• Kitaplarım
  • Söyleşiler
  • TV Program
  • Etkinlikler
  • Özgeçmiş
More

    İbn Haldun’un Tanıklığında Tarikat, Cemaat ve Mafyalaşma Müslüman Ülkeleri Nasıl Bitirdi?

    Tarikat, Cemaat ve Mafyanın Yaygınlaştığı Ülkelerde Adalet Ne Durumda?

    Tarih ne yazık ki tekerrür ediyor.

    1384 yılında Kahire’de yargıçlık görevine atanan İbn Haldun’dan ibretlik bir vesika. Bir ülke nasıl yozlaşır, din, Allah, mevki, makam nasıl çıkar amacıyla pervasızca kullanılır; eş, dost ve adam kayırmacılık, iktidar hırsı, açgözlülük ve mafyalaşma devlet kurumlarını nasıl sararak bir halkın alın teriyle birikmiş serveti emilir, iç edilir ve toplumsal ahlak yukarıdan aşağıya doğru bozulur.

    Müftü, hoca, imam, yargıç hepsi kendi hesabına çalışır ancak dillerindeyse Allah’ın kelamı dökülür. Yoksullar tarikat, cemaat ve mezheplerin birbiriyle çatışmasının ezileni olur. Her mezhep kendi yargıcını atadığı için kimin hangi konuda hangi kararı verdiği ve hangi gerekçeyle verdiği bilinmez; devlet kurumları birbirinin aleyhine çalışır. Arada yine garibanlar ezilir ve mağdur edilir. Günümüzün Türkiye’siyle bu kadar benzerlik inanılmaz…

    Ya da Türkiye’nin hızla oraya götürüldüğü gerçeği…

    Buyrun, İbn Haldun’un ağzından 700 yıl öncesinin gözde Müslüman ülkesi olarak bilinen Mısır’ın içler acısı hali…

    Sonrası malum…

    Ardından büyük çöküş zuhur etmişti… O gün bugündür Müslüman ülkeler per perişan…

    İbn Haldun:

    “Hak konusunda hiçbir kınama beni durduramaz. Hiçbir makam ve zorbalık da beni alıkoyamaz. Bu konuda, iki tarafı da eşit tutarım. Taraflardan zayıf olanın hakkını alırım. Her iki tarafın hatırlı aracılarını ve vesilelerini kabul etmem. Kanıtları dinleyerek gerçeği belirlemeye çalışırım.

    Tanıklık sorumluluğu için seçilenlerin adaletine bakarım. [Göreve geldiğimde] iyileri kötüleriyle karışmıştı. Güzel çirkinden ayırdedilmez durumdaydı. Hakimler [yöneticiler] onları tenkit etmezlerdi; güçlülere dayanma yanıltmacalarından dolayı, kötülüklerini bildiklerinin üstüne gitmezdi. Çünkü tanıkların çoğunluğu Emirlerle (valilerle) içli dışlıydı. Kimi Kur’an öğretmeniydi kimi de cami imamı. Adaleti yanıltıyorlardı. İnsanların bu tanıklar hakkında iyi zanları vardı. Yargıçlar huzurundaki inanılır olmaları ve aracılık rolleri nedeniyle kendilerine makam ve mevki payı verirlerdi. Bu yüzden, hastalıkları adamakıllı ilerlemişti. İnsanlar arasında, tezvirattan ve etliye sütlüye karışmaktan doğan kötülükler yaygınlaşmıştı. [Göreve gelince] bunların bir kısmından haberdar oldum. Bu konuda, en ağır cezayı, en acıtıcı karşılığını verdim. Bilgim bana, bir kısmına güvenmemem gerektiğini hissettirdi. Bunun üzerine onların tanıklık yapmalarını engelledim.

    Aralarında, kadı divanlarının katipleri ve meclislerin tuğracıları vardı. Davaları yazmaya ve kararları tescile alışmışlardı. Yazıcılığı bilmeleri ve şartları karara bağlamaları dolayısıyla, Emîrlerin (valilerin) yaptıkları akitler için kullanılmışladı. Bu yüzden, kendi tabanlarına karşı bir üstünlükleri, konumları dolayısıyla yargıçları yanıltmaları durumu oluşmuştu. Bu sayede, kimi eylemlere girişmeleri dolayısıyla, bekledikleri (olabilecek) kınamalara karşı onları koruyorlardı. İçlerinden kimileri ise, kalemini sağlam akitlere musallat ediyordu. Özellikle, bu bölgede sayısız vakıflara, bir makam ya da ödül fırsatı doğduğunda, hemen bu yola başvuruyorlardı. Bunun sonucunda, beldede hakimler için belirlenen mezheplerin farklılığı dolayısıyla, adı kötüye çıkmışlığı gizleniyor, ileri gelenler meçhulleşiyor ve yanlışa sapmaya imkan sağlıyordu. Bir satış veya temlik işlemi yapana, oyun yapmaktan korumak üzere önüne yasaklama ve engelleme seddi çeken hakimlere iftira atarak, şartlarını belirler ve cevap verirlerdi. Bu yüzden vakıflardaki zarar yaygınlaştı. Tehlike çanları, akitlerin ve emlakin kapısını da çaldı.

    Onlar bana karşı tasalandıracak ve kinlendirecek biçimde olsa bile, bunu önlemek için Allah’a söz verdim.

    Daha sonra, mezheplerin müftülerine yöneldim. Aşırı muhalefetleri, hasımlara telkinleri, hükmün infazından sonraki fetvaları dolayısıyla, bunlardan hakim olanlar, son derece uzmandılar. Bir de baktım ki içlerinde aşağılık olanlar var… Ehliyetlerini ne kınayan, ne eleştiren, ne de süzgeçten geçiren var. Çünkü, sayıları çok fazla ve nüfusun çokluğundan kaynaklanıyordu… Mezheplerde farklı görüş çoktur. İnsafı bulmak zordur. Müftünün yetkinliğini veya fetvanın şöhretini, halktan biri ayırdedemez. Dolayısıyla, bu yolun neredeyse sonu yok, kargaşa da bitesi değil.

    Bu konuda gerçeği bütün çıplaklığıyla haykırdım.”

    İbn Haldun, Hatıralar, s.159/160.

    Sadık Usta
    Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır.

    İlgili Makaleler

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Anadolu’nun yaşayan bilgelerinden biridir Sadık Usta... Evet, gerçek bir bilge, aydın, çok güzel bir yürektir... Elimde olsa “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” kitabını okullarda okuturum...

    Sunay Akın

    Şair, Yazar, Araştırmacı, Oyuncu

    Felsefeci ve yazar Sadık Usta kardeşim “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” (Kafka Yayınları) adı altında bir felsefe tarihi yazıp yayınladı. “Ortak Akıl”ı akıl saymayan, kendi bağımsız ve özgür aklına sahip çıkan, akıllı akıllara ilgi duyan ve her şeyi sorgulayan insanlar için… Bu pehlivanca çabayı saygı ile selamlıyorum...

    Özdemir İnce

    Şair, Yazar, Gazeteci

    Son Yazılar

    Çinli Filozoflar Öğretilerini Neden Sayılara İndirgiyorlar?

    Ütopya’ya Giden Yol… Çin felsefe ve siyaset geleneğinde program ve hedeflerin hep sayılara indirgendiğini görürüz. Örneğin Çin’in ilk Cumhurbaşkanı Sun Yatsen’in “Üç...

    Konfüçyüs’ten Siyaset Dersleri

    Konfüçyüs’e toplumsal sorunlara kafa yoran ve toplumları değiştirmeyi amaçlayan politik insanlara ne yapmaları gerektiği sorulduğunda şöyle buyurmuş. 1. Eğer bir...

    İNDİRİMLİ SATIN ALIN

    % 40
    Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri varlığı yansıtır ve onu yorumlarlar. Bu yüzden her ikisinde de yaratıcılık söz konusudur.

    Kategoriler