Spinoza Nasıl Aforoz Edildi. Bağnazlığın Ritüeli

Aristoteles’te Bir’in İki’ye Bölünmesi ya da Tarihte Sınıfların Rolü
Mart 15, 2021
İnancın Temeli ve Felsefi Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?
Mart 18, 2021

Hollanda’nın Yükselişi

17. yüzyılda dünyanın en ileri ve o gün açısından en gelişmiş ülkelerinin başında kuşkusuz Hollanda gelmekteydi. Hollanda, uzun yıllara varan çetin bir mücadelenin ve savaşın sonunda hem Katolik İspanya’nın egemenliğinden kurtulmuş hem de Fransa ve İngiltere’nin tahakküm çabalarını boşa çıkararak bağımsızlığını korumayı bilmiştir. 17. ve sonraki yüzyıllarda Hollanda, Avrupa’nın en demokratik yönetimlerinden birine sahip olması nedeniyle dönemin ilerici düşünürlerin gıptayla izlediği ve severek göç ettikleri bir ülkeydi.

Avrupa’nın en gelişmiş beyinlerinin yanı sıra en özgürlükçü aydınları da Hollanda’da toplanmıştı. O dönemde felsefenin öncü beyni ise kuşkusuz Baruch (Benedikt) Spinoza (1632-1677) idi. Spinoza’nın hayatı büyük altüst oluşlarla bezenmiştir. O, tarihsel açıdan hem bir geçiş döneminin filozofudur hem de öne sürdüğü görüşleriyle, kendisinden sonraki bütün filozofları derinden etkilemiştir. Spinoza, sadece panteist inanca sahip değildi, aynı zamanda felsefeye yaptığı eleştirel katkılarıyla hem birçok filozof ve düşünürü derinden etkilemişti hem de muhafazakar kesimlerin dinsel önyargılarını kırmıştı.

Spinoza’nın Din Eleştirileri

Baruch de Spinoza, Portekiz’den engizisyondan kaçarak önce Fransa’ya sonra da Hollanda’ya yerleşen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası Amsterdam’da yerleşik olan Yahudi cemaatinin önde gelen şahsiyetlerinden biriydi. Spinoza da ilk öğretimini bir Yahudi okulunda almış ve sonra da kısa süreliğine de olsa din adamı olarak görev yapmıştır. Zekası, dile yatkınlığı, derin kavrayışıyla bütün cemaatin dikkatini üzerine toplamıştı. Öğretmeni ona gelecek kuşakların eğitimeni gözüyle bakmaktaydı. Ancak bir süre sonra Spinoza, sorularıyla, yorumları ve itirazlarıyla okulda ve cemaat içinde dikkat çekmeye başlamıştı. Spinoza’nın dile yatkınlığı aşikardı. Eski Yunancayı, Latinceyi ve Yahudilerin dili olan İbraniceyi çok iyi biliyordu. Bütün kutsal metinleri ve felsefi eserleri özgün dillerinden okuyordu. Onu en çok etkileyen filozof kuşkusuz, bir yüzyıldan bu yana Avrupa’nın düşünsel yönelimini belirleyen Descartes’tı.

Spinoza ilahiyat okuyordu ki bu alanda bayağı derinleşmişti. O, daha ilk anlardan itibaren dinlerin içerdiği çelişkileri fark etmiş, kutsal kitaplarda yer alan birçok ayetin Tanrının sözleri olamayacağını düşünmüştü. Bunun üzerine ciddi bir felsefi araştırmaya girişmişti. Dinlerin kutsallık atfettikleri açıklamalara yönelik sorgular, tanrısallığından şüphe duyulmayan Tanrısal vahye dair itirazlar ve eleştiriler birbiri ardına sıralanınca, Yahudi cemaati buna anında tepki göstermişti. Önce onu uyarıyla “hizaya” getirmek istemişler fakat başarılı olamayınca da ona yüksek bir gelir vaat etmişlerdi.

