Türkçüler En Büyük Vatanseverlerden Olan Ethem Nejat’ı Neden Bilmiyor?

Türkçüler En Büyük Vatanseverlerden Olan Ethem Nejat’ı Neden Bilmiyor?

SIRA DIŞI İNSANLAR: ETHEM NEJAT
Türkçülerimiz, En Büyük Vatanseverlerimizi Neden Bilmiyorlar?
Yıl 1877… Plevne
Ruslar, Plevne’yi alamayacaklarını anlayınca kenti kuşatmaya karar vermişlerdi. Birkaç aylık kuşatmanın ardından Osman Paşa bir huruç (çıkış, yarma) harekâtıyla Osmanlı ordusunun şerefini kurtarmaya girişmişse de bunda başarılı olamamıştı.
Osman Paşa, öldürülen er ve subayların yerini dolduramamıştı; malzeme ve mühimmat yoktu; açlık, yokluk ve sağlık sorunlarının yıpratıcı etkisi dayanılamayacak düzeydeydi. Babıâli ise her şeyi çaresizce seyretmekle yetiniyordu…
Plevne’nin düşüşünden kısa bir süre sonra Yeşilköy’e kadar ilerleyen Rus ordusuna karşı Osmanlı’nın yapacağı hiçbir şey kalmamıştı…
Osmanlı mecalsizdi ve çareyi büyük devletlerin müdahalesinde görmüştü…
Neticede Türkiye açısından şartları son derece ağır olan Ayastefanos Antlaşması, sonrasında ise Berlin Antlaşması imzalanır…
Osmanlı’nın çözülüş ve dağılışı bir türlü durdurulamaz. Balkan ülkeleri birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ederler.
Manastır da 1912 yılında işgal edilerek elden çıkar ve böylece Türk halkı tarafından Balkan travması yaşanır…
 
1882, İstanbul…
Osmanlı’nın içinde bulunduğu bu koşullarda, birçok üst rütbeli subay yetiştiren, orta halli, aydın bir ailede bir erkek çocuk dünyaya gelir…
Ailesi, 1882’de İstanbul’da doğan çocuğun adını Ethem Nejat koyar.
Ethem Nejat’ın çocukluğu Üsküdar’da geçer. Önce liseyi ardından da Ticaret Mektebi’ni bitirir. Çocuk yaşta devrimci fikirlerle tanışır ve Jön Türk Hareketi’nin etkin bir üyesi olur.
Bir ihbar sonucu tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca yurtdışına çıkar. Önce Avrupa’nın birçok ülkesini dolaşır, sonra da Amerika’da yaşamaya başlar. Bu arada Avrupa ve Amerika’da üretim, toplumsal yaşam ve eğitim alanında birçok yeni uygulama ve fikirle tanışır.
Sonradan Türk toplumu birçok yeniliği ondan öğrenecektir…
Bulunduğu ülkelerden Osmanlı gazetelerine ticaret, siyaset, eğitim, kültür ve toplumla ilgili birçok aydınlatıcı yazı kaleme alıp gönderir. Bunlar oldukça etkili yazılardır.
Öyle ki:
> Türk toplumu eğitim, siyaset, kültür ve ekonomi alanındaki birçok yeniliğin varlığını ilk kez onun kaleminden öğrenecektir.
> Ethem Nejat bulunduğu ülkelerin dillerini öğrenirken, aynı zamanda devletlerin işleyiş tarzına, toplumun örgütlenme biçimine, eğitimin muhtevasına ve uygulama esaslarına; siyasetin nasıl ve kimler için yapılması gerektiğine dair birçok yeni yöntem ve yaklaşıma dair bilgiler toplayacak ve bunları Türk kamuoyuyla paylaşacaktır.
> O sadece anlatmayacak, aynı zamanda yıllar içinde dergi ve gazeteler çıkaracak, dernekler ve kulüpler kuracak; bunların örneklerini yaratarak, muazzam sonuçlar elde edecek her gittiği yerde öncü bir rol oynayacaktır…
> Türk toplumu gezi ile eğitimi birleştirmeyi (izciliği);
> Köylerde ve üretim birimlerinde imece usulüyle verim almayı (kooperatifi);
> Hayatın ihtiyacına uygun eğitim modelleri uygulamayı (öğretmen mekteplerini);
> Halkın yoksulluktan, bilinçsizlikten ve batıl inançlardan kurtarılmasına yönelik çalışmaları (eğitim derneklerini) ondan öğrenecektir.
> Aydınlanmak, eğitim almak ve verimli olabilmek için eğitim üzerinden yurt savunmasını; ordunun üretime dahil edilerek toplumsal ekonomiye katkıda bulunmasını sağlamayı da ondan öğrenecek ve bunların ülkeye getireceği büyük yararı öngörecektir.
> Öğretmen okullarının nasıl olması, örnek köy projesinin hangi ölçülerle oluşturulması; yurtsever, aydınlanmacı ve yaratıcı kuşakların hangi eğitim ilkeleri temelinde yetiştirilmesi gerektiği de ondan öğrenilecektir.
 
