Toplumsal Değerler ve Kurallar Nasıl Ortaya Çıktı?

Öncünün Fedakarlığı
Ocak 10, 2021
Devrime Evet Parti Fetişizmine Hayır!
Ocak 11, 2021

TOPLUMSAL DEĞER VE KURALLARIN TARİHSEL ÖNEMİ

Kuşkusuz her değer ve kural sınıfsaldır.  Sınıfsal olduğu gibi her toplumsal kural ve değer eksiktir, düzeltilmesi, yenilenmesi ve geliştirilmesi gerekir. Fakat hiçbir kural ve değer, keyfi ve şahsi amaçlara uygun bir şekilde yorumlanarak uygulanamaz. Yani hiçbir kural ve değer, özelleştirilemez ve şahsileştirilemez. Özelleştirilerek bozulan kural ve değerler geçerliliğini yitirirse, o zaman toplumlarda sadece “herkesin herkese, her türlü kirli aracı kullandığı hileli bir savaşın” hükmü geçerli hale gelir. Bu da insanlık (devlet, parti vb kuruluşlar) açısından dağılıp yok olmak demektir. İnsanlığın gelişmesi sürecinde bazı kural ve değerler vardır ki onlar, artık herkes tarafından -sınıfsal, dini, etnik amaç güdülmeksizin- meşru görülmüş ve kabul edilmiştir çünkü bu kurallar, istisnasız, insan denen canlıyı korumak amacıyla geliştirilmiştir. Örneğin savaş kuralları, fikir özgürlüğü, yaşam ve insan hakkı vs.

Savaşta esirleri çalıştıramazsınız, bilgi almak için işkence edemezsiniz, öldüremezsiniz, onları rehine olarak kullanamazsınız. Fikrinden dolayı insanları hapse atamazsınız ya da kanıtlanmamış suçlar uydurarak cezalandıramazsınız.

Tarihte bunlar hem karşı-devrim hem de devrimler adına çok yapıldığı için bu kurallar tedbiren ve vurgulanarak “İnsanlığa karşı suçlar” adı altında yasa haline getirilmişlerdir. Birinin karşı-devrim, diğerininse devrim için yaptığını ileri sürmesi sadece bir süreliğine göstermelik olarak kabul edilebilir fakat meşru olmadıkları için eninde sonunda bu eylemler mahkum edilir. İnsanlığın ilerici kültürel birikimi, savaş ve toplumsal tarihin kötü deneyimlerinden sonra bu kuralları kararlaştırmış ve kabul etmiştir.  Devletler ise yönettikleri toplumların varlıklarını devam ettirebilmek için belli bazı yasa ve kurallar uygular ve yöneticilerin de bunlara riayet etmesi beklenir. Yasaların temel amacı, toplumların varlığını her koşulda devam ettirmektir. Devlet yöneticileri, zaman zaman bu yasaları uygulamazlar, çıkarları gereği değiştirir ve bunları rakiplerini alt etmenin aracı olarak kullanırlar; fakat üzerinde mutabık kalınan kural ve yasaları uygulamayanların da bir gün cezalandırılacağı hep bilinir.

Partilerin de Kuralları Vardır

Partilerin de kuralları vardır ki bunlara tüzük denir.  Üyeler eşittir ve herkese aynı kurallar uygulanır. Bu kurallar, bir gün herkese lazım olacağı için eğilip bükülmemelidirler. Nasıl ki delik deşik edilmiş kovayla su taşınamıyorsa, bir kez dahi olsa hükümsüz kılınmış kural ve tüzük maddeleri üzerine parti inşa edemezsiniz.  Mevcut kurallara, daha iyisi yapılabilsin diye uyulur. Her kural değişebilir fakat onun için de mutabakat lazımdır. Oyunun ortasında kural değiştirmek, hile yapmaktır, düzenbazlıktır ve zorbalıktır. Bazıları kuralları, canlarının istediği gibi eğip büktükten sonra da hala bu kurallar geçerliymiş gibi konuşmakta, yaşamakta ve insanlardan güven beklemektedir. Bu ikiyüzlülüktür, düzenbazlıktır, çocuk kandırmaktır.  Üzerinde kurumların inşa edildiği güven ve kuralların bozulduğu, mutabık kalınan tüzüklerin ihlal edildiği topluluklardan ve insan ilişkilerinden hiçbir halt olmaz. Çünkü her kuralı keyfine göre yorumlayıp hayata geçirenlerin, daha hangi adi uygulamaya başvuracaklarını öngöremezsiniz. Bu kurumlar artık çürümenin eşiğinde oldukları için de yeni bir dünya kurmanın aracı olamazlar. Bu kurumlarda, parti ve ilişkilerde ısrar etmek, en hafif deyimle tarikatçılık, şeyhe bağlılık ve mezhepçiliktir. Dolayısıyla bunlar, geri kültür ve insan ilişkilerinin timsalidirler. Peki yasaları ve tüzük kurallarını ihlal edenler bunu hangi güvenceyle yapmaktadırlar? Bunlar tutum ve davranışlarını, iki tür anlayışa dayandırmaktadırlar: 

1. iktidardaki partinin, liderin veya herhangi bir parti başkanının her zaman ve her koşulda doğruyu temsil ettiği düşüncesine;

2. İktidardaki partinin, liderin veya herhangi bir parti başkanının uygulamalarına karşı çıkıldığında dışlanılacağı, çevresiz, olanaksız ve başsız kalınacağı, aforoz edileceği ve bir nevi düşman safına geçileceği korkusuna… Birçok insan bu yüzden iktidarın ve parti başkanlarının hukuksuzluklarına ses çıkarmamakta, dışlanmaktan korkmakta, yapacakları iş ve sığınacakları dostlarının kalmayacağından endişe duymakta ve bu yüzden de bir yığın kötülük için, vicdanlarına kabul ettirecekleri gerekçeler uydurmaktadırlar.

Bu yazının ikinci bölümünde, “Devrimci partilerin tüzük ve kuralları nasıl olmalı? Hizip nedir?  Farklı düşüncenin parti ve toplum hayatındaki devrimci rolü? Parti üyesi olmakla devrimcilik aynı şey mi? Marx, Atatürk ve Mao’nun partileri var mıydı ve nasıl başarı kazandılar?” şeklinde sorulara yanıtlar aranacaktır.

https://sadikusta.com.tr/2995-2/

Sadık Usta
Sadık Usta
Eğer daha uzağı görebiliyorsam bunun nedeni; benden önceki devlerin omuzlarında durduğumdandır. / Isaac Newton

1 Comment

  1. Raife Karataş dedi ki:

    Değerler hem insanların hem de toplumların harçlarıdır.Zamana göre daha iyi ve güzele doğru evrilmesi de kaçınılmazdır. Dünyadaki neoliberal politikaların 80 lerden itibaren ülkemizdeki taşeronları, gerek insani gerek toplumsal değerlerin içini boşalttı. Global çete ve işbirlikçileri 80 darbesi ile aydınlarımızın ve gençlerimizin üstünden acımasızca silindir gibi geçti ve bir deli gömleği başımıza geçirildi, üretmeden tüketen ve apolitik bir toplum yaratıldı ne yazık ki !

Bu konu başlığı ile ilgili düşüncelerinizi benimle ve diğer site ziyaretçileriyle paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi:
Araç çubuğuna atla