilmeyeceğim” demiş. Katı kurallarıyla bilinen Antisthenes ise onu kovmak için elindeki bastonunu kaldırınca, Diyojen de vurması için kafasını uzatmış ve “haydi vur, ama senden bir şey öğrenebileceğimi düşündüğüm sürece beni durduracak sertlikte bir sopa bulmalısın” demiş. Zorlu, inatçı ve kendine güvenen biriyle karşı karşıya olduğunu anlayan Antisthenes onu sevmiş ve yanına öğrenci olarak almış.


Kinik Felsefe

Antisthenes Yunan dünyasında, Sokrates’in öğrencisi olmanın dışında, Kinik felsefenin babası olarak da bilinen ünlü bir filozofmuş. Fakat Diyojen, ustasını felsefi ilkelerine göre yaşamayan biri olarak görür, bu yüzden onu “çok ses çıkaran ama kendi sesini duymayan bir davula” benzetirmiş. Bizdeki “imamın dediğini yap, yaptığını yapma” özdeyişindeki gibi… Diyojen’e göre Antisthenes, başkalarına ilkeler vaaz eden ama bunları kendi hayatında uygulamayan bir konformistmiş…

Bir düşünce hareketi olan kinik (köpeksi) felsefesinin kökleri, Sokrates’e ve hatta ondan daha öncesine kadar uzatılabilir. Bu akımın kökeni geçmişte Stoacılıka kadar götürülebileceği gibi bugün de felsefi kuşkuculuk olarak devam ettirilebilir. Akımın en ünlü temsilcisi ise onu yaşamı ve pratiğiyle biçimlendiren Sinoplu Diyojen’dir.

Kinizm kavramının kökeninin nereden geldiği konusu, bugün bile bir tartışma konusudur. Fakat birçok felsefeci bu terimin Yunanca bir sözcükten “kyon”, yani “köpek”ten kaynaklandığını ve köpek gibi yaşayanlara da bu lakabın takıldığını belirtmektedir. Felsefi bir akıma dönüşmesiyle birlikte bu terim, özel bir anlam da kazanmıştır. O yüzden Diyojen, İskender’le ilk karşılaşmasında “ben Diyojen, köpek lakaplı” demiştir.

Diyojen’in Platon’la, Syphettoslu Aishines’le, Megaralı Öklid ve Aristoteles’le yakından görüşüp konuştuğunu da biliyoruz; hatta derslerini zaman kaybı olarak gördüğü Platon’la her karşılaştığında ona takılmadan duramadığını da.

Yaşam İlkeleri

Diyojen, yoksulluk içinde geçen hayatını bir erdeme çevirmiş ender filozoflardandır. O bununla da kalmamış pratiğini bir yaşam felsefesi haline de getirmiştir. O evsiz olduğu için meydanlarda, geçitlerde, tapınakların ve kamu binalarının sundurmalarında gecelemeye başlamıştı. Bu yüzden adı, felsefe yazınında “Fıçılarda Yaşayan Diyojen” olarak anılır.

Antikçağ filozofları hakkındaki en kapsamlı bilgileri bize ulaştıran Diogenes Laertius (MS 3. yüzyıl)’a bakılırsa Diyojen’in bütün varlığı, çift katlı bir harmaniden, içinde tası (muhtemelen hokkası) bulunan heybeden ve hastalığında dayanacağı bir bastondan ibaretmiş.[4]

Diyojen’in yaşam felsefesine göre insan, zorunlu olmayan hiçbir mülkiyete ve insani bağlantıya sahip olmamalıdır. Temel ihtiyaç maddelerinin ötesine geçen her şey, insanı bir başkasına veya nesneye bağımlı hale getiren araçlardır. Yani az tüketerek ömrü başkasının işinde çalışarak tüketmemek.

Kinik felsefeye göre insan az tüketerek yoksullaşmaz, aksine az tüketerek varsıllaşır. Bunu ancak bir erdeme çevirerek alışkanlık haline getirdiğimizde özgürleşebiliriz. Diyojen’in yaşam felsefesinin temelinde her koşulda “özgür olma” fikri yatar. Başkasına olan bağımlılık, köleleşmeye giden yolun başlangıcıdır. Hatta ona göre, köle olmadan yapamayan köle sahipleri de bir tür bağımlılık içine girdikleri için köle veya köle ruhludurlar. Hatta onu kölelikten kurtarmaya çalışan arkadaşlarına esprili bir yanıtla, “ey aptallar, aslanlar bakıcılarının kölesi değil, tersine bakıcılar aslanların kölesidir “ demiştir.

Kinik filozoflar mülkiyet, iktidar ve şöhret kazanma üzerine kurulmuş olan bütün ilişkileri reddeder ve bunu insani niteliklerde bir bozulma olarak görürler. Dolayısıyla onlara göre devletlerin ve toplumların dayandıkları kurallar her fırsatta çiğnenmelidir. Çünkü toplumsal kural ve normların yanı sıra, yasaklar ve engeller de sonuçta kültürel alışkanlıkların eseridir ve zorunlu olarak değişikliğe uğramalıdırlar. Bu ise ancak kurallar çiğnenerek yerine getirilebilir. Kural ve yasaklar, sadece doğadan gelen özü (benlik) ve bunun bir ifadesi olan özgürlüğü mahvetmekle kalmaz aynı zamanda mutlu bir yaşam sürmeyi de imkansız hale getirir.