O, ne ona teklif edilen vaatleri kabul etmiş (ki sonraki yıllarda mal-mülk düşkünlüğünün insanı nasıl hiçliğe sürüklediğini yazılarında dile getirecektir) ne de ölüm tehditlerine boyun eğmişti. 1647 yılında tıpkı onun gibi başı dik bir din eleştirmeni olan Uriel de Costa, dinci bağnazların ölüm tehditlerine boyun eğmemiş ancak cemaatten dışlanmaya ve yaşadığı tacizlere dayanamayarak hayatına son vermişti. Yahudi bağnazların ölüm tehditleri yoğunlaşınca da ve hatta birkaç kez saldırıya da uğrayınca, artık başka bir kasabaya taşınmak zorunda kalmıştı. Ne yazık ki o, 44 yaşında, henüz çok erken bir yaşta ve eserlerini tamamlayamadan hayata gözlerini kapatmıştı.

Yahudi cemaati onu 1655 yılında, yani o henüz 22-23 yaşında bir delikanlıyken, hem Yahudi dininden hem de cemaatten aforoz etmişti. Yüzyıllar sonra birçok ünlü Yahudi bilim insanı ve düşünürün yaptığı başvuruya rağmen Yahudi cemaati, aradan 350 yıl geçmiş olmasına rağmen aforoz kararını geri almadı.

Peki, yüzyıllardır birçok aykırı düşünen insana uygulanan aforoz işlemi nasıl icra edilmektedir?

Elimizde Spinoza’nın aforoz kararının metninin yanı sıra bu işlemin nasıl yapıldığına dair gözlemler de bulunmaktadır.

Aforoz Edilmek…

Yahudi cemaati Spinoza’ya önce 30 günlük bir “küçük aforoz” adı verilen düşünme süresi tanımıştı. Fakat bütün bu çabalar sonuçsuz kalınca cemaat onu yeniden toplantıya çağırmış ve tavrını gözden geçirip geçirmeyeceğini sormuştu. Bu soruşturmalar esnasında onun sapkın görüşleriyle diğer Yahudi gençleri de “zehirlediğine” ilişkin düzmece tanık ifadeleri de dile getirilmiştir. Bu çabalar da sonuçsuz kalınca, daha doğrusu Spinoza görüşlerinden vazgeçip geri adım atmayınca, Yahudi dininde “Herem” olarak adlandırılan ve bütün İsrailliler için bağlayıcı olan büyük aforoza başvurulmuştur ki bu tedbir, esas olarak dini sapkınlara, bozgunculara ve isyankarlara uygulanırdı.

Birçok durumda “büyük aforoz” etkili olur, sapkın görüşlere sahip olsa bile sanık tövbe ederek kuruldan yeniden cemaate kabul edilmesini dilerdi. Örneğin birkaç yıl sonra bu tür bir muameleye uğrayacak olan Juan (Daniel) de Prado, aforoz edilmenin şiddetine dayanamayarak tövbe etmişti. Spinoza, tövbe etmemekte kararlıydı.

Bunun üzerine Spinoza, Yahudi cemaatini temsilen en varlıklı ve topluluk içinde en etkin on altı kişi, bütün Yahudi cemaatinin (kadın ve çocuklar dahil) hazır bulunduğu bir duruşmada aforoz edilmişti. Karar kesindi ve yukarıdan emredilmişti.

Söz konusu törene ilişkin kayıtlar, bir süre sonra gün ışığına çıkmıştı.

27 Temmuz 1656’da Portekiz-Yahudi cemaatinde görevli olan hahamlar, Morteira ve Aboab, verilen aforoz kararını okuyarak cemaate törenle duyurmuşlardı. Bu esnada sinagogun bütün lambaları ve mumları yanmaktaydı. Karar okunurken, lambalar ve mumlar törensel havayı daha da dramatik hale getirmek için tek tek söndürülüyorlardı. Yanan mumların ışıkları, bütün salon zifiri karanlığa gömülene kadar kanla dolu bir kasede tek tek boğdurulmuşlardı. Bu arada salonda katılımcıların tüylerini diken diken eden şofarların (boynuzdan yapılmış ve üflenerek çalınan müzik aleti) ve koronun ürkünç sesi yankılanmaktaydı. Koroya eşlik eden baş haham ise karar metnini paragraf paragraf okuyarak cemaatin öfkeli “amin” sözünü talep etmekteydi. Normalde aforoz edilen şahıs, mevcutlu olarak salonda tutulur ve sinagogun eşiğine, bütün erkekler onu ayaklarının altında çiğnesinler diye paspas gibi yere yatırılırdı. Spinoza salonda değildi fakat o, bu işlemin nasıl yapıldığını geçmişten çok iyi biliyordu. Çünkü sekiz yaşındayken söz konusu işleme tabi tutulan Uriel de Costa’yı o da ayaklarıyla çiğnemişti.