1908, Jön Türk Devrimi…
1908 Jön Türk Devrimi, onun açısından bir dönüm noktasıdır. Devrimle birlikte İstanbul’a döner ve hemen Larissa yakınlarındaki bir okulda öğretmenliğe başlar. Sonra da can dostu Ferid Bey’le birlikte baba ocağı Manastır’a atanır.
Manastır Darülmuallimi’ne (öğretmen okulu) tayini çıkan Ethem Nejat, yurtdışında gördüklerini ve edindiği fikirleri hayata geçirmek için kolları sıvar…
O, Plevne’den itibaren kaybedilen Balkan toprakları üzerine kafa yormaktadır. Osmanlı’nın gerilemesinin nedenleri üzerine düşünür ve Bulgarların adeta eğitim seferberliği üzerinden yeniden devletleştiklerini saptayarak bu süreci gıptayla izler.
Ona göre ülkenin gerilemesinin birçok nedeni vardı, fakat asıl neden eğitimde aranmalıdır. Türk insanını mahvedip geri bırakan şey, Osmanlı’nın geri kalmış eğitim anlayışıydı. Ancak esas sorun öğretmenlerin kendisindeydi, çünkü mevcut öğretmen yetiştirme yöntemi en başta öğretmenlerin kendisini içten içe çürütmekteydi.
Öğretmenler öğrencileri aydınlatmamakta, onlara çağdaş bilgi ve dünyayı değiştirme yöntemi kazandırmamakta, sorgulamayı öğretmeyip ezberi dayatmakta, gençlerin beynini hayatta pratik herhangi bir yararı olmayan kuru bilgilerle doldurmakta; okul dışındaki vakitlerini aylaklık ederek, kahve köşelerinde tavla oynayarak öldürmektedirler…
 
Eğitimde Yenilik…
Halbuki öğretmenler, sadece gençleri eğitmekle kalmamalı, aynı zamanda kendilerini geliştirerek tarımda halka en yeni üretim yöntemini öğretmeli; halkı aydınlatmak için hayvancılık, ipek böcekçiliği, arıcılık, sütçülük, demircilik, marangozluk gibi başka beceriler de kazandırmalıdırlar.
Ethem Nejat’ın eğitim teorisinin kökleri Rousseau, Pestalozzi, İsaak İselin, Litz gibi Aydınlanma filozoflarına kadar gitmektedir. İnsanı merkeze alıp onun sorgulayıcı, araştırıcı ve sorun çözücü bir bakış açısı kazanmasını; kendi pratiği ve somut iş temelinde yetiştirilmesini sağlayan bir eğitim metodu…
İsmail Hakkı Tonguç da Köy Enstitüleri’ni kurarken Ethem Nejat’ın Türkiye’deki çalışmalarından çok şey öğrendiklerini ve bu anlayışı esas olarak ona borçlu olduğumuzu bütün açık yürekliliğiyle belirtir.
Ferid Bey’le birlikte yayımladıkları Yeni Fikir adlı dergide, yeni fikirlerden, sağlık, üretim ve kültür üzerine yeni yöntemlerden bahseder.
Okul içinde rasathane inşa eder, ölçümler yapar ve bölgenin iklimine göre raporlar hazırlar.
Manastır’da öğretmenler kurultayını toplar, spor karşılaşmaları düzenler, doğa yürüyüşleri ile bilimsel geziler organize eder, izci birliğinin kurulmasını sağlar…
Bir anda bölgenin ve okulların havasını değiştirir, ama bu arada “şüpheli işler yapmaktan” dolayı ihbar edilir ve arkadaşıyla birlikte soruşturma da geçirir.
1912 yılında Manastır’ın Sırpların işgaline uğraması üzerine Anadolu’ya döner, Türk ve Müslüman halkın çektiği acı ve eziyet ile göçü bizzat yaşamış olması nedeniyle bilincinde bir sıçrama yaşar.
Bundan böyle Ethem Nejat, çok daha belirgin bir şekilde halkçı ve Türkçü olacaktır. Yazılarında, Osmanlı’nın esaretten kurtuluşunun ancak bağımsız bir yönetim, gelişmiş bir ekonomik altyapı, sanayileşmiş ve kültürel açıdan yetişmiş, verimli ve aydınlanmış bir köylü sınıfıyla mümkün olabileceğini vurgular…
 
Bursa, İzmir, Eskişehir…
1913 yılında İstanbul’a döner ve bir süre sonra da Bursa il eğitim müdürlüğüne atanır. Manastır’da gerçekleştirdiği bütün projelerinin aynısını Bursa’da hayata geçirir.
Yeni Fikir dergisini bundan böyle İstanbul’da çıkarmaya karar verir.
Derginin ilk sayısında “Milleti baskı rejiminden kurtarmanın ve özgürlük sancağını dalgalandırmanın” öneminden bahseder…
Yeni Fikir “millete can, ferde ise özgürlük hayatı verecektir”…
Ethem Nejat’ın gittiği kentlerde sadece öğretim hayatı canlanmaz, aynı zamanda sağlık, spor, düşünce ve ticaret dünyası da hareketlenir.
Bursa’daki öğrenci ve öğretmenlerin birçoğu Ethem Nejat hocanın kente gelişiyle birlikte bambaşka bir hayatın başladığını, spor kulüplerinin canlandığını, kadınlar için kursların açıldığını, halk evleri tarzında eğitim derneklerinin kurulduğunu, sağlık sorunlarına çareler arandığını ve çözümler bulunduğunu belirtirler.
Ethem Nejat’ın neredeyse el atmadığı toplumsal bir alan yok gibidir. O her konu hakkında mutlaka nitelikli bir inceleme kaleme almıştır.
Ülkemizi saran bin bir türlü hastalıklara ilişkin Avrupa’dan edindiği deneyimlerden hareketle çareler üretir, ilaçlar temin eder, hijyeni gündeme getirir ve herkesin aydınlanmasını ve elbirliğiyle sorunun üstesinden gelmesini sağlar.
1915, Çanakkale Savaşı…
Ethem Nejat, Bursa’da kaldığı iki yıl boyunca adeta kenti yeniden yaratmıştır…
O gittiği her yere yurt sevgisini aşılamakla kalmaz, sevginin nasıl gösterilmesi gerektiğini de bizzat öncü tavrıyla gösterir.
1915 yılında Çanakkale Savaşı’nın başlaması üzerine başlarında Ethem Nejat’ın bulunduğu İzmirli 60 talebe, gönüllü olarak askere gitmek için başvurur.
Peki, 1915 Çanakkale Savaşı’nda en çok şehit veren, “kınalı kuzularını” feda eden kent hangisidir?
Tabii ki 3.737 şehidiyle Bursa…
Çünkü Ethem Nejat’ın savaştan birkaç yıl önce ektiği tohumlar boy vermiştir…
Çanakkale toprakları, sadece Türkiye’nin en parlak, en aydınlanmış gençlerinin kanlarıyla sulanarak vatan olmaz, aynı zamanda tarihin rotasını değiştirecek bir başarının mekânı da olur.
Atatürk’ün “Biz Çanakkale’de bir darülfünun gömdük” dediği rivayet edilir…
 
Eğitim Seferberliği…
Ethem Nejat 1914 yılında bu kez de İzmir bölge milli eğitim müdürlüğüne atanır. Ancak o bu atamayı memnuniyetle karşılamaz, çünkü emek verdiği Bursa’dan ayrılmak istemez.
İzmir kenti, eğitimde yaşadığı ağır sorunlar nedeniyle etkin, aydın ve işi bilen bir il eğitim müdürüne ihtiyaç duymaktadır. Ethem Nejat bu iş için biçilmiş kaftandır. İzmir’e taşınır, fakat Bursa’yla ilişkisini hiçbir zaman koparmaz. Bursa’yı adeta tavsiyeleriyle İzmir’den yönetmeye devam eder.
İzmir’de daha önceden Bursa’da yaptıklarının aynısını yapmakla kalmaz, okulları yeniler, yatılı okulların yatakhanelerini düzenler, yemeklerin miktarını artırır, kütüphaneler kurar, ferah okul bahçeleri yaptırır, öğrenciler için atölyeler kurdurur, hatta okullara deneyimli ve nitelikli hocaların tayin edilmesini de sağlar. Bununla da kalmaz, o gün için ütopya olan bir işin üstesinden gelir ve her bir öğrenciye tek kişilik sıralar yaptırır…
İzmir eğitim müdürüyken İttihat ve Terakki’nin bölge sorumlusu Celal Bayar’la sıkı bir dostluk kurar ve onun tavsiyesi üzerine Aydın ili için de bir “Eğitim Reform Taslağı” hazırlar.
Onu sonra 1915 yılının ortalarından itibaren bu kez de Eskişehir il eğitim müdürü olarak görüyoruz. Bir yıl Eskişehir’de görev yapan Ethem Nejat, daha önceden birlikte çalıştığı birçok genç öğretmeni yanına alarak Eskişehir’den örnek bir kent yaratmaya karar verir. O, görevli olduğu kentlerin milli eğitim müdürü gibi görünse de, düşünsel birikimi, pratik zekâsı ve enerjisiyle adeta kentin valisi gibidir. Herkesi peşinden sürükleyen bir saygınlığa ve heyecana sahiptir…
O, çocukların ve gençlerin eğitiminden sorumludur, ama aynı zamanda sorunlara köklü çözümler getirmeyi de düşünür: Önce ebeveynler ve özellikle de anneler eğitilmelidir. Bu amaçla Çocuklarımızı Nasıl Büyütmeliyiz ve Okul Yarışmaları adlı kitapçıkları hazırlar, kurslar düzenler.
Sonradan Köy Enstitüleri olarak ünlenecek okulların ilk örneği olan Turan Örnek Okulu’nu inşa eder. Okul için her türden alet edevatın yanı sıra, atölyeler ve deney odaları yaptırır, birçok çalgı aletinin öğretildiği müzik kursları düzenler, okul bünyesinde izci kolu kurdurur. Öğrencilerini ve öğretmenleri bölgenin dağını, taşını, ormanını, gölünü keşfe çıkarır. Ona göre “Orta Asya’dan bu yana Türk milleti hep ayakta ve at üstünde yaşadı, ama Osmanlı’dan bu yana sadece miskince oturmaktadır”.
Ethem Nejat, Eskişehir’de kaldığı iki yıl boyunca halkın kullanacağı bir Milli Kütüphane’nin yanı sıra, geniş bir spor alanının kurulmasını da sağlamıştır.
Ormancılığı teşvik etmek için fidanlıklar kurmuş, ziraat müzesi açmış, konserve yapımını teşvik etmek amacıyla atölyelerin kurulmasına önayak olmuştur. Buradan elde edilen gelirler çeşitli projelerde değerlendirilmiştir.
Onun getirdiği en önemli yeniliklerden biri de Mektepler Bayramı’dır. Bu bayramlara başta kentin ileri gelenleri olmak üzere bütün halkın katılımı sağlanır; kadim Sparta’da olduğu gibi, öğrenci ve gençlerin yeteneklerini ortaya koyacakları düşünsel ve bedensel yarışmalar (olimpiyat) düzenlenip ödüller dağıtılır.
İthalat ve ihracat verilerini rakamlarıyla ortaya koyan Ethem Nejat, ithalat kısılmadan, ihracat ise artırılmadan ekonomik olarak düzlüğe çıkılamayacağını ve Osmanlı’nın Batılı ülkelere bağımlılığının devam edeceğini belirtir.
Hamasete kaçmadan, “Vatandaş! Vatanını seviyor musun? Esir olmak istemiyor musun? Yerli malı kullanımı için seferber ol!” içerikte broşürler bastırıp dağıtır. Bunun için Yerli Malı Haftası düzenler.
O, her gittiği kentin dergi ve gazetelerinde yazılar yazarak, toplumsal sorunların kavranmasına önayak olur.
 
Ütopik Tasarı ve Öyküleri…
Bu arada halkın ve öğrencilerin aydınlatılması için Dede Korkut Hikâyeleri’nden esinlenilmiş ütopik içerikli hikâyeler (Çiftlik Müdürü, Yiğit Türkler vs.) kaleme alır. Örneğin Çiftlik Müdürü adlı kitapçığının sonradan neredeyse birebir Şevket Süreyya Aydemir’in Toprak Uyanırsa adlı romanında kullanıldığını görürüz. Şevket Süreyya söz konusu ütopik romanında bir çiftlik müdürünü değil, bir okul öğretmenini kahramanlaştırmaktadır. Halkın elbirliğiyle, bütün sorunların üstesinden nasıl gelerek mutlu bir hayat yaşayabileceğini anlatmaktadır.
Fakat bu başka bir yazının konusudur…
 
Mesut Köy Projesi…
Ethem Nejat’ın en önemli amacı, köylüleri aydınlatmak, onları verimli kılmak, bütün toplumu ekonomik faaliyetin içine katmak, köylülerin gelir düzeyini yükselterek içinde bulundukları sefaletten kurtulmalarını sağlamaktır. Bunun için birçok girişimde bulunur. O, sadece ormancılık, hayvancılık, arıcılık, bahçecilik, tarımda yeni teknoloji ve çağdaş üretim yöntemlerine ilişkin onlarca makale yazmakla kalmaz, aynı zamanda birçok kentte bunların örneklerini de yaratır.
Onun en önemli ütopik eserlerinden biri Mesut Köy’dür. Ethem Nejat, Avrupa’dan esinlenerek, mükemmel bir köy hayatı tasvir eder. Mimarisi ve yerleşimi tamamen halkın ihtiyacına uygundur. Yaratılan her alanın bir anlamı vardır; merkezinde caminin bulunduğu, geniş, ferah ve üretim yerleşkesiyle uyumlu bir köy modeli tasarlamıştır.
Sonradan daha da geliştirilmiş olan bu projeyi, çizimlerini bizzat Atatürk’ün yaptırdığı Cumhuriyet Köy projesinde de görüyoruz.
Ethem Nejat, merkezinde eğitimin bulunduğu ve teorik içeriğe sahip Türklük Nedir ve Terbiye Yolları adlı bir de kitap kaleme almış, bu eserinde ülkenin ve halkın hangi ilke ve uygulamalarla kurtulabileceğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü günlerde İngilizce, Fransızca ve Almanca bilmesi nedeniyle “Şark ve Garp Cephesi”nde gönüllü askerlik de yapmıştır.
 
1918, Berlin…
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiyesi üzerine eğitim alanındaki birikimini derinleştirmek için Almanya’ya gönderilir. Ethem Nejat, Berlin’e vardığında Almanya adeta altüst olmaktadır. Berlin siyasi açıdan en hareketli dönemini yaşamaktadır. Savaşın kaybedilmesiyle birlikte krallık son bulmuş, sokaklarda her gün onlarca gösteri düzenlenmektedir.
Terhis olmuş askerlerin katılımıyla her kentte asker-işçi konseyleri kurulmaktadır. O dönemin en güçlü partisi olan Alman Sosyal Demokrat Partisi iktidara gelmiş ve cumhuriyet ilan edilmiştir.
Sosyalist öğretide ısrar eden Karl Liebknecht ve iktisatçı Rosa Luxemburg’un önderliğinde kurulan Spartakus Bund (Spartakistler Birliği) birçok radikal eylemin başlatıcısıdır. Spartakus Bund büyük bir taraftar kitlesi toplamıştır, ancak 15 Ocak 1919’da, Sosyal Demokrat iktidarın gerici ordu çevreleriyle işbirliği yaparak giriştikleri katliam sonucunda dünyaca tanınmış bir teorisyen olan Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in yanı sıra birçok sosyalist lider ve üye katledilir. Bu eylemlere katılan birçok Türk öğrenci ve işçi de bu süreçte Spartakistçi olur.
Bu Türklerden biri de Ethem Nejat’tır…
Doğrudan konumuzla alakalı olmasa da kısaca, 1905 Rus-Japon Savaşı’nın sonucundan bahsetmekte yarar var. Bu savaşta Rusya’ya ağır bir yenilgi tattıran Japonya, 1905’ten itibaren Batı’nın yenilmezliği efsanesini yerle bir etmişti. Japonya’nın yengisi, bütün Asya toplumlarına bir ilham kaynağı olmuştu. Buradan hareketle birçok Asyalı ülke, Japonya’nın izinden gitmeye karar vermiş, Batı’nın mühendislik birikimini ve üretim teknolojisini edinmeyi prensip haline getirmişti. Bu amaçla Batılı ülkelere yüzlerce öğrenci ve işçi gönderiliyordu.
Jön Türk Hareketi de 1908 Devrimi’nden sonra başta Almanya olmak üzere Batılı ülkelere bilinçli bir program çerçevesinde öğrenci ve işçi göndermeye başlamıştı. Ethem Nejat da bu amaçla gönderilenlerden biriydi.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından hem Avusturya-Macaristan’da hem de Almanya’da krallıklar yıkılmakla kalmamış, aynı zamanda büyük devrimci ayaklanmalar da baş göstermişti. Bu sıralarda Almanya ve Avusturya’da bulunan birçok Türk de (bunun bir tabur olduğu belirtilmektedir) Macaristan’da Béla Kun önderliğindeki devrimci ayaklanmaya katılarak görevlerini yerine getirmişlerdir. Hatta birkaçı da hayatını kaybetmiştir.
19. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ülkesinde bir işçi ve sosyalist akımdan bahsetmek mümkündür. Balkan ve özellikle Selanik merkezli olan bu hareketlerin birçoğu Rum, Ermeni, Bulgar ve Rusya’dan gelen Türk kökenli aydınlar tarafından yönetiliyordu, ancak şimdi sosyalist örgütlenmeye ilk kez ciddi bir giriş yapılıyordu.
Ethem Nejat da Berlin’de Kasım Devrimi’nin tam ortasına düşmüş ve sosyalizmi benimseyerek arkadaşlarıyla birlikte Berlin merkezli Kurtuluş dergisini çıkarmaya başlamıştı. Derginin kapağında, “İşçi ve Çiftçi Partisi’nin Yayın Organı” olduğu belirtiliyordu.
 
16 Mayıs 1919, İstanbul…
Atatürk, Bandırma Vapuru’yla Samsun’a hareket ederken, Haydarpaşa rıhtımına da Akdeniz Vapuru yanaşıyordu. Almanya’dan sosyalist gençleri getiren vapurda Ethem Nejat da bulunuyordu. Yurda dönüşlerinin nedeni vatan savunmasına katılmak ve mücadeleyi örgütlemekti.
Ethem Nejat hemen işe koyulur ve Çiftçi Kitabevi’ni karargâh haline getirerek Kurtuluş’u İstanbul’da çıkarmaya başlar. Rasih Nuri İleri’nin ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun verdiği bilgilere göre Çiftçi Kitabevi aynı zamanda partinin gizli karargâhıdır. Parti de adını Sosyalist İşçi ve Çiftçi Partisi olarak değiştirir. Fransa’dan dönen Dr. Şefik Hüsnü de çalışmalara etkin bir şekilde katılır.
Ethem Nejat’ın birçok devrimciden farkı, salt bir işçi fetişizmine kapılmamasıdır. Ona göre Türkiye halkının yüzde 80’i köylüdür ve köylüleri örgütlemek gerekir. Bu nedenle de O, “proletarya” kavramını, köylülüğü de içine alacak şekilde geniş anlamda kullanır. Ne yazık ki bu anlayış sonradan derinleştirilerek devam ettirilememiştir.
Partinin kuruluş başvurusu 1919 yılının ortalarında yapılır, ancak ilk başvurunun reddedilmesi ve incelemelerin uzun sürmesi nedeniyle Partinin kuruluşu ancak 22 Eylül’de gerçekleşebilecektir.
Parti’nin İstanbul’daki merkezi, Kurtuluş Savaşı’na bütün üyelerini seferber ederek katılır. Kayıkçılar, posta, tersane ve demir yolu işçileri; Geyve, Sakarya, İzmit, Şile ve Çatalca üzerinden Anadolu’ya kadro, silah ve çeşitli savaş malzemeleri göndermiştir.
Ethem Nejat İstanbul’daki birçok parti, sendika ve siyasal çevreyi bir parti çatısı altında birleştirme girişiminde bulunur, ancak o günkü şartlarda bu mümkün olamaz.
Fakat sosyalistlerin İstanbul’daki gücünün ne ölçüde olduğunu anlamak bakımından çok fazla bilinmeyen bir bilgi verelim.
İstanbul’da 1920 Mart’ında boşalan iki milletvekillik için yapılan seçimlerde Sosyalist İşçi ve Çiftçi Partisi’nin başkanı Vehbi Bey de aday olacaktır, fakat oylar sayılmadan seçim iptal edilmiştir. Seçimlerin sonucu açıklanamamış, daha doğrusu oylar sayılamamıştır. 1923 yılında TBMM ikinci dönemi için yapılan genel seçimlerden önce, seçim kurulunun merakı nedeniyle sandıklarda unutulan oylar sayılmıştır. TSİÇF adayı Vehbi Bey’in en çok oyu alan ikinci aday olduğu görülmüştür…
 
1920, Bakü…
Bakü’de düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı’na katılabilmek için partiden hiçbir ödenek almadan bir grup arkadaşıyla Rusya’ya geçen Ethem Nejat, oradaki yeni Türk sosyalist oluşumlarla da tanışır. Mustafa Suphi’nin lideri olduğu Komünist Parti’ye katılır. Doğu Halkları Kurultayı’na katılan Türkleri bir çatı altında birleştirmek için çaba gösterir. Kurultaya onlarca ulustan insan katılmıştır. Türkler, kurultayın en kalabalık kesimini oluştururlar. Birbiriyle yarışan, liderlik kavgası içinde olan, farklı amaçlarla kurulmuş birçok örgüt ortaya çıkmıştır. Ethem Nejat’ın Türk solunun tamamını birleştirme çabası kısmen de başarılı olur. İttihatçılar ve Ankara’nın direktifiyle oluşmuş partiler bu girişimi desteklemez…
 
Ocak 1921, Trabzon Açıkları…
Bakü Kurultayı’nın ardından Ankara’yla görüşmekte olan Mustafa Suphi, Anadolu’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılma isteklerini bildirir…
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslara esir düşmüş Türk askerlerinden oluşan sosyalist müfrezeler Anadolu’ya geçerek daha önceden Kurtuluş Savaşı’na katılmışlardı. TKP, çalışmalarını Anadolu’ya kaydırmayı planlamıştı. Ancak bir oldu bittide bulunmak da istemiyordu. Bu nedenle de Ankara hükümeti (Mustafa Kemal) haberdar edilmişti.
Mustafa Kemal, TKP’nin Türkiye’ye girişinden rahatsızlık duyuyordu, çünkü Ankara’daki siyasi ortam zaten yeterince karışıktı. Bir de arkalarında Sovyetler Birliği’nin olduğu bilinen komünistlerin gelmesini zararlı buluyordu. Bu nedenle de Kâzım Karabekir Paşa’ya, “Çok fazla hırpalamadan, TKP’ye karşı bir halk tepkisi örgütlenmesini” tavsiye ediyordu. Erzurum’a ayak basar basmaz bu tertibi sezen Mustafa Suphi, Ankara’ya kara yoluyla ulaşmayı planlıyordu. Karabekir Paşa ise bunun pek akıllıca olmayacağını belirtmiş, onları adeta Trabzon’a geçerek oradan vapurla yolculuk yapmaları yönünde “zorlamıştı”.
Bunun üzerine Trabzon’a varan TKP heyeti, bütün bölgeyi kontrol eden ve azılı bir İttihatçı olan Yahya Kâhya adındaki bir çete başının marifetiyle şehrin girişinden alınmış, bir takaya bindirilmiş ve aralarında Ethem Nejat ve Mustafa Suphi gibi TKP’nin en yetkin ve deneyimli liderlerinin de bulunduğu 15 kişi Karadeniz’in karanlık sularında boğdurulmuştur.
Mustafa Suphi’nin Rus eşi Maria’ya ise alçakça ve en akla gelmeyecek şekilde saldırıda bulunulmuştur. Gördüğü eziyet nedeniyle aklını oynatan Maria, bir süre sonra Sovyet yetkililere teslim edilecektir…
“Onbeşler”in isimleri…
Samsun Hançerli Mahallesinden Mustafa Suphi (TKP Başkanı), Üsküdar Ahmet Çelebi Mahallesinden Ethem Nejat (TKP Genel Sekreteri), Erzincanlı Aşçıoğlu Bahaeddin (Muallim), Uşak’ın Hacı Hüseyin Mahallesinden Kasım Hulusi, Sürmene’nin Asu Karyesinden Kıralioğlu Maksut, Cihangirli Hilmioğlu İsmail Hakkı (Doktor), Van Ercişten Ahmetoğlu Hayrettin (Nefer), Bandırma Manyas Nahiyesinden Hakkı Bin Ahmet Ali (Topçu Yüzbaşı), İstanbullu Emin Şefik (Mühendis), Kadıköylü Tevfik Bin Ahmet (Tayyare Yüzbaşısı), Manisalı Kazım Bin Ali (İhtiyat Zabiti), Erzincan’ın Akdağ Köyünden Hatipoğlu Mehmet, İzmir Tilkilikten Hacı Nustafaoğlu… Mehmet, Kandıralı Cemil Nazmi Bin İbrahim ve Mustafa Suphi’nin eşi Meryem (Maria)…
 
Yazıyı Bitirirken…
Böylece 1900’lerin başından itibaren ülkemizin ekonomi, sağlık, kültür ve eğitim alanlarında gelişmesine önemli katkılarda bulunan; kısacası Türkiye’yi çağdaş bir ülke haline getirecek fikirlere sahip ve uygulamalarıyla da bunların başarılarını bizzat gösteren Ethem Nejat, henüz hayatının en verimli döneminde katledilecekti…
Ethem Nejat, ülkemizin her yerinde heykeli dikilmesi gereken çok önemli bir şahsiyet olduğu halde, 1950’li yılların anti-komünist dalgası içinde bütünüyle unutulmaya terk edilecektir.
Ülkemizde Ethem Nejat’la ilgili çalışmalarda Rasih Nuri İleri ve Mete Tunçay başta olmak üzere birçok araştırmacının katkısı bulunmaktadır. Biz de bu yazıyı bu kaynaklardan yararlanarak hazırladık. Bunlara Ethem Nejat üzerine hazırladığı nitelikli doktora tezi nedeniyle Mehmet Salih Erkek’i de eklemek gerekir. 

1 Yanıt “Türkçüler En Büyük Vatanseverlerden Olan Ethem Nejat’ı Neden Bilmiyor?”

  1. İnanılmaz başarılar olağanüstü bir hayat ve kahredici bir son! Bu hiç değişmeyecekmi ! Yetişmiş insanımıza reva görülenler dün de bugün de,korkarım yarın da hiç değişmeyecek ! Kahroldum gözyaşlarımı tutamıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir