Plotinos’da Tanrı Kavramı… Bir’lik ve Çok’luk Kavramının Diyalektiği

Tanrı İnancı Bilimsel Düşünmeye Engel mi?
Ekim 7, 2019
Gramsci: Aklın Kötümserliğine Karşı İradenin İyimserliği
Ekim 7, 2019

Plotinos’da Tanrı Kavramı… Bir’lik ve Çok’luk Kavramının Diyalektiği

Plotinos’da Tanrı Kavramı…

Bir’lik ve Çok’luk Kavramının Diyalektiği

Plotinos, 203-270 yılları arasında İtalya’da akademi kurmuş, öğrenci yetiştirmiş bir filozof. Kendisi o dönemde Yunan felsefesini en iyi yorumlayanlardan biri olarak bilinir.
 Esas rolünü ise İslam felsefesinin ortaya çıkmasında oynayacaktır. Kuramı ve kimliği pek fazla bilinmez ama tarihsel bir rol oynamıştır. Bir açıdan felsefede bir “ara halka” oluşturmuş. İslam filozofları onun görüşlerini bazen Platon’un bazen de Aristoteles’in görüşleri sanıp devralmışlar, kendi felsefelerine katmışlar dinle felsefenin uzlaşmasını sağlamışlar. Plotinos birçok filozoftan farklı olarak aktif siyasete yön vermeyi düşünmemiş, kendi halinde içsel yolculuklarla (günümüzde bu meditasyon yoluyla yapılıyor) bilgeliğe ulaşmayı önemsiyor. Sonra da tek başına yalnızlık ve sefalet için ebediyete göç ediyor. Plotinos bilimin ve felsefede materyalist anlayışların geliştiği dönemlerde, örneğin Aydınlanma ve 19. yüzyılın ortalarından itibaren unutulurken, idealist felsefi akımların geliştiği ara dönemlerde pek önemsenmiş. Özellikle “Güzellik” kuramıyla birçok düşünüre ilham kaynağı olmuş. Yazılarının kaybolmamasını ise Pers İmparatoru Hüsrev’e borçluyuz. Doğu Roma (Bizans) 6. yüzyılda felsefe akademilerini kapatınca ve aykırı düşünenleri takibata başlayınca İran bütün Platoncuları ve özellikle de bunların en önemli 7 üstadını ülkesine davet etmiş ve sonra da Bizans’a aykırı düşünen filozoflara dokunmama teminatı alınca da onların yeniden Yunan topraklarına göç etmelerine izin vermiş.

Eserlerinin bize kadar gelmesinin uzun bir hikayesi var fakat en önemli olay, bunların önce Arapçaya ve sonra da yeniden Latince’ye çevrilmiş olmasıdır. Bir bakıma Plotinos’un yazıları, İslam filozofları sayesinde kaybolmamış ve gün ışığına çıkmıştır. Yoksa bunlar tarihin sonsuzluğu içinde yok olup gideceklerdi.

Şimdi esas nokta şu: Plotinos’un felsefesinde müthiş bir diyalektik öğreti var. “Bir” ona göre tek değil, çokluktur. Örneğin “orman” tek bir kavramdır fakat çok ağaçtan oluştuğu için “bir”dir. Her kavram “bir”liğini çokluğuna borçludur. Her şey çokluk kazanarak “bir” olabilmektedir. İstisnasız her şey ve olgu böyledir. Çokluğunu kaybeden aslında bir’liğini dolayısıyla varlığını kaybetmektedir. Çokluk birlik’e dönüşürken, birlik de çokluğu temsil etmiş olur. Sadece tek bir istisnası vardır: Tanrının ilk saf hali…


Tanrı’nın ilk saf hali hakkaten çokluk içermeyen “tek”tir ona göre fakat Tanrı bu aşamada kendi bilincinde değildir. O kendisi olmaktan çıktığı anda, yani çokluk haline geldiği anda “bir” olmaktadır. Her şeyin kaynağı da odur. İslam’daki “sudur”, yani kutsal ruhun (Allah’ın) kendisinden taşarak varlıkları oluşturduğu kuramının kökeni de Plotinos’dur.
Şimdi onun Tanrı kavramından bir alıntı sunmak istiyorum:
”Şimdi bütünlüklü anlamda bir olmanın, yani sayıdaki 1 veya tek bir nokta gibi olan “bir”in belirlenmesi gerekiyor. Çünkü söz konusu noktaya, öze ulaşıldığında [var olan her şeyin geriye tek bir noktaya kadar götürülmesi gibi] düşünce hala etkindir; olabilecek en küçük birime ulaştığında, yani hiçbir şekilde bölünemez olana düşüncesini yoğunlaştırdığında, o hala bölünebilendir; fakat öbürü ise bölünebilen aşamada değildir, yani bölünemez anlamda olabilecek en küçük şey halindedir; çünkü o olabileceklerin en büyüğüdür, gerçek reel anlamda büyük değil fakat potansiyel

anlamında, dolayısıyla bölünemezliği de potansiyel anlamındadır; ve bu aşamadan sonraki aşamada da potansiyel anlamda, yani kütle anlamında bölünemez ve bölünme içermezdir.
Dolayısıyla onun sonsuzluğu, büyüklüğünün ve sayısallığının tartışılamaz olmasından değil, aksine onun içerdiği potansiyelin kavranamaz çapta olduğundan dolayı kabul edilmelidir.” (Plotin, Auswahl und Einleitung: Richard Harder (Seçme Yazılar), Fischer Ver., Frankfurt, 1958, s.73/74)
Nasıl bir soyutlama bu… Aklıma hemen “kara delik” teorisi geldi. O da kavramayacağımız bir ortamda kavrayamayacağımız bir potansiyel taşımaktadır…

Sadık USTA
Sadık USTA
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi:
Araç çubuğuna atla