Şimdi yüzyıllar öncesinden büyük filozof Spinoza’nın Yahudi cemaatinden aforoz edildiğini ilan eden ve bugün hala düzeltilmemiş olan söz konusu kararın metnini birlikte okuyalım:

“Meleklerin emri ve azizlerin çağrısıyla Baruch de Spinoza’yı cemaatimizden uzaklaştırıyoruz; ona beddualar ediyor ve onu lanetliyoruz. Yüce Tanrının inayeti ve kutlu cemaatin oluruyla, kutsal Kitap Tevrat’ın 613 ayetinde yazdığı gibi biz de onu, Joshua’nın Jericho’yu, Elisa’nın yoldan çıkmış gençleri Şeriat Kitabına uygun bir şekilde uzaklaştırıp cezalandırdıkları gibi aforoz ediyoruz. Bu insan gece gündüz; uyurken ve uyanıkken, giderken ve gelirken lanetlensin istiyoruz; yüce Tanrı ona hiçbir zaman merhamet göstermesin ve onu bütün öfkesiyle ve şiddetiyle lanetlesin; Kutsal Kitap’ta yazıldığı gibi Tanrının bütün belaları onun üstüne olsun. Yüce Tanrı onun adını gök kubbenin altında tümden silsin; yüce Tanrı ona Şeriatın Kitabında yazdığı gibi verebilecek en büyük belaları versin ve onu İsrailli kavimlerden tamamen uzak tutsun. Ve bugün siz Tanrıya biat ve şükredenler, hepiniz kutlanın. Sakın ha, herhangi biriniz onunla sözlü veya yazılı bağlantı kurmasın! Sakın ha, herhangi biriniz ona en küçük bir iyilikte bulunmasın; sakın ha, onunla aynı çatı altında oturmaya devam etmesin; herhangi biri ona dört adım kadar yaklaşmasın; herhangi biri ona bir şekilde ait olan herhangi bir yazıyı okumasın!”

Spinoza’nın aforoz kararının metni…

Spinoza, aforoz edilmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden o, aforoz kuruluna İspanyolca yazılmış bir metinle yanıt vermişti fakat söz konusu metin bugüne kadar bulunamamıştır. Ancak tahmin edileceği gibi o, metinde dile getirdiği görüşlerini sonraki yıllarda kaleme alacağı Ethika kitabında bütün açıklığıyla ifade edecekti. Cemaatin aldığı karar öylesine ağırdı ki kardeşleriyle aynı çatı altında oturama imkanı kalmamıştı. Evden ayrılırken de sadece merhum anne ve babasına ait olan aile yatağını istemişti. Spinoza sonraki yıllarda, aile mirasından ona kalan haktan da men edilmişti o buna yasal olarak itiraz etmiş, hakkını yasal yoldan aldıktan sonra da söz konusu meblağı kardeşleri arasında pay etmişti. O hayatı boyunca hiç kimseden yardım dilenmemiş, arkadaşlarının gönüllü olarak sundukları hediyeleri de kabul etmemişti. Çünkü onun ifadesiyle bu, “özgür düşünmeyi yok eden ve başkalarına bağımlı kılan” bir şey olurdu. İstemediği tek şey, aklı, özgür düşünceyi ve vicdanı yok eden bağımlılık ilişkisiydi.

İşte Spinoza buydu!

Spinoza hakkında kim ne dedi?

Nietzsche: “Bütünüyle şaşkınım ve sevinçle doluyum! Benim bir öncülüm varmış ki hem de nasıl biri!”

Goethe: “Beni derinden etkileyen düşününür Spinoza’ydı!”

Rousseau: “Matbaanın bulunuşu insanlık açısından büyük bir talihsizlik olarak görülmelidir çünkü Hobbes ve Spinoza’nın tehlikeli tasavvurları bu sayede ebedileşmiş oldu.”

Voltaire: “Spinoza’ya gelince, herkes ondan bahsetmekte fakat kimse onun yazdıklarını okumamaktadır.”

Daha geniş bilgi için bkz. Dünyayı Değiştiren Düşünürler c.2

Sadık Usta
Sadık Usta
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

Araç çubuğuna atla