Aktarıldığına göre o, Devlet adlı eserinde, bir baskı ve kurallar manzumesinin timsali olarak gördüğü devletleri, insanların özgürlüklerini kısıtladıkları için zararlı bulur. Bunun yerine o, kozmozun ahenk içindeki işleyişini örnek alan toplumsal ilişkiler önerir. Ona göre insanlığı özgürlüğe kavuşturacak olan şey “dünya vatandaşlığıdır” ki nereli olduğunu soranlara “dünya vatandaşıyım” demiştir.

Onun dinler hakkındaki görüşlerini tam olarak bilmiyoruz fakat birçok fragmanda onun dinlerle ve boş inançlarla alay ettiğine dair birçok hikaye anlatılmaktadır.[5]

Diojen’in kinik felsefesi, özgürleşme amacı taşıyan dört ilkeden oluşur:

Az eşya=> Az tüketim=> Az bağımlılık=> Az çalışmak.

Diyojen’e göre insanı özgürleştiren de bu ilkelerdir.

Örneğin o, insanların eğlendiği şölenlerden uzak durur ve birinin tıka basa yemesini de ayıplarmış. Hatta bir şölende sadece zeytin yediğini gören Platon’a “madem bu kadar az yiyordun, Dionysios’un[6] sarayında ne işin vardı” demiş. Platon da “inan bana, orada da sadece bunları yiyordum” deyince, “bu kadarını burada da bulabilirdin, ne diye ta Süraküza’ya kadar gittin ki” diyerek onun bir hükümdarın emrine girmesini eleştirmiş.

Diyojen’in vazgeçmediği belli başlı yiyecekler çiğ sebze, otlar, fasulye, mercimek, zeytin ve incirmiş. O dönemde Atina sokaklarında yemek yemek ayıp sayıldığı için o bu kuralı hem ortalıkta yemek yiyerek çiğner hem de cinsel arzularını herkese açık yerlerde yerine getirirmiş.[7]

Diyojen’in felsefesinde klasik eğitim, bilimsel etkinlikler ve kültürel faaliyetler, katı kurallar dayattığı ve insanda alışkanlıklar yarattığı için hemen hemen hiç yer almazlar. Dolayısıyla matematik ve gökbilim gibi doğa bilimlerini gereksiz bulurmuş. Kültürel faaliyetleri ise toplumsal yaşamı kolaylaştırdıkları, ahlaki değerleri yücelttikleri oranda önemsermiş. Bu bakımdan mantık bilimini önemsediği belirtilmektedir. Ayrıca, bedeni güçlendiren, sağlığa yararlı olan ve zihni çelikleştiren etkinlikleri pek önemsermiş.

İlkelerini kışkırtıcı ifade ve davranışlarla ortaya koyan Diyojen, bir eylem (praxis) filozofu olarak da nitelendirilebilir. Ona göre felsefi ilkeler, vazedilmek için değil, bizzat hayata uygulanmak için vardırlar. Bu özelliğiyle Diyojen birçok alanda ve özellikle de edebiyat, siyaset ve sanat alanında ilham kaynağı olmuştur. Tarihte kinik felsefe, esas olarak onun adıyla anılmıştır. Onun çok sayıda takipçisi olduğu gibi birçok hasmı da varmış. Bir rivayete göre Platon onu “Sokrates’in çılgını” olarak nitelendirmiştir.

Diyojen yaşadığı çağda öylesine etkili olmuş ki birçok yere heykelleri dikilmiş, duvarlara mozaikleri yapılmış. Günümüze kalan heykelleri ve duvar mozaikleri ise şu anda Paris ve Köln’de (Villa Albani) bulunmaktadır.

Devam edecek…

Yazının birinci bölümü için lütfen bağlantıya gidiniz…

Yazının devamı için lütfen bağlantıya gidiniz…

LÜTFEN SAYFAYA ABONE OLMAYI UNUTMAYINIZ


[1] R. Drews, “Karadeniz’de en eski Grek Yerleşmeleri”, çev. Ömer Çapar, Ankara Ed. Fak. Tarih Araştırmaları Dergisi, sayı 26, 1991, s.303.

[2] Schol. in Lucian. vita. Ancht. 7-G.16’dan aktaran, Georg Luck, Köpeklerin Bilgeliği, çev. Oğuz Özügül, Say Yayınları, İstanbul, 20011, s.91.

[3] R. Brugge/Kristin Langa (Hrsg), Radikalitaet. Antike und Mittelalter, Königshausen+Neumann, Würzburg, 2011, s.20.

[4] Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, çev. Candan Şentuna, YKY, İstanbul, 2004, s.277.

[5] Klaus Doering, “Kaiser Julians Plaedoyer für den Kynismus”, Vortrag der Kauchtischischwili-Konferenz, Phasis 1, 1999, s.22.

[6] Dionysios??

[7] R. Brugge/Kristin Langa (Hrsg), Radikalitaet. Antike und Mittelalter, Königshausen+Neumann, Würzburg, 2011, s.19.

Sadık Usta
Sadık Usta
